Kışkırtılan “beğenilme duygusu”
İnsan davranışlarını birçok faktörün yönettiği bilinir. Kişiden kişiye bu âmiller farklılaşabilir de. Birisinde fazla belirleyici olan bir âmil başka birisinde daha az belirleyci de olabilir. İnanç, gelenek, örf, alışkanlıklar, eğitim yoluyla edinilmiş ön kabüller ve bahusus moda; hepsi davranış sâiklerimizi etkiler.
Ancak mesele çağdaş dünyanın modern-postmodern insanı olunca asıl belirleyici âmil hangisidir acaba?
Çağdaş insan kendisine biraz tarafsız, objektif olarak bakabilse, yüreğini avuçlarının içine alıp kendisiyle yüzleşse ve; ‘benim davranışlarımı belirleyen en güçlü etmen nedir?’ sorusunu sorsa, ortaya sizce nasıl bir cevap çıkar?
Bu soruya, benim, etrafını anlamak ve anlamlandırmak üzere gözlemleyen bir eğitimci ve yazar olarak birden fazla cevabım mevcuttur. Ancak birinci sıraya, “kurgulanmış beğenilme duygusu”nu koymam icab eder.
Denebilir ki, beğenilme duygusu kadın ve erkek her insanda varolan fitri bir duygudur. Doğru. Özüne zerafet mündemiç kadınlarda bu duygu daha da belirgindir. Ancak bahsettiğim durum sadece insanın tabiatından neşet eden fıtri beğenilme duygusu değildir. Burada modern-postmodern insanla ilişkilendirerek yaptığım durum tesbiti, örgütlenen ve kışkırtılan gayri tabiî bir durumun altını çizer.
Bugün bütün bilimsel disiplinler finans kapitalizmin emrindedir. Bilim ürettikleriyle kapitalizmi sürekli büyütmeye ayarlıdır. Bu yüzden kapitalist sistemler maddi bir dönüşümü olmayan ilmî faaliyetleri desteklemezler.
Kapitalizm insanın ruhunu ezerek sınırsızca büyüyorsa bilimin sağladığı imkânlarla bunu başarmaktadır. Hukuku da, siyaseti de, ahlâk anlayışını da buna göre şekillendirir.
Araçsallaştırılan bilim birbirinden farklı medeniyet havzalarının zengin kültürlerini tek bir kültürde formatlayarak içlerini boşaltmakta, insanları çok uluslu şirketlerin ürettiği ürünlerin kölesi hâline getirmektedir. Bunu sadece sürekli yeni teknoloji üreterek yapmıyor elbette. Bu ürünleri sürekli satacağı pazarlar oluşturmak için uygun kültür de icat ederek başarmaktadır.
Doğu ile Batı’nın, Kuzey ile Güney’in insanları aynı filmleri, aynı müzikleri, aynı markaları, aynı kıyafetleri, aynı yiyecek ve içecekleri tüketiyorsa, evlerin içini ve dışını aynı tarzda dizayn ediyorsa bu kendiliğinden oluşmamaktadır. Finans kapitalizm bunları inceden inceye yönetmektedir.
Bütün insanlara sınırsız ürün sunabilmek ve satabilmek için bilimi kullanmaktadır. Özellikle de psikoloji disiplinini. İnsanın zaaflarını, korkularını, beğenilerini, onu harekete geçiren, motive eden faktörleri çalışan psikoloji disiplini bunları kapitalizmi büyütmek için ustaca kullanmaktadır.
İnsanlara ihtiyacı olmayan ürünleri ihtiyaç gibi gösterebilmekte, onun derinlerindeki zaaflarını insanın aleyhine kapitalizmin lehine kullanabilmektedir.
Fabrikalar, AVM’ler, modacılar, trend guruları bu zaafları belirli malları belirli zaman ve mekânlarda, tarzlarda tüketmeye nasıl yönlendiriyor sanıyorsunuz. İnsanlar reklamlar üzerinden çılgınca tüketime kışkırtılmaktadırlar. Sözün özü modern psikoloji disiplini bütün objektif olma iddialarına rağmen finans kapitalizmin emrinde çalışmaktadır.
Meselâ insanın fıtri olan duygularını, özellikle de “beğenilme duygusunu” kendisine karşı bir silah olarak kullanmaktadır. Beğenilmek istiyorsan finans kapitalizmin modacı ajanlarının belirlediği trendlere göre giyinip kuşanmak, tüketmek zorundasın. Beğenilme duygusu bu zeminde tapınılan puta dönüşmektedir..
Klasik erkek bu duygunun daha az kurbanı olur. Fakat postmodernitenin teşvik ettiği uniseks eğilimli erkekler ise bundan paylarına düşeni fazlasıyla alırlar. Çünkü uniseks konsepti erkeği de kadınsı davranmaya zorlamaktadır.
İnsanın zaaflarının kullanılarak mümkün olmayan sınırsız tüketmeye zorlanması insana mutluluk getirmiyor. Aksine bu tatminsizlik ve dolayısıyla mutsuzluk olarak geri dönmektedir. Böyle bir dünyada kanaatkâr olmak, elindekiyle mutlu olabilmek, başkalarına haset etmemek, kıskanmamak literatürden de insanın önceliklerinden de kalkar.


