Brexit sonrası çöküş
Birleşik Krallık halkları ve hassaten İngiltere halkı Avrupa Birliği’nden referandumla çıkma kararı aldı. Şimdi bütün dünya bu kararın gerek AB’nin geleceğine gerekse küresel etkisinin ne olacağına odaklanmış durumda. Bu ayrılışın Rusya gibi kimi devletlerin lehine kimilerinin de aleyhine gelişmelere yol açacağı muhakkaktır.
Bu ayrılma kararının AB’yi ve Birleşik Krallığı kendi içinde çözecek bir domino etkisi yapma istidadına da sahip olduğu aşikârdır. Dolayısıyla AB ülkeleri endişeli bir bekleyiş sürecine girmiş bulunmaktalar. Uzun yıllar ilmek ilmek örülen bu birlik hızlıca dağılabilir çünkü..
Şimdilik AB ülkeleri liderlerinden zevahiri kurtarma sadedinde sökün eden; üzgün olduklarını, AB yıkılmadı, yıkılmayacak, güçlü olarak varlığını devam ettirecek yollu açıklamalar sizi aldatmasın. AB ülkeleri başta da Fransa ve Hollanda olmak üzere hepsi yeni planlar yapmaktadırlar.
Çünkü Birleşik Krallık’ta referandumundan ayrılma kararı çıkmasının hemen ardından İtalya, Fransa ve Hollanda’daki kimilerinin “aşırı sağcı partiler” dediği parti liderlerinden kendi ülkelerinde de referandum yapılması talepleri daha güçlü olarak gündeme sokuldu.
Aşırı sağcı denmesi bu partilerin marjinal partiler olduğu anlamına gelmiyor. Aksine sürekli oyları yükselen partilerden bahsediyoruz. Meselâ Fransa’da yüzde 30’larda oy alarak merkeze yerleşen Ulusal Cephe Partisi var karşımızda. Fransa bunların taleplerini ne kadar görmezden gelebilir ki?
Şahsen ben bu ayrılığın özelde Türkiye genelde de Müslüman dünyası için müsbet sonuçlarının menfi sonuçlarından daha fazla olacağını düşünüyorum. Çünkü AB ülkeleri birliğin yakın ve uzak hedefleri doğrultusunda ne kadar sıkı sıkıya bir araya gelirse bunun Türkiye ve Müslüman dünya için bedelleri de o kadar ağır olmaktadır. Dolayısıyla zayıf bir AB çok güçlü bir AB’den her zaman daha iyidir.
Bu meyanda Ermeni soykırımı meselesi, PKK’nın AB ülkelerinde sınırsız desteklenmesi, Kıbrıs Rum Kesimi’ne verilen Türkiye aleyhine destekler hemen akla gelebilir.
Bu ayrılış hikayesinin altında İslamofobia, yükselen ırkçılık, göç, işsizlik, tam egemenliğin AB ile paylaşılması, İngiltere’nin AB’nin muharrik gücü büyük Almanya karşısında etkisinin azalması gibi önemli sebepler vardır.
Bu köşede daha geçen hafta “Batı’nın İslâm’la sorunu” başlıklı bir yazı yayımlamıştım. O yazıda; “Batı, İslâm’la alakalı olarak iki temel sorun yaşamaktadır. Birincisi, Müslüman ülkelerden yine Batı’nın tetiklediği iç savaşlarla oluşan kaostan kurtulmak üzere Batı’ya sığınmaya çalışan büyük göç dalgası. İkincisi, İslâm’ın batılılaşmaya/sekülerleşmeye direnen yapısı.” Batı’da ırkçılığın ve İslamofobinin AB’yi çözen yapısını o yazıda özetle izah etmiştik.
İşin ironik tarafını ise Başbakan Binali Yıldırım gündeme getirdi. İngiltere Başbakanı Cameron geçenlerde “Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin 3.000 yılını bulabileceğini” söylemişti. Kampanya boyunca da tüm politikasını Türkiye aleyhine söylemler üzerine oturtmuştu. Başbakan, Türkiye’ye süre veren Cameron’a, “İngiliz halkı süreyi gösterdi, vade biçti” diyerek içine düştüğü garabeti hatırlattı.
Bu ayrılık hikayesinin sebepleri ve geleceği etkileme potansiyeli, AB’nin nereye evrileceği gibi konular iyi incelenmelidir. Zira bizi de yakından ilgilendirmektedir.
Not: Bugün 14:00 – 17:30 arasında Türkiye Diyanet Vakfı’nın Bâyezîd meydanında tertip ettiği 35. Kitap ve Kültür Fuarında, Rıhle Kitab’ın 113 numaralı standında yeni kitaplarımızı imzalamak üzere bulunacağız, dostlara duyurulur.


