Fas, Türkiyeli yatırımcıları bekliyor
Geçen yazımızda Fas izlenimlerimizi yazmıştık. Doğrusu Fas’ı bir köşe yazısına sığdırmak mümkün değil. Ancak ‘bir şeyin tamamı elde edilemiyorsa, tamamı da terkedilmez’ kaidesi gereği bir yazı daha yazmak ve bazı hususları parça parça da olsa sizlerin dikkatine sunmak arzusundayım.
Fas Krallığı Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Sayın Lahcen Davudi ile görüştük. Bize, Batı ile görüştüğünüzde mütevazı olmayın nasihatinde bulundu. Çünkü dedi, “Siz mütevazı olduğunuz zaman onlar bunu zayıflık olarak anlıyorlar. Onların anlayacağı tarzda, onlarla aynı seviyede durarak konuşun. Medeniyetinizden, dininizden özür dilemeyin. Tarihte özür dilenecek ameller ararsanız onların bizim yüzümüze bakacak yüzleri olamaz” dedi.
Bu özgüvene sahip bir bakanın varlığını Fas adına önemsedim. Sayın Davudi, eğitim sahasında Türkiye’yi Fas’ta güçlü olarak görmek istediklerini özellikle belirtti. Türkiye halkı, ilgili kurumlar dedi, gelsin buralara yatırım yapsın. Küçük yatırımlarla uğraşmasın, Türkiye’ye yakışır büyük yatırımlar yapsınlar. Özellikle de eğitimde. Bunu bir mesaj olarak iletmeyi bir görev bildim.
Sonra ilgili kişilerden devletin Türkiye’den bu tür yatırım yapanlara arazi tahsis edebileceğini öğrendim.
Fas Krallığı, kanaatime göre ayrıca üzerinde durulması gereken önemli bir karar almış. Ülkede hakim olan Fransız eğitim ve dil geleneğini İngiliz eğitim ve dil geleneğiyle dengelemeye karar vermiş. Bunun için de yüzde yüz İngilizce eğitim veren Al Ehaveyn ve Biritish University gibi üniversiteler açmış. İngilizce öğrenmeyi orta eğitimde seçmeli dersler arasına koymuş ve bu dilin eğitimini teşvik etmiş.
Fas’ta İslâmî ilmî geleneği ise daha önce ziyaret etmiş olduğum Tunus’la kıyasladığımda daha güçlü buldum. Gelenekten kopmamışlar. Yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim veren Daru’l Hadis Haseniyye’yi çok beğendim meselâ. Türkiye’de fazla bilinmeyen bu kuruma başarılı ilahiyat mezunlarını göndermek gerek. Binası ise tam bir Endülüs-Mağrib sentezi. Muhteşem..
Eskiden bir ülkeyi ziyaret ettiğimizde temasa geçtiğimiz insanlar Türkiyeli olduğumuzu öğrendiğinde oralarda bilinen futbolcular ve futbol takımları üzerinden bizimle diyalog kurmaya çalışırlardı. Hasan Şaş, Galatasaray vs. derlerdi. Son birkaç yıldır bu iyice değişmiş durumda. Artık bu diyalog Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan üzerinden kuruluyor.
Gittiğimiz her yerde Erdoğan diyorlardı. Alışveriş yapmak üzere girdiğimiz dükkanlarda Erdoğan hatırına fiyat indiriyorlardı. Müslüman ülkelere gittiğinizde Erdoğan’a karşı ilgiye şaşırıp kalıyorsunuz.
Fas’ın Kazablanka şehrinde eğitim veren Biritish University’nin konuğu olduk. Üniversitenin Başkanı Prof. Tarık Ubeyd bize, o sabah erken saatlerde Tayyip Erdoğan’ın “Babama sordum: Biz laz mıyız, Türk müyüz?” videosunu izlediğini ve çok etkilendiğini söyledi. Ümmetin umudunun kıblesi Türkiye, dedi.
Erdoğan’ın o konuşmasının o kısmı Arapça alt yazı ile internete konmuş. Videoyu izleyen Araplar müthiş heyecanlanmış. O konuşma karşılığını Türkiye’den çok Araplar arasında bulmuş. Şunu açıkça görüyorsunuz; siz bir adım attığınızda Müslüman coğrafyada bu karşılığını buluyor. Elbette oralarda da ruhen medeniyetinden kopanlar, aidiyet duygusunu yitirenler var. Ama halkın kahir ekseriyeti bunlara iltifat etmiyor.
Anlatacak çok şey var aslında, ama yerimiz yok. Şunun altını tekrar çizmek isterim. Üniversitelerimiz, özellikle ilahiyat fakültelerimiz Fas’a açılmalılar. Aynı şekilde turizm şirketleri, iş adamları buraya yatırım yapmalı. İki ülke arasındaki iyi ilişkiler ve daha önemlisi halk psikolojisi buna çok müsait.


