Kurban, Allah’ı gâye edinmektir
İslâm dünyasının önemli bölümü bizim gibi kurban diyor. Dinî istilahtaki karşılığı ise udhiye veya idhiye, yahut dahiyyedir. Çoğuluna adâhî denir.
Kurbanın manası yaklaşmak demektir. İslâmî bir ıstılah olarak Allah’a (c.c) yakın olmayı kastederek hayvan kesmeye denir. Muhtevası ve metafizik derinliği değişse de dinlerin ortak tezahürlerinden birisidir kurban sunmak.
Bu ibâdetin aslı da Hz. Âdem’in iki oğluyla başlamıştır. “Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Hani onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi ve ikisinden birininki kabul olunmuş, öbürününki kabul olunmamıştı.” (Maide: 5/27)
Malum olduğu üzere âyeti celilede kabul edildiği belirtilen kurban, Hâbil’in takdim ettiği koç bir kurbandı. Reddedilen kurban ise Kâbil tarafından sunulan ekindi.
İnsanlık kadar eski olan bu ibâdetin bütün dinlerin ortak tezahürlerinden birisini teşkil etmesi tabiîdir. Zira dinlerin önemli bir bölümü aslı tevhit olan Allah’ın (c.c) farklı peygamberlerle insanlara gönderdiği İslâm Dini’dir. Sonradan tevhit dini tahrif edilmiş, zamanla aslından uzaklaşarak ama bünyesinde asıl öğretilerden parçalar da taşıyarak sonraki nesillere aktarılmıştır.
Kurban, İslâm’ın şiarı olan önemli bir ibâdettir. Ulemanın çoğunluğuna göre hükmü kifâye olan sünneti müekkedir. Ancak Hanafî mezhebi zengin olanlara, gücü yetenlere vâcip olduğunu söyler. Zenginlik ölçüsü de, ihtiyacından fazla yaklaşık 81 gram altın veya buna mukabil para sahibi olmak olarak belirtilmiştir. Ergenlik çağına gelmemiş çocuklara kurban gerekmez. İhtiyacından fazla evi veya kiraları zenginlik ölçüsüne varacak ölçüde bulunan kimseye de kurban düşer.
Kurban, insanların ruh kıvamlarıyla, takvalarıyla ve bahusus niyetleriyle alakalı bir ibâdettir. Kişi kurban adarken mahza Allah’ı (c.c) gaye edinmelidir.
Lise yıllarındaydım. İbrahim amcam kurban etmek üzere çok alımlı ve iri bir koç almıştı. Baktığında insana sürur veren cinsten. Tabiî fiyatı da ona göre yüksekti. Oysa amcamın o sıralarda maddi durumu kötüleşmişti. Ben de yaşımın ve ilmimin yetersizliğinden olacak amcama daha ucuz bir hayvanı da kesebileceğini söyleme boşluğunda bulunmuştum.
O ise hayatımda hiç unutamayacağım bir cevap vermişti: “Eğer bir şey Allah’a adanacaksa o, cinsinin en iyisi olmalıdır.” O zaman her insanın ruh kıvamına, meseleyi tasavvur boyutuna göre Allah’a (c.c) kurban adadığını fark ettim.
Kurban keserken en önemli şey, niyetin sahih olmasıdır. Yani kalbin Allah’a yakınlaşmayı, O’nun rızasını kazanmayı kastetmesidir. İmam Buhari’nin sahihindeki ilk rivâyet olan; “Ameller niyetlere göredir” hadisinin anlattığı hakikat üzere. Zira kurbanın eti ve kanı Allah’a ulaşmaz, O’na ulaşan insanın niyetine içkin takvasıdır..
Kurban bayramlarında şahitlik etmişliğim vardır: Konu komşuya ayıp olmasın diye kurban kesenler var. Çocuklarımız başkalarının eline bakmasın diyenler var. Gösteriş için kesenler var. Et festivaline katılmak niyetiyle hayvan boğazlayanlar var. Et stoğu yapmak için hareket edenler de var. Bunlar zâhiren kurban olsa da, Allah indindeki hükmü; niyette hâsıl olan ne ise O’nun indindeki hükmü de odur fehvasıncadır...
Yarın kurban bayramını idrak edeceğiz. İmkânları olanlar kurbanlarını kesecekler. Dolayısıyla kurban kesen mü’minler niyetlerine başka şeyler bulaştırmadan mahza Allah’ın yakınlığını kazanmayı gaye edinmelidirler.
Zira âdet ve ibâdet arasındaki tek fark, niyettir. Niyet olmadığında o kurban bir âdete dönüşür. Vakit niyetlerimizi kuşanma vaktidir.
Not: Tüm Ümmet’in barış ve esenlik içinde kutlayacağı bayramların yakın olması duasıyla bayramınızı tebrik ediyorum..


