İlgisiz kaldığımız gelmekte olan felâketler
Küresel ısınmanın yol açtığı felâketler ve çözüm yollarını tartışmak üzere neredeyse bütün dünya liderleri Paris’te bir araya geldiler. Gezegenimiz artık çözümü ertelenemez bir ısınma tehdidiyle karşı karşıya çünkü.
Tüm insanlığı tehdit eden bu sorun, bahusus sanayileşmesini tamamlamış modern ülkelerin kendi eliyle ürettiği bir sorundur. Hayata “bilimsel dünya görüşü” perspektifinden bakan, meselelerini bilimle çözme iddiasındaki modern insan maalesef bu krizi aşmakta aciz kalmıştır.
İşin garip tarafı da bütün dünya liderlerini bir araya getirecek kadar önemli bir meselenin halkımızın gündemine girememesi. Sanki çevre meselesi birtakım çevreci grupların meselesiymiş gibi davranılıyor. Özellikle de işi haber yapmak olan ulusal basının zirveyi asıl amacı dışında görmesi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin’in zirvede görüşüp görüşmemesi, liderlerin vücut dili, gazetecilerin liderlere soruları vs. tamam da, zirvenin asıl meselesi olan küresel ısınmanın kendisi niye gündem yapılmadı?
Medyanın bu zirveyi fırsat bilip insanları gelmekte olan felâketlere karşı uyarması ve bir duyarlılık oluşturması gerekirken, lokal meselelerle asıl gündemi perdelemesi mânidar değil mi? Sanki bu kriz bizi hiç ilgilendirmiyormuş gibi!
Bahsettiğimiz meselenin özeti şu: Bilim adamları, küresel ısınmayı fabrikalar ve tarım alanlarından salgılanan ve emisyon olarak adlandırılan gazların dünyanın atmosferinde sera etkisi yaratmasına ve Güneş’ten gelen enerjinin bir kısmının atmosferde hapsolmasına bağlıyor.
Bunun doğurduğu sonuçlar da alarm zillerini çalacak boyutlara ulaşmış bulunmaktadır. Çünkü hava sıcaklığındaki artış gezegenimizdeki hayatı tehlike sınırlarında etkilemektedir. Çünkü ısınmaya bağlı olarak meydana gelen hortumlar, fırtına ve kasırgalar, kuraklıklar kitlesel açlık ve ölümlere yol açmaktadır.
Ayrıca buzulların erimesi sebebiyle deniz seviyesi yükselmektedir. Bu önlenemezse eğer, deniz seviyesindeki ülkeler yok olmakla karşı karşıya kalacaklardır. Bu da yüzmilyonlarca insanın ülkelerinden kaçıp diğer ülkelerin sınırına yığılması demektir.
Suriyeli 700 bin insanın Avrupa Birliği ülkelerine yönelmesinin bile nasıl büyük krizleri doğurduğunu düşünürsek, su altında kalma riski altındaki bir Bangladeş’in 180 milyonluk nüfusunun göç etmeye başlamasının nelere yol açacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.
Küresel ısınmadan en çok sorumlu olan ülkeler daha çok gelişmiş ülkelerdir. En fazla sera gazı üreten 10 ülke ise, dünyadaki toplam sera gazı salınımının yüzde 70’inden de sorumlu olan ülkelerdir.
Bunlar: Çin 24%, ABD 12%, AB 9%, Hindistan 6%, Brezilya 6%, Rusya 5%, Japonya 3%, Kanada 2%, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1.5 % ve Endonezya 1.5%.
Meselenin müsbet yanı, sorunun sebepleri de, ısınmayı önlemek için yapılması gerekenlerin de bilimsel olarak bilinmesidir. Bunların başında da sera gazı salınımını kontrol altına almanın yolları ve imkânları geliyor.
Meselenin menfî tarafı ise, yeteri kadar bilgiye ve donanıma sahip olan modern ülkelerin bu sorunu çözmek için gerektiği kadar fedekârlık yapma iradesi ve kararlılığına sahip olmaması. Çin ve Hindistan gibi sorunun kaynağı olan ülkeler, sorunun asıl müsebbibi olan gelişmiş ülkelerin sorumluluğuna dikkat çekerken kendileri gibi gelişmekte olan ülkelerin bir süre daha tolere edilmesi gerektiğini savunmaktalar.
Gelişmiş ülkeler ise her zamanki gibi üzerlerine düşeni tam olarak yapmıyorlar. Gelişmekte olan ülkeleri kendileri kadar sorumluluk almaya çağırıyorlar!
Tüm ülkelerin ve insanlığın aynı gemide olduğunu, dolayısıyla her ülkenin elinden geleni yapması gerektiğini, aksi takdirde bütün insanlığın bunun bedelini beraber ödeyeceğini anlamaları gerekmektedir. Bencilliğin ve daha fazla büyüme hırsının büyük felâketleri kaçınılmaz kıldığı hakikatiyle yüzleşmek sorunun çözümü için şarttır.


