--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Diyanet İşleri Başkanlığı neden hedefte?

Serdar Demirel
Serdar Demirel

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) giderek kesifleşen sistemli bir saldırıyla karşı karşıya. Ahlâkî değerleri yaşatarak var olabilecek bir kurum ahlâkî değerler üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Dinî Mubin İslâm’ın asla kabul etmeyeceği ahlâksızlıklar bu kuruma yapıştırılmaya çalışılıyor.. 

En son bir email yoluyla DİB’e sorulan; “Öz kızını öperken şehvet duymanın nikâha etkisi olur mu?” sorusuna verilen bir cevap üzerinden hedef alındı. 

Başkan Prof. Dr. Mehmet Görmez, malum itibarsızlaştırma kampanyası hakkında haklı olarak şu sözleri söyledi;  “Diyanet İşleri Başkanlığı’na bu seviyede bir yıpratma, bir itibarsızlaştırma hiç olmadı. Bizi bütün babalarımıza, bütün kızlarımıza, bütün annelerimize, bütün ailemize mahcup etmeyi hedefleyen bir iftiradır bu.” Sonra da medyada yapılan yayınlara ilişkin olarak; “Bu İslâmofobik bir nefret içeren gayriahlakî bir haber mühendisliğidir.” dedi.

Bu saldırıda farklı kesimlerin bir ittifak içinde oldukları gözlerden kaçmıyor. Kimi alevî, İrancı kesimler, PKK taraftarları, beyaz Türkler, solcular vs. DİB’nı elbirliğiyle yıpratmaya çalışıyorlar. Neden?

Lise yıllarından beri İslâmî câmianın içindeyim. Kendi bireysel hayat serüvenim içerisinde şahit olduklarıma baktığımda bile zamanında bu kuruma çok eleştiriler yaptı bizim nesil. Zira bu kurum, ister üzerindeki baskılar sebebiyle olsun ister devletin ideolojisine paralel bir din yorumuna inanmış kişilerce temsil edilmesi sebebiyle olsun, Müslümanları hakkıyla temsil etmiyordu. 

Meselâ o dönemlerde İslâm’ın emri gereği Ümmetçi bir duruş sergilemesi gereken bu kurum daha çok ulus devlet hassasiyetleri sergiliyordu. Bu kurum içinde doğruları söyleyenler de sistemin gadrine uğruyor, dışlanıyordu..

Ama bütün eksikliklerine rağmen DİB, zor zamanlarda bazı önemli meselelerde dik durmasını da bildi. Meselâ 28 Şubat’ta askerlerin dayattıkları Türkçe ibâdeti (namaz kılmayı) onaylamadı ve başörtüsünün dinin emri olmadığı fetvasını vermedi. Risk alarak da başörtüsünün Allah’ın açık bir emri olduğunu deklare etti. Böylece İslâm’a ve Müslümanlara kurulan önemli bir tuzağı boşa çıkardı.

Oysa o yıllar nice ilahiyatçının Türkçe ibâdete fetva verdiği, başörtüsünün Kur’an’da olmadığını söylediği zamanlardı. Bu kadrolar sadece fetva verilemeyecek meselelere fetva vermiyor, televizyon kanallarına çıkıp içinden çıktıkları câmiaya karşı yalın kılıç kavga da veriyorlardı...

Ama bugün durum çok farklı. Türkiye önemli merhaleler katetti. DİB kadroları, Türkiye Müslümanlarını öncekilerden çok daha iyi temsil ediyor. Bölgesel ve küresel meselelerde ulus devlet çizgisinden ziyade Ümmetçi perspektife sahipler. 

DİB, dünyanın birçok coğrafyasına çok başarılı hizmetler götürüyor. Yapısını olumlu yönde değiştiriyor, daha iyiye gideceğinin sinyallerini veriyor. DİB Başkanı beyaz sarığa leke düşürmemek, başında olduğu kurumu hakkıyla temsil edebilmek için âzamî gayret gösteriyor.

Gerek Cuma namazlarında okunan hutbelerin kalitesine, kritik gelişmelerde DİB’in takındığı tutuma, gerekse İslâm’ın merkezi  kriterlerinin hoyratça yıpratılması karşısında bu merkezi kriterleri sahiplenmesine baktığımda; bu kurumun haksızca itibarsızlaştırılmak istendiği kanaatine varıyorum. Halkın da DİB’e daha fazla itibar ettiği açık.  

Eksiklikler elbette var. İyi niyetle yapılan, DİB’in istikametini önemseyen kıvamda eleştiriler de var ve olmalı. Ama DİB’in genel gidişatına baktığımızda hâkim olan seyrin iyiden kötüye bir gidiş olmadığını, tam aksine daha iyiye doğru bir seyrin olduğunu görüyoruz. Bu seyri desteklemek varken neden engel olunmak isteniyor?

DİB tam da bu müsbet faaliyetlerinden dolayı itibarsızlaştırılmak isteniyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Başkan Mehmet Görmez’in aynı vizyon ve misyonla hareket etmesinden dolayı rahatsızlar. Bu yüzden ahlâkî tutarlılığı önemsemeyenler ahlâk üzerinden DİB’i itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.

 

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle