Kur’an en çok da indirildiği ayda okunur...
Sanal dünyanın insanı içine çektiği, varoluşun anlam dünyasından uzaklaştırıp oyaladığı ve kimi zaman insana kendisini bile unutturduğu bir vasatta insanın hakikatini hatırlaması, kendi derûnine bir yolculuk yapması, insan insan ilişkisi, insan kainat ilişkisi ve en önemlisi insan ve Allah ilişkisinin muhtevasını kavraması için Kur’an-ı Kerim’e yönelmesi elzemdir.
Kur’an Allah’ın (c.c) insana hakikati gösteren hitabıdır. Kur’an hakikattir. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’in Müslümanın hayatının merkezinde olması imanın bir gereğidir.
“İslâm sadece Kur’andır”, deyip Hz. Resûlullah’ı (sas) haşa bir ulak mertebesine indirenlerin gürültüleri Müslümanları Kur’an’dan uzak tutmamalıdır. Bunu söylüyorum zira kimi çevrelerde böylesi bir yanılgıyı görüyorum.
Kur’an kendisini okumaya, tefekkür ve tedebbür etmeye davet eder. Hadisler de mü’minleri Kur’an’la bütünleşmeye davet eder. Ben bu davetin sebebini anlatan aşağıdaki hadisi nazarlarınıza veriyorum.
İmam Tirmizi Hâris el-A’ver’in şöyle dediğini nakletti: “Mescide uğramıştım, gördüm ki insanlar (dünyevî) sohbete dalmışlar. Ali (r.anh)’ye gidip durumu haber verdim. Bana:
“Doğru mu söylüyorsun, öyle mi yapıyorlar?” dedi, Ben: “Evet, dediğim doğrudur” deyince; “Ben Resûlullah (sas)’in şöyle söylediğini işittim:
“Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!” Ben hemen sordum: “Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allah’ın Resûlü?” O da buyurdu ki:
“Allah’ın Kitabı’na (uymak)dır. O’nda sizden önceki (milletlerin ahvâliyle ilgili) haber, sizden sonra gelecek fitneler ve kıyamet ahvâli ile ilgili haberler mevcuttur. Ayrıca sizin aranızda (iman-küfür, taat-isyân, haram-helâl vs. nevinden) cereyan edecek ahvâlin de hükmü var. O, hak ile batılı ayırdeden ölçüdür. O’nda her şey ciddîdir, gâyesiz bir kelam yoktur. Kim, O’na inanmaz ve O’nunla amel etmezse, Allah onu helâk eder. Kim O’nun dışında hidâyet ararsa Allah onu saptırır.O Allah’ın sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir, O dosdoğru yoldur. O, kendine uyan hevaları koymaktan, kendisini (kıraat eden) delilleri iltibastan korur. Alimler ona doyamazlar.
Onun çokça tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez. İnsanı hayretlere düşüren mümtaz yönleri son bulmaz, tükenmez, O öyle bir kitaptır ki, cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar:
“Biz, hiç duyulmadık bir Kur’an dinledik. Bu doğruya götürmektedir” (Cin: 72/1).
Kim onunla konuşursa doğru söyler. Kim onunla amel ederse sevaba nail olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. Ey A’ver, bu güzel kelimeleri öğren.” (Tirmizi: 5/172, hn. 2906)
Bu rivâyet senedinde meçhul râvi de barındırdığı için teknik açıdan zayıf kabul edilmiştir. Ancak mana itibarıyla üzerinde ittifak edilen özlü bir Kur’an anlatımı yapmaktadır. ‘Kur’an müslümanca hayatın kalbinde niçin yer almalıdır’ın çok güzel bir cevabını vermektedir.
İbnu Mes’ud’un (ra.anh) naklettiği sahih bir hadiste de Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurur: “Kur’an-ı Kerim’den tek harf okuyana bile bir sevab vardır. Her sevap on misliyle (kayde geçer). Elif-Lâm-Mim bir harftir demiyorum. Aksine elif bir harf, lâm bir harf ve mim de bir harftir.” (Tirmizi: 5/175, hn. 2910)
Ramazan Ayı, manasıyla beraber Kur’an okumalarının kesifleşmesi gereken bir iklimdir. Hz. Peygamber (sas) Cebrail’e (as) bu ayda Kur’an’ı iki kez tilavet ederek arz etmiştir. Ramazan’ın son on gününe girerken bu fırsatı kaçırmamak gerekir.


