Hedefte İstanbul da var
“Müttefik Devletler” kavramı, mücadele ve rekabet içinde olan güçlerin kendilerini korumak ve güçlerini artırmak üzere oluşturdukları birliğe denir. Daha çok savaşla beraber anılır. Soğuk Savaş döneminde Türkiye NATO içerisinde yer alarak bu birlik içerisindeki ülkelerle sosyalist blok ülkelerine karşı ittifak kurmuştu.
Ancak bugün gelinen aşamada Türkiye’nin sınırlarını koruması gereken müttefiki NATO, müttefik olmaktan çıkmış Türkiye’nin sınırlarını değiştirmek üzere planlı hareket eden, bunun için terör örgütlerini bile desteklemekten çekinmeyen ikiyüzlü bir birliğe dönüşmüştür.
Irak’ın, Yemen’in, Suriye’nin bölünmesi tehlikesinden bahsederken bugün aynı tehdidin Türkiye’ye yöneldiğini görüyoruz. Terör örgütlerinden kokteyl oluşturup Türkiye’yi vurmaya, bölmeye çalışan bir yapı olup çıktı NATO.
Gezi eylemleriyle üst üste kaos çıkarmak için her türlü yolu denediler. 15 Temmuz gecesi malum ihanet çetesine darbe girişimi yaptırdılar, velâkin halkın güçlü iradesi bu tehlikeli hamleyi püskürttü. Yine gelecekler, şüpheniz olmasın.
Suriye’de savaşın ömrünü uzatarak Suriye’yi taş devrine çevirenler, Irak, Yemen ve Afganistan’ı fiilen bölmüş durumdalar.. Artık gizlemeye bile gerek duymuyorlar, Türkiye’yi küçültmek ve mümkünse haritayı yeniden çizmek niyetindeler. Niyeti hayata geçirmek üzere işe koyulmuşlar bile...
Nihâî hedefte İstanbul bile var.
Nasıl mı? İstanbul, Batı dünyasının asla vazgeçmediği kızıl elmadır. 7 asır Müslüman hâkimiyetinden sonra Endülüs’ü ele geçirip Hıristiyanlaştıran Batı, bu tecrübenin İstanbul için de tekrar edeceğine inanmaktadır. Eğer Türk-Kürt, Alevî-Sünnî, laik-anti laik çatışmasını çıkarmayı başarabilirlerse İstanbul’u ele geçirmeyi deneyecekler.
PKK bunun için bütün yan kuruluşlarıyla; medya, sivil, siyaset ayağı olduğu gibi Suriye ve Irak’taki PYD gibi askerî yapılanmasıyla, ittifak içine girdiği sol terör örgütleriyle beraber Türkiye’yi bölmeye çalışıyor. Hendek savaşlarında şehirleri işgal etme girişimine girdi, ağır bir yenilgiyle karşı karşıya kaldı ama vazgeçmedi.
PKK’nın bunu ABD başta olmak üzere Almanya ve diğer Batı ülkelerinin desteğiyle yaptığına kuşku yok. PKK’nın taraftarlarına baharda bir devlet kuracakları sözü vermesi, üst aklın PKK’ya verdiği sözden başkası değildir.
Batılılar şöyle düşünüyor: Türkiye’nin Doğusunda kanla bir “katı-laik sol tandaslı PKK devleti” kurulursa, yaşanan savaş Türkiye’yi çok yıpratacak, dış müdahalelere karşı direnme tâkatı kalmayacaktır. Kürtler sadece Doğu’da yaşamıyorlar. Türkiye’nin Batısındaki bütün metropollerde yaşamaktalar. Sadece İstanbul’da 3 milyon civarında Kürt vatandaşımız yaşamaktadır.
PKK’ya bir devlet kurdurulabilirse bu çatışmalar Türkiye’nin Batısına da sıçrar. Ağır kayıplar verilir. Arkasından Kürt halkı PKK kontrolündeki bölgeye göç etmeye zorlanır. Böylece İstanbul boşaltılmaya, bitkin ve savunmasız kalmaya mahkûm olur. Büyük Türkiye’yi yutamayacaklarını bildiklerinden küçük lokmalara ayırarak yutmaya çalışmaktadırlar.
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar Batı’nın müttefik olmaktan çıktığını açıkça söylüyor artık. En son Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Almanya’nın her zaman Türkiye’den değil, Türkiye karşıtı olan inisiyatiflerden yana olduğunu, bugüne kadar 4 binden fazla PKK’lıyı istediklerini ancak birinin bile geri verilmediğini, PKK’lıların Almanya’nın her yerinde örgüt için para topladığını ifade etti.
İsviçre’den iki “terörist” istediklerini ve bu iki “terörist”in de Almanya’ya sınırdışı edildiğini, DHKP-C’lilerin de Almanya’da faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydeden Çavuşoğlu, “Tüm teröristlerin Almanya’yı tercih etmesi tesadüf değildir. Şimdi FETÖ’cülere kucak açan bir Almanya. Türkiye’de tüm terör faaliyetlerini gerçekleştiren teröristlere en çok desteği veren ülke Almanya”, diye konuştu.
Sözde müttefik Batı’nın genel durumu bu. Ancak Batı bütün oyunlarına rağmen Türk-Kürt kardeşliğini yıkamamıştır. PKK’nın nasıl bir maşaya dönüştüğünü açıkça gören halk da beraber yaşamaktan yana tavrını açıkça ortaya koymuştur. Siyasilere ve kanaat önderlerine düşen de bu iradeyi güçlendirmeleridir.


