Dertleri Erdoğan’sız bir Türkiye
Batı medyasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtı yazıların çıkması yeni değildir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilirken CNN International’ın nasıl yayınlar yaptığını bilirim ben. İstanbul sokaklarında bahusus Fatih Çarşamba’dan çarşaflı hanımların görüntüleri sanki uzaylılar İstanbul’u işgal etmiş gibi verilirdi.
Bu görüntülerle İslâmcı Erdoğan’ın modern laik Türkiye’ye şeriat getireceği yollu haberler yapılır, Batı toplumlarının tarihî hafızasındaki Osmanlı-İslâm korkuları harekete geçirilirdi. O dönem yurtdışında olduğumdan oluşturulan bu algının gerçek olmadığını Müslüman muhataplarıma bile anlatmakta zorlanırdım.
‘Belediye seçimleriyle rejim değişikliğinin ne alakası var?’, basit sorusu bile sorulmuyordu? Akademik unvanları bol Batılı islamologlar, gazeteciler, özenle seçilmiş Beyaz Türk elitler bu korkuyu besleyecek yorumlar yaparlardı.
Sözün özü, başta CNN International olmak üzere Batı medyası başından beri Tayyip Erdoğan karşıtlığı yapar.
Ak Parti’nin iktidara geldiği ilk yıllarda bu karalama kampanyaları anlaşılabilir bir çizgiye gelmişti. Ancak “One Minute” çıkışı kartların yeniden karıldığı bir dönemin başlangıcı oldu.
“En büyük cihat zalim iktidar karşısında hakkı söylemektir”, fehvasınca bütün dünyanın gözü önünde küresel iktidar sahiplerinin yüzlerine karşı zalimsin deme cüretini göstermişti Erdoğan. Bunu karşılıksız bırakmazlardı elbet. Bu olaydan sonra çok profesyonelce hazırlanmış ve dozajı giderek artırılan bir kıvamda Erdoğan aleyhine algı operasyonu başlattılar.
Bu sefer kampanyanın merkezinde gericilik, şeriat vs. yerine Erdoğan’ın uslûbu vardı. Çok sert, katı, kızgın ve kavgacı birisi deniliyordu. Tek lider, Türkiye’de demokrasinin sonunu getirecek tehlikeli siyasetçi, otoriter bir karakter, diktatörlük meyilleri güçlü, uzlaşmacı değil çatışmacı ve kamplaştırıcı denildi.
Bu söylemleri destekleyecek malzemeler de sunuyorlardı. Yüksek sesle konuşan görüntülerini, kimi yerde diplomasinin ikiyüzlülüğünü elinin tersiyle iten tavırlarını, kendisine karşı sert reddiyelere sert cevap vermesini hep bu minvalde servis ettiler.
Erdoğan’ın hangi sorular karşısında sinirleneceğini, hangi ithamlar karşısında nasıl tepki vereceğini de iyi çalışmışlardı. Kampanyalarını destekleyecek türden sorular sordular, ithamlarda bulundular ve istedikleri tepkileri alıp hemen “diktatör” algısını besleyecek yayınlar yaptılar. Erdoğan’ın psikolojisini önceden iyi çalıştıklarından onu hatalar yapmaya zorladılar..
Gülen medyası, özellikle de Today’s Zaman Erdoğan’ı İslamcılık ve diktatörlükle suçlayan yayınlar yaptı, Batı’ya malzemeler sundu. Gülenci yazar ve akademisyenler onun şeriatçı, radikal İslâmcı olduğu, terör örgütlerini desteklediği türden propagandalar yaptılar.
Diğer siyasi partiler de aynı iddiaları dillendirdiler. Hâlâ da aynı iddiaların peşindeler.. Mahalli ve küresel stratejik bir ittifakın kurulduğu aşikârdı.
Görünen o ki, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı terörü destekleyen kişi olarak uluslararası mahkemelere çıkarma dertleri var. İbreti âlem olsun diye “Dünya beşten büyüktür” demenin cezasını bütün dünya liderlerine göstermek ve Erdoğan’sız bir Ortadoğu’da daha rahat at koşturmak arzusundalar.
Ortadoğu ateş çemberinden geçiyor. Irak, Suriye, Mısır ve Yemen’in durumu ortada. Müslüman coğrafyada ülkeler teker teker kaosun içine sürükleniyor. Batı sınırımızda ise Yunanistan ekonomik krizin pençesinde. Ukrayna’da yaşananlar ve Rusya’nın aldığı pozisyon Türkiye’nin bütün kriz coğrafyalarının merkezinde olduğunu gösteriyor.
Bu konjonktürde iç istikrarımızı ve coğrafyamızın maslahatlarını korumak için güçlü bir Türkiye’ye ve güçlü bir lidere olan ihtiyaç ortadadır. Ancak ortada ne hükümet var ne de güçlü bir hükümetin kurulma ihtimali. Bunlara rağmen muhalif güçler hâlâ Erdoğan’ın kellesini istiyorlar.


