--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kendinden nefret eden aydınlar

Serdar Demirel
Serdar Demirel

 

Salı günü İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda bir intihar bombacısının gerçekleştirdiği terör saldırısında 10 kişi hayatını kaybetti, 15 kişi de yaralandı. Hayatını kaybedenlerin 8’i Alman vatandaşıydı. Yaralılar arasında kritik durumda olanlar var ve dolayısıyla ölü sayısı artabilir.

Çok kısa sürede fâilin ismi, hangi örgüt adına eylem yaptığı ve Suriye kökenli olduğu belirlendi. Bütün dünya medyası olayı canlı yayınlarda flaş haber olarak verdi. Çoğu ton olarak Türkiye karşıtı sayılabilecek bir muhtevadaydı. Meselâ BBC, İstanbul için, “korunaksız şehir” diyordu.

Sultanahmet’te bomba patlar patlamaz ve henüz ne olduğu, eylemi kimin niçin yaptığı belli değilken kimin, niçin ve nasıl tavır alacağı ise neredeyse belliydi. Bundan dolayı olayın ilk saatlerinde sosyal medyada; ‘Canlı bomba DAEŞ’li çıkarsa özellikle de sol meşrepli muhaliflerin hükümeti topa tutacakları, DHKP-C’li çıkarsa olayı görmezden gelecekleri, PKK’lı çıkarsa ise barış mavalları okuyacakları’ yazılıp çizilmeye başlandı. Sonuç tam da öngörüldüğü gibi oldu.

Çünkü halkımız yeminli hükümet muhaliflerini tanıyor, hangi olay karşısında nasıl tavır takınacaklarını gayet iyi biliyor. Bunlara güvenmediğinden de seçimlerde oy vermiyor. 

Sultanahmet’teki terör olayından bir gün önce PKK terörüne ve HDP’nin baskı ve tahakküm siyasetine destek bildirisi yayınlayan o cenahtan 1100 akademisyeni gördük. Bir akademisyen olarak utandım ben.

Utanç duydum, çünkü YÖK’ün konuyla ilgili yaptığı açıklamada söylediği gibi; “Bir grup akademisyen tarafından yayımlanan devletimizin, Güneydoğu’da sürmekte olan teröre karşı mücadelesini ‘katliam ve kıyım’ olarak niteleyen bildiri, tüm akademi camiasını zan altında bırakmaktadır.” 

Dünyanın başka hiçbir yerinde ülkesine savaş açmış, terör estiren bir örgüte bu kadar açıktan destek verildiğini göremezsiniz. Kişinin mesleği ve statüsü ona teröre destek verme imtiyazı sağlamaz, sağlamamalı. Akademik özgürlük teröre destek vermeye gerekçe olamaz.

Bu akademisyenler aslında Türkiye’yi çok öykündükleri Batı’ya şikayet ediyorlar. Oradaki insan hakları kuruluşlarını, siyasileri, akademisyenleri kendi ülkeleri aleyhine harekete geçmeye çağırıyorlar.

Daha önceden de devlet DAEŞ’i destekliyor diye propaganda yapıyorlardı. Paralelin polis, savcı ve asker elemanları bunun delillerini sunmaya çalışmıştı. Ülke DAEŞ’le mücadele ederken de başımızı niçin belaya sokuyorsunuz diye ünlemeye başladılar. Ülkeyi zarara sokma pahasına hükümeti yıpratmaya çalışıyorlar.  

Akademisyenler meselesine geri dönelim. Bunlar kendinden nefret etme sendromu yaşıyorlar. Burada birey olarak kendinden nefret etmekten bahsetmiyorum elbette. Zira birey olarak egosu şişkin bu zevatın önemli bölümü narsist sınırlarda geziniyor. Benim kastettiğim kendinden nefret etme hâli; ait olduğu coğrafyadan, toplumun kök değerlerinden, tarihinden, dininden ve insanından nefret etme hâlidir..

Bu aydınlarımız halkı sevmiyor. Sevmediği için de onların değer yargılarına, siyasi iradelerinin tecelli ettiği parlamentoya nefret besliyorlar. Bu nefret teröre arka çıkacak boyutlara varmış durumdadır. Bunların hocalık yaptığı nesiller açıkça tehdit altındadırlar. 

Sultanahmet terör saldırısından sonra Türkiye’nin Batı’yla karşı karşıya gelebileceğini hesaplamaya başlamışlardı ki Almanya Başbakanı Merkel’den bir açıklama geldi:

“Sultanahmet’teki terör saldırısında ölenler arasında Alman vatandaşları var. Türk halkıyla yan yanayız, terörle mücadele konusunda... Türk halkı arkalarında olduğumuzu bilsin. Başbakan Davutoğlu’ndan saldırı hakkında bilgi aldım. Türk yetkililer ile terörle mücadele konusunda bir araya gelerek görüşmek üzere sözleştik.”

Bunlar ne yazık ki bir Merkel dahi olamıyorlar...

 

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle