Batı’yı reddederken ona benzemek
Batı, Müslümanları kendisine benzetmeyi başarmıştır. Müslümanlardan kasıt ise, sadece elit laik kesimler değildir. Müslümanlardan kasıt; bütün dünya Müslümanlarıdır. Sadece benzeşme oranları ve alanları farklıdır, o kadar.
Bunun istisnası olabilir ama bu istisna hemen akla gelebilecek neo selefî / hâricî akımlar değildir. Çünkü Batı’yı en katı söylemlerle reddeden bu akımlar da fena hâlde benzeşme içindedirler.
Batılılaşma sürecine baş koymuş insanlar tabi olarak benzeşmeyi kendilerine amaç edinmişlerdir. Bunda şaşılacak bir şey yok. Uygarlığı, ilerlemeyi, bilimi onlardan alarak muasır medeniyetler seviyesine çıkılacağına ve ebedi kurtuluşa ulaşılacağına inandırılmışlar çünkü. Ömürlerini bir vehmin peşinde koşarak tüketiyorlar.
Ama batılılaşmayı itikadı zedeleyen, kendini inkâr olarak gören, buna karşı topyekûn ve fiili mukavemeti savunan ve fakat benzeşmekten, etkileşimden kurtulamayan akımlara ne demeli?
Demokratik yöntemleri reddediyorlar. Demokrasiyi bir yöntem olarak değil bir ideoloji olarak tanımlıyorlar. Dolayısıyla da bu zeminde benzeşmeyi küfür kabul ediyorlar. Demokratik süreçlere katılan Müslümanları tekfir ediyorlar ve bu yetmiyormuş gibi bu süreçlere katılmayan ama katılanları tekfir etmeyenleri de tekfir ediyorlar. Burada benzeşmemeyi esas aldıkları söylenebilir elbette.
Ancak Batı’nın kullandığı, “Ya bendensin ya düşmanımsın” mantığına sığınıyorlar. Sâbık ABD Başkanı Bush’un; “Ya bizimle berabersiniz ya da teröristlerle” dayatmasını ve bu zeminde Müslüman ülkelerde estirdiği terörü hatırlayın meselâ...
Irak’ı, Afganistan’ı işgal ederken açıkça sivilleri hedef aldı; savaşan ve savaşmayan ayrımı yapmadı. İnsansız savaş uçaklarıyla yargısız infazlar yaptı. Kadın, yaşlı, çocuk ayrımı gözetmedi. Bunları savaşın yan kurbanları olarak gördü. Hâlâ aynısını yapıyorlar..
Sivillerin arasına girip kendini patlatanların, onca Suriyeli mazluma kapılarını açan Kilis’e; sivillerin yaşadığı mekânlara roket mermisi atanların yöntemlerinin Bush yönteminden ne kadar farkı vardır?
Holloywood film seneryolarında çekilmiş korku ve dehşet senaryolarını hatırlatan muhtevada esirleri canlı canlı yakarak, apartmanlardan aşağı atarak, kafa keserek ve sonrasında bunları internetten paylaşarak meşru müdafa yaptığını düşünenlerin zihin kodları Batılılarınkinden ne kadar farklı?
Kendisi gibi düşünüp davranmayan muhalif İslâmcı gruplara savaş açmak, onların lider kadrolarını binbir türlü hilelere başvurarak öldürmek, şiddeti bir yöntem olarak benimsemek reddettiğini söylediği düşmana benzemek değil de nedir?
Batı ve İsrail; İhvan hareketini, Hamas’ı, Suriye mukavemet hareketlerini düşman görüyor. Bunlar da. Batı, Müslümanları şiddete bulaştırmaya çalışıyor, bunlar da. Batı, en büyük tehlike olarak İslâmî hareketleri görüyor, bunlar da. Batı, Türkiye’ye terör örgütleri üzerinden savaş açıyor, bunlar ise direkt. Gerekçeleri farklı ama hedefleri aynı...
İslâm, meşru hedeflere meşru yollarla gidileceğini öğretir. İşgal varsa, mukavemet de olacaktır. Ancak Müslümanları farklı kılan savaşırken de İslâm öğretileri, ahlâk sınırları içerisinde kalarak bunu yapmaktır. Bağlayıcı olan İslâm değer sistemidir.
Batı’nın, buna Rusya da dahildir, kullandığı gayri hukukî, gayri ahlâkî yöntemleri kullanarak mukavemet ettiğini söyleyenler reddettiğini söylediği düşmana benzemeye başlamışlardır. Bir yerde amel amele benzemeye başlamışsa akıl akla benzeşmeye başlamıştır demektir. Zihin kodları benzeşmeden ameller benzeşmez. Ölmenin yenilmek olmadığını biliyoruz biz. Asıl yenilmek düşmana benzemektir.
Not: Bangladeş hükümeti kurduğu düzmece savaş suçları mahkemesinde Cemaat-i İslami partisinin lideri Motiur Rahman Nizami’yi idam etti. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.


