Kıbrıs’ı anlamak
19 Nisan 2015’teKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Yüzde62,34 ile tarihindeki tüm seçimlerdeki en düşük katılım oranıyla seçimin yapılması dikkat çekiciydi. 7 adayın hiçbiri de yüzde 50 oy oranını aşamadığı için seçim ikinci tura kalmıştı.
26 Nisan 2015’te ikinci tur gerçekleştirildi ve Mustafa Akıncı yüzde 60.5 oy oranı ile Kıbrıs Türklerinin yeni Cumhurbaşkanı seçildi.
Tevafuk ben de tam bu iki seçim arasını Kıbrıs’ta geçirmiş ve beraber olabildiğim kişilerden birinci elden seçim süreci ve halkın eğilimleri hakkında malumatlar edinmiştim.
Orada bulunmamım sebebi Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde konferans vermek üzere davet edilmemdi. Farklı yerlerden gelen konuşma davetlerine de icabet ederek ada gerçeklerine dair daha fazla bilgilenme fırsatı da yakaladım.
KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “Yavru Vatan” yakıştırmasına itiraz etmesi adayı bilmeyenleri çok şaşırttı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da kızdırdı. Kıbrıs halkının seçtiği yeni cumhurbaşkanı neden Türkiye ile arasına mesafe koyuyor türünden sorular soruldu. Bunları anlayabilmek için Kıbrıs halkının Türkiye ve bahusus İslâm’la kurmuş olduğu ilişkinin biraz rengine bakmak doğru olacaktır.
Kıbrıs Hz. Osman döneminde fethedilmiştir. Mihmandarlarımız 83 sahabe mezarı olduğunu söylediler. Bunlardan ilk çıkarma esnasında Romalılar tarafından şehit edilmiş 7 sahabenin mezarını ziyaret edip Fatiha okumak da nasip oldu.
Daha sahabe döneminde İslâm’la ilişki kurmuş Kıbrıs’ta o günden bugüne bu ilişkide çok gelgitler yaşanmış. Ama kök değerlere aidiyet duygusu itibarıyla en büyük kırılmalardan birisini maalesef bizim elimizle 1974 yılı sonrası yaşamış.
1974 Barış Harekatı sonrası Kıbrıs halkının dini hassasiyetleri asker tarafından epey zayıflatılmış. Malum, katı laik hassasiyetleriyle öne çıkan dönemin askerleri Türkiye’de yaptıkları gibi toplumu modernleştirmeye ulus devlet anlayışını halka empoze ederek başlamışlar. Uygulanan katı laik projelerin zamanla halkın Ana Vatan’a karşı beslediği aidiyet duygusunu da azaltacağını pek hesaplayamamışlar.
Görüştüğüm yerli Kıbrıslılardan 74 öncesi Türklerin daha dindar olduklarını, kadınların önemli ölçüde tesettür ve kıyafetlerine dikkat ettiklerini ama bunun asker eliyle neredeyse yok edildiğini üzülerek öğrendim. Adanın başına kumarhane ve gece kulüpleri de bu dönemde bela edilmiş.
Manidardır, adanın Müslüman kimliğinin tescili ve tapusu hükmündeki kimi tarihî Müslüman mezarlıklarını da yok etmişler. Kısacası Türkiye’de de dayatılan dini dışlayan ulusalcılık uygulamaları orada daha başarılı uygulanmış. Muasırlaşmak modernleşmek ise eğer, Kıbrıs halkının önemli bir bölümü bunu modernitenin öncüleri olan İngilizlerle yapmayı daha avantajlı bulmuş.
Sözün özü, 74 sonrası Türkiye döneminde adanın Müslüman nüfusunun dinle kurduğu ilişki İngiliz ve Rum döneminin çok gerisine düşürülmüştür. Yapılan yanlışları tashih etmek ve Kıbrıs’ı manen güçlendirmek hem oradaki kardeşlerimize karşı görevimizdir hem de jeo-stratejik konumu itibarıyla elzemdir.
AK Parti döneminde bu meyanda ilahiyat fakültesi ve imam hatip lisesi açmak gibi güzel adımlar atılmıştır ama yeterli değildir. Evvelemirde STK ve cemaatlerin oraya özel ilgi göstermesi gerekir. Meselâ İslâmî temsiliyet gücü yüksek hocalar, özellikle de yüksek lisans ve doktora talebeleri göndermek gerekir.
Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Çapak, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Ümit, Yrd. Doç. Dr. Yusuf Suiçmez hocalara göstermiş oldukları misafirperverlikten dolayı müteşekkirim. Büyükelçiliğimizin mümtaz şahsiyetlerinden Samettin Öztürk Bey’e ve ailesine de ayrıyeten teşekkürlerimi sunuyorum.


