Dünya hayatı
İnternette gördüğüm bir Çinlinin fotoğrafı bana Kuala Lumpur’daki karşı komşumu hatırlattı. Aynı apartmanda karşılıklı oturunca sık sık karşılaşıyorduk. Zamanla selamlaşmaya, hâl hatır sormaya başlamıştık.
İşine, dünyalık biriktirmeye kendisini çok kaptırmıştı. Bana hâl hatır sorarken bile dünyalıklarla ilgili soruyordu. Çok çalışmak, çok biriktirmek belki de hayatının gayesi olmuştu. Genç ve hırslıydı. Yıllarca ne biz onları ne de onlar bizi rahatsız etti.
8 yıl komşuluk yaptık. Oradaki son yılımda kendisini bir süre görmemeye başladım. Herhâlde bir yerlere gitmiştir diye düşündüm. Eşi, yaşlı annesi ve biri kız diğeri erkek iki küçük çocuğuyla beraber yaşıyordu.
Bir gün üniversiteden eve dönüyordum. 8. kattaki dairemin koridoruna ulaştığımda karşımdaki manzara sebebiyle olduğum yerde öylece kaldım. O kısa ânda dünya hayatının manasızlığı ve insanın çaresizliği zihin dünyama üşüştü. O kısa zaman diliminde kendi hayatımı sorgulamış, küçük bir muhasebe bile yapmıştım. Kısa sürede nasıl olurdu da komşum bu kadar değişmişti..
Bir bastona tutunarak ayakta durmaya çalışıyordu. Hanımıyla yaşlı annesi her biri bir koluna girmiş, onu ayakta tutmaya çalışıyorlardı. Komşumun boydan aşağı yarısı felç olmuştu. Yüzünün ve bedeninin yarısı tutmuyordu. Kendisini öyle görmemi istemediğini anladım. Yine de geçmiş olsun dedim. Kalp krizi geçirmiş. Benim gördüğüm hâli düzelmiş hâliymiş. Benim görmediğim dönemlerde hastahanede yatıyormuş.
Doktorlar her gün egzersiz yapması lazım dediklerinden ailesi zorla koridora çıkarmış. Aslında kimsenin kendisini öyle görmesini istemiyormuş. Hayata küsmüş olsa da ailesi hayata tutunsun diye uğraşıyor. Ben Türkiye’ye kesin dönüş yaptığımda da maalesef durumu düzelmemişti.
İnternette gördüğüm bir Çinlinin fotoğrafı nedense bana eski komşumu hatırlattı. İnsanın dünya serüveni aslında her hikâye anlatılırken söylenen, “bir varmış, bir yokmuş”tan ibarettir. Çinlilerin de “insan mı geçer, zaman mı geçer, pek belli değil” dedikleri anlamlı bir atasözleri vardır. Aslında bu veciz sözün vurgulamak istediği geçenin zaman değil insan olduğudur. Çok doğru, gelip geçen hep insandır çünkü..
Mahallemizde gittiğim bir berberimiz var. 50 yaşlarında. Ne zaman gitsem ekranda “Evlendirme” programlarından biri açık. Bayram öncesi gittiğimde durum yine değişmemişti. Programda yaşlı adamlar falan vardı. Doğrusu insanlarımızı bu hâlde görünce canım yanıyor benim. Espiriyle karışık bir mesaj vermek amacıyla berberime dedim ki, ‘Geçenlerde bir akademisyen dostumdan bir mesaj aldım.
Şöyle diyordu mesajında. 70’inde bir adam damat adayı olarak evlilik programlarından birine çıkmış. Görüştüğü hanımı beğenmemiş olacak ki; ‘elektrik alamadım’ demiş. Bizim hoca da, “Elektrik alamamışmış! Yahu sen nefes aldığına şükret” diye not düşmüş”.
Bizim berber bunun üzerine, “Ama hocam insanın gönlü hep genç kalıyor” itirazını dillendirdi. Evet, gönül genç kalabilir ama beden genç kalmıyor işte, dedim. Bu söylediğin sözün aslı, aslında hadistir. O da şöyledir diye de ekledim:
Resûlullah (sas) buyurdular ki: “Âdemoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs.” (Muslim: 2/724, hn. 1047; Tirmizi: 4/636, hn. 2455) Bu hadisin anlamını pekiştiren birçok rivâyet muhtelif vecihlerle hadis kitaplarında mevcuttur. Ebu Hureyre’nin (ra. anh) Hz. Peygamber’den (sas) naklettiği: “İnsan yaşlansa da kalbi iki şeyde genç kalır; dünya sevgisi ve tûl-i emel (uzun yaşama umudu).” (Buhari: 5/2360, hn. 6057) hadisi meselâ.
Hadisin Buhari’nin naklettiği başka bir versiyonunda da: “Âdemoğlu büyür, onunla birlikte iki şey daha büyür: Mal sevgisi ve uzun hayat umudu.” (Buhari: 5/2360, hn. 6058) Bir diğer rivâyette ise, “Mal sevgisinde ve hayata dair her dâim ümit beslemekte yaşlının kalbi gençtir.” denmiştir. (Müsnedi Ahmed: 2/443, hn. 9718)
Berberime insan dünya hayatında her daim imtihandadır ve bu duygusu da imtihanın sırrıdır, dedim. İnsan, bu dünyada varoluşun gayesiyle sınanır ve geçer..


