Husiler gerçeği
Husiler, Yemen’de nüfusun yüzde 30 civarını teşkil eden Zeydiye fırkasının Carudiye koluna müntesip kesimdir. Zeydiye fırkaları arasında da Hz. Ali’nin Allah Resûlü’nden (sas) sonra nassla tayin edilmiş imam olduğu inancını savunan İran’ın devlet mezhebi İsna Aşariyye / Caferilik fırkasına bu meyanda en yakın duran fırkadır.
Diğer Zeydi fırkalar Ehl-i Sünnet’e yakın dururken Carudiye Caferilere nisbeten daha yakın durmaktadır. İtikat sistemi olarak ise birçok inanç prensibiyle Mutezile’ye yakındır. Hz. Ali’nin imamet meselesinde de İsna Aşeriyye’den farklı olarak Hz. Ali’nin açık âyet ve hadis nasslarıyla imam tayin edilmediğini ve fakat işaret yoluyla tayin edildiğini savunmaktalar. Bu inanç onları diğer Zeydiye fırkalarından ayrıştırmakta ve Caferilere yakınlaştırmaktadır.
Asırlardır Yemen’in Saada şehrinde mukîmdirler. Hareketin dün olduğu gibi bugün de önemli merkezi burasıdır.
Carudiye taifesinin tarihte nasıl ortaya çıktığı, Abbasi ve Osmanlı dönemlerindeki duruşları ve modern dönemde oynadıkları rol hakkında bilgilenmek bugün Yemen iç savaşını anlamak ve gelecekte Husilerin nasıl siyasi ve içtimaî pozisyonlar alacağını kestirmek açısından önemlidir. Bu tür konuları dergilerin geniş makalelerle ele alması önemli bir boşluğu dolduracaktır.
Günümüze gelecek olursak, Husilerin Caferileşme ve İran’ın nüfuzuna girme süreçleri İran devrimi sonrasına rastlar. Bu süreçte de özellikle Bedreddin Husi profili üzerinde önemle durmak gerekir.
2004’te Yemen askerleriyle girdiği bir çatışmada ölen Bedreddin Husi, İran’ın dinî eğitim merkezi olan Kum şehrinde eğitim görmüş ve bu hareketin İsna Aşariyye ekolüne eklemlenmesinde önemli rol oynamıştır.
Bu yıllar Suudi Arabistan’ın da İran devrim yayılmacılığından korktuğu ve Şiîliğin ideolojik yayılmasına karşı kendi selefi ideolojisini konuşlandırdığı yıllardır. Hem kendi Şiî nüfusundan hem Irak ve Yemen’deki Şiîlerin İran’ın etki alanına girerek kuşatılmaktan tedirgin olduğu için Saddam Hüseyn’i sonuna kadar desteklemiştir. Dolayısıyla da Caferileşme sürecine giren Husilerle yıldızı barışmamıştır.
Husilerin İran desteğiyle Yemen’de yaptıkları askeri darbe Suudi Arabistan’ı korkularında haklı çıkarmıştır. Zira Ümmetçi değil, Şiîlik ideolojisiyle mecz edilmiş İran ulus devleti bir imparatorluk kurma peşindedir. Son operasyon Suudi Arabistan ve diğer petro dolar şeyhleri için bıçağın kemiğe dayandığı noktadır.
Husiler kısa sürede göstermiş oldukları başarıyı, Yemen halkına, İslam ve Müslümanlar için mücadele ettiklerinden Allah’ın kendilerine açık yardımı olarak sunmuşlardır. Bu propaganda savaşında kabile asabiyesini de kullanarak belli başarılar da elde etmişlerdir.
Hareketin Hizbullah yöntemlerini kullandığı biliniyor. Hareketin lideri de Hasan Nasrallah’ı kendisine rol model almakta. Koalisyon uçaklarının bombalamalarının da onlara çok ağır hasar verdiği söylenemez. Husiler silahlarını Hizbullah’tan öğrendikleri taktiklerle gizliyorlar. Küçük gruplar halinde hareket ediyorlar. Coğrafyanın karakteri de onların lehine bir unsur. Zira bölge aşiret ve dağlık yapısıyla Afganistan karakterini yansıtıyor.
El Cezire Arapça’nın fenomen program sunucularından Dr. Faysal Kasım’ın Yemen operasyonu sebebiyle başlayan operasyon karşıtı tartışmalara dair Facebook hesabından paylaştığı şu mesaj Ortadoğu’da köşeye sıkıştırılmış Ehl-i Sünnet topluluklarının genel algısını yansıtması açısından mânidardır:
“Arapların Arap Yemen’e müdahale etmesi haramdır. Ancak Farisilerin Arap Irak’a, Arap Suriye’ye, Arap Lübnan’a ve Arap Yemen’e Arapları boğazlamak için müdahale etmesi caizdir!”
Arap Sünni dünyasını biraz takip edenlerin bu kanının ne kadar hâkim olduğunu bilirler. Petro dolar şeyhlerinin elbette Sünniliği temsil gibi bir pozisyonları yoktur. Buna rağmen bu operasyon geniş kabul görmüştür.


