Coğrafyamız Ashab-ı Uhdud coğrafyasıyken..
Türkiye gündemini işgal eden AK Parti içi polemikler hem bölgenin, hem de ülkenin hassas bir süreçten geçtiği bir dönemde ciddiyetle ele alınması ve ivedilikle çözüme bağlanması gerekir. Çünkü coğrafyamız ateş altındayken, Gezi eylemleri, 17-25 Aralık benzeri operasyonlar tertiplenirken, barış süreci henüz sonuçlandırılmamışken böylesi bir gerilim ülkenin elini kolunu bağlar, önceliklerini değiştirir.
Bugün AK Parti kurmaylarının da iyi bildiği Ashab-ı Uhdud kıssasını coğrafyamızın içinden geçtiği ölüm kalım mücadelesini hatırlatmak amacıyla yazacağım.
Bu kıssa inanılmaz bir şirk ve tevhit mücadelesini anlatır. Şirk ehlinin inananlara karşı kinini, sınır tanımayan gazabını, buna karşılık da muvahhidlerin hakikate dair duydukları aşkı ve bu aşk uğruna ödedikleri bedelin boyutunu..
Olaya Kur’an da yer vermiştir ama tafsilatına dair bilgileri daha çok rivâyetlerden öğreniyoruz. İnananlara işkence edilmekte ve imanlarından vazgeçmedikleri için canlı canlı ateşe atılarak yakıldıkları haber verilmektedir. İman ve küfrün kavgasını, küfrün zulümde sınır tanımadığını geçmişten hikâye olsun diye değil, dün yaşananların bugün de, gelecekte de yaşanabileceğini ve Allah katında hangi duruşun O’nun rızasına uygun düşeceğini haber vermektedir.
Ashab-ı Uhdud bugün Suriye’de, Mısır’da, Irak’ta, Arakan’da yaşıyor.. Uhdud zâlimleri coğrafyalar geziyor. Ashab-ı Uhdud kıssasını dinlediğinde gözyaşı akıtan kimi gâfiller de ne yazık ki batıl tevillerle gidip Esedleri destekliyor.
Mü’minlerin hendek içinde yakılmış bir ateşe nasıl atıldıkları sahnesini bakın Kur’an-ı Kerim nasıl ölümsüzleştiriyor:
“Kahroldu o hendeğin sahipleri, o çıralı ateşin, onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı. Onlardan, sırf, azîz ve hamîd olan Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar. O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisine aittir ve Allah her şeye şahittir. Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır.” (Buruc: 4-10)
Kur’an’da Ashab-ı Uhdud’un kimler olduğu, ne zaman ve nerede yaşadığına dair bilgi olmaması mânidardır. Tafsilat verme yerine inananları dinlerinden döndürmek üzere yukarıda da görüldüğü şekilde meselenin özü, küfrün hak karşısındaki isyanı ve mü’minlere yapılan işkenceler nazara verilmektedir.
Tefsirlerde olayın geçtiği yer ve kişiler hakkında farklı ama muhteva olarak birbirine yakın anlatımlar da vardır. Bu da Kur’an’ın tekil bir olaya değil, şirkin ve zulmün zaman ve mekân değişse de değişmeyen karakterine ve bunun karşısında mü’minlerin duruşuna işaret edildiği kanaatini desteklemektedir.
Dün farklı zamanlarda bu olay tekrar ettiği gibi bugün de aynı muhtevaya yakın bir içerikte tekrar etmektedir. Küfür tek millettir. Zalimler birbirinin kardeşidir..
Bugün maalesef coğrafyamız Uhdud coğrafyasıdır. Mü’minler diri diri yakılmaktadır. Bu zulmü irtikab edenlerin bir kısmı da kendilerine müslüman diyen şahsi ihtiraslarını putlaştırmış hainlerdir.
Arakan’da, Esed’in zindanlarında ve varil bombalarının eritici alevlerinde, Irak’ta, Rabia meydanında yakılan mü’minlerin fotoğrafları kare kare önümüzdedir. Her şey kameraların karşısında cereyan etmektedir. Etnik temizlik, mezhebî temizlik yapıldığı bir sır değildir..
Böylesi bir dönemde mazlumların gözü Türkiye’dedir. Türkiye derken AK Parti yönetimindeki Türkiye’yi kastetmekteyiz. Zira ana muhalefet partisi iktidara gelirse Suriyeli muhacir kardeşlerimizi ülkemizden çıkaracağını vadetmektedir...
Coğrafyamızın hâli pür melâli ortadayken seçime birkaç ay kala şahsi hesaplaşmaya gitme zamanı değildir. Türkiye’ye tuzaklar kurulurken hiçbir bahane geçerli değildir. Kimse bunun vebalini kaldıramaz.


