--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Irak işgalinden Brüksel’e uzanan yol

Serdar Demirel
Serdar Demirel

Ne oluyoruz? Nedir bu terör dalgası? Kadın, yaşlı, çocuk, sivil asker ayırımı yapmayan bu kör şiddetin arkasında ne var? 

Bu süreci Soğuk Savaş’ın gâlipleri başlattı. Asıl tırmanış ise Irak’ın işgal edilerek Ortadoğu’nun kaosa itilmesiyle gerçekleşti. Biraz Irak işgalini hatırlayalım önce.  

20 Mart 2003 tarihide, ABD, müttefiki 35 ülkenin askeri desteğini ve 15 ülkenin de siyasi desteğini alarak Irak’ı işgal etti. Bu ülkelerin başında da Avrupa ülkeleri gelmekteydi. BM ve dünyanın diğer kesimi de bu işgali engelleyemedi.

11 Eylül eylemlerini El Kâide yapmıştı. Öyle diyordu ABD. Kısa sürede Irak’ı işgal etti. Ama masa başında planlandığı gibi gitmedi işler. Sosyoloji askerlerin mantığına paralel çalışmadı.

Amerika, işgaline gerekçe olarak Irak’ın nükleer silahlarını ve Saddam Hüseyin’in El Kaide ile irtibatını ileriye sürüyordu. Aksini iddia edenleri ise; “Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle” diye tehdit ediyordu. Lâkin sonraları ABD’nin de itirafıyla iddiaların tümü asılsız çıktı. 

ABD kullanım tarihi geçmiş bombalarıyla en sofistike yıkıcı yeni silahlarını burada şehirler üzerinde kullandı. Uluslararası kanunlara göre yasak kimyasal silahları dahi kullandı. Toprağı zehirlediler, kanser ve çocuk hastalıkları başta olmak üzere birçok öldürücü hastalık Iraklılara musallat oldu. 

1.2 milyondan fazla sivilin öldüğü, başta Bağdat ve Fellüce olmak üzere nice şehirlerin tahrip edildiği, altyapılarının çökertildiği, tarihi zenginliklerinin yağmalandığı, 7 milyon civarında Iraklının evini-barkını terketmek zorunda kaldığı bir realiteden bahsediyoruz. Bu zorunlu göçler hem ülke içinde hem de ülke dışına beraber yaşandı.

Iraklılar; yıllardır içecek su bulamıyor, petrol zengini bir ülkede petrol istasyonlarında kuyruklar oluşuyor, hastahâneler gerekli malzemeden ve ilaçtan yoksun, elektrik kesintileri had safhada, akan kan bir türlü durmuyor, işsizlik oranı içler acısı..

Koca ülke mezhep ve etnik temelli bölünmüş. Yönetim fanatik Şiîlere devredilmiş. O günleri hatırlayanlar bilirler. ABD Irak’ı işgal ederken Şiî dinî merciler ABD askerlerine karşı gelmemeleri konusunda Iraklı Şiilere yönelik fetvalar yayınladılar. 

Irak – İran savaşında İran saflarında savaşmış Şiî Dava Partisi’ne Irak teslim edildi. Bu parti de Irak halkının maslahatlarına göre değil, tamamen İran’ın stratejileri ve dar mezhep çıkarları saikleriyle hareket etti ve ediyor.. 

Irak halkının Sünnî kesimi işgalin ilk yıllarında büyük bir direnç gösterdi. Zamanla El Kaide buraya yerleşmeye başladı. Yıllar sonra da coğrafyadaki sosyo-politik ve sosyo-psikolojik realiteler DAEŞ’i El Kaide içerisinden ortaya çıkardı. 

Birinci soru: Eğer Irak işgal edilmeseydi DAEŞ diye bir garabet yapı ortaya çıkar mıydı?

Arap Baharı’yla beraber Arap halkları hür iradeleriyle kendi yöneticilerini seçmek istediler. Libya’nın hâli pür melâli ortada. Mısır’da halkın hür iradesiyle seçilen Muhammed Mursi askeri darbeyle devrildi. Batı buna darbe dahi demedi. Darbeciler bu destek eşliğinde binlerce sivili katletti, onbinlercesini hapislere tıktı, nice idam kararları verildi.

Suriye’de de diktatör Esad sivil halkın üzerine ateş kustu. Halk ayaklandı. Silahlandılar. Bunların büyük bölümünü de mutedil İslâmî yönelişli yapılar oluşturmaktadır. 

Önce muhaliflere destek veren Batı, var olan siyasi ve güç dengeleri kompozisyonundan Suriyeli laikler iktidara gelemeyecek endişesiyle savaşın ömrünü uzatmaya başladı. Bir de baktık ki DAEŞ Suriye’nin üçte birini ele geçirmiş. Hangi istihbarat gücünün ne kadar bu işin içinde olduğu tartışması uzmanlarının işi. 

Ancak biz ikinci sorumuzu soralım: Eğer Suriye’de halkın hür iradesiyle belirleyeceği bir yönetim şeklinin oluşmasına izin verilseydi DAEŞ bu kadar güç kazanabilir miydi? İstanbul’dan Brüksel’e bu kanlı eylemleri gerçekleştirebilir miydi?

Ölene kadar terörist DHKP-C lideri ve kurucusu Dursun Karataş’ı kollamış, Özdemir Sabancı suikasti sanığı Fahriye Erdal’ı koruyan, en üst düzey PKK yöneticilerine kucak açan ve daha geçen gün Ankara’daki kanlı terör eylemi ortadayken Brüksel’de Türkiye Başbakanı’nın gözüne sokarcasına PKK’ya çadır kuran Belçika, bundan sonra iyi terör kötü terör ayrımından vazgeçer mi?

 

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle