Batı’da İslâm’a duyulan ilgiyi engellemek
Geçen gün ABD’nin North Carolina eyaletinin Chapel Hill kasabasında Deah Barakat (23), eşi Yusor Muhammed (21) ve onun kız kardeşi Rezan Muhammed Ebu Salha (19) adlı üç Müslüman Arap gencinin Craig Stephen Hicks adlı 46 yaşında beyaz, ateist bir Amerikalı tarafından başlarından vurularak katledilmesini henüz unutmadınız. Unutmamalısınız da.
Bu vahşet karşısında Batı medyası, siyasiler sus-pus kesildiler. Öldüren Müslüman öldürülen Batılı olunca ayağa kalkan Batı’nın bu çifte standartını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Latin Amerika’dan yüzlerine vurdu. Böylece Obama bir açıklama yapmak zorunda kaldı, malum.
Bu olayın hemen sonrasında Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da, İslâm ve ifade özgürlüğü konularının tartışıldığı bir toplantıya silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda bir sivil öldü, bazı polisler de yaralandı. Danimarka polisi, saldırının zanlısı olduğu belirtilen bir kişiyi de Kopenhag’da vurarak öldürdü.
Bu ikinci olay Batı medyasında geniş yankı buldu. Olayı sürekli canlı yayınlarla verdiler, üzerine dünya kadar siyasi, teolojik, kültür çatışması sadedinde İslâm karşıtı analizler yaptılar. Özellikle detoplantının katılımcılarından İsveçli karikatürist Lars Vilks’i işaret ederek, 2007’de Hz. Peygamber’in (sas) karikatürünü çizdiği için bu saldırının gerçekleştirilmiş olabileceğinin altını ısrarla çizdiler. Buradan yola çıkarak da Müslüman ve şiddet kavramını neredeyse eşanlamlı kullandılar..
Bunlar artık kanıksadığımız şeyler. Okuyucularımın çoğunluğunun Batı medyasında İslâm ve Müslümanlarla alakalı haber ve tartışma programlarının dilini, içeriğini ve nasıl nefret objesi olarak sunulduğunu takip ettiklerini sanmıyorum. Bu yüzden de yazdıklarımı abartılı bulabilirler.
Daha önceki yazılarımda Batı’nın önce Müslüman dünya ile bir medeniyetler çatışmasına girdiğini, bundan amaçlanan sonuçları istedikleri gibi elde edemeyince son yıllarda İslâm içi bir çatışmayı planlayıp kışkırttıklarını yazmıştım. Bunun için de İslâm’ın nasıl ötekileştirildiğini, Müslümanların niçin şeytanlaştırıldığını izah etmiştim.
Bu nefret dilinin ve şeytanlaştırmanın bir başka sebebi daha var. O da, Batı insanının İslâm’a duyduğu ilgiyi korkuya çevirmek. Müslümanlar artık Batı’da bir azınlık olarak değil, bir toplum olarak Batılılarla beraber yaşıyorlar. Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar Batılı dilleri konuşabiliyor, o dillerde eserler de verebiliyorlar. İnternet dünyası da Batılı insana ulaşmayı kolaylaştırıyor. Bunun da bir alakayı ve en azından öğrenme isteğini doğurması kaçınılmazdır.
Eğer bu durdurulmazsa elli yıl sonra gayrimüslim Batılılar arasında Müslüman nüfus hatırı sayılır bir sayıya ulaşacak, kimlik dengesini değiştirecektir, bundan eminler. Bu da dindar ve dindar olmayan çevreleri alarma geçiriyor.
Bir taraftan İslâm içi bir savaşı örgütleyerek Müslümanların birlik tesis edip Batı’nın bölgedeki çıkarlarını tehdit etmesini engelliyorlar, diğer taraftan da dine aç olan Batı insanının İslâm’a olan ilgisini korku ve nefretle yok etmeye çalışıyorlar. Güç merkezleri, demokrasiyi kontrol ettiği gibi din algısını da kontrol etme derdindedir.
Ellerindeki en büyük silah da medyadır. Medya aracılığıyla bir hokus pokus yapıyorlar. Objektif kriterlere göre İslâm’ın fotoğrafını çekmek yerine İslâm budur diye çok kötü bir resim yapıp kitlelerin önüne koyuyorlar.
O resme baktığınızda, bu benim inandığım İslâm olamaz diyorsunuz. Bir Müslüman kültürü sunumu yapıyorlar, kendinizi o kültürün hiçbir yerine yerleştiremiyorsunuz. Kişinin dindarlığı arttıkça şiddete eğilimi de artar türünden absürt algılar oluşturuyorlar.
Batı’da Müslümanların yaptığı söylenen eylemlere nasıl oluyorsa Yahudiliği temsil gücü olan bir sinagog, koşer ürünleri satan bir market bir şekilde bulaşıyor. Yahudiler ve Batı insanı aynı cephede aynı şiddetin kurbanı mesajları veriliyor. İsrail’in Müslüman ve Ortadoğu perspektifi yapılan analizlerin içine enjekte ediliyor.
Akıl sahibi her insanın rahatlıkla anlayabileceği İslâm dininden objektif olarak bahsetmiyorlar. 1.5 milyar insanın iftiharla intisap ettiği bir dini görmezden geliyorlar. Şiddet çağında şiddetin baronları İslâm’ı Boko Haram, IŞİD ve benzeri örgütler, onların pratikleri üzerinden tasvir ediyorlar.
Denebilir ki, Boko Haram, IŞİD vs. gerçek değil mi? Elbette gerçek. Ama Boko Haram ve IŞİD çok yeni olgular. Bunlar ortaya çıkmadan önce de Batı medyası İslâm’ı aynı muhtevada ve aynı dille sunuyordu.
Bir tek Batı yok da denebilir. Bu da doğru. Ama şu aşikâr ki, Batı’ya hâkim olan güç, kurgu yapılar üzerinden hem İslâm’la fiilen hesaplaşma yoluna gidiyor, hem de Batı’da yayılmasını engellemek için algı operasyonu yapıyor.


