Annelere davetkâr tesettür
Bugün birçok ülkede olduğu gibi bizde de anneler günü. Bu vesileyle sahte kutsal günler icat edip onları da tüketim günleri olarak kurgulayan kapitalizmin günler öncesinden anneleri istismar eden reklam propagandası altındayız.
Zaman zaman taciz düzeyinde diyebilirim. Her insanın meşrebi kendisine deyip geçiyoruz. Ama ‘değerli annelerimize bir hediye’ diye bir şuh manken üzerinden davetkâr tesettür kıyafetlerinin anneleri hedef seçmesi de insana pes dedirtiyor.
Ceberut katı laik devletin tesettür yasaklarına karşı neredeyse 80 yıl boyunca direnen Müslümanlar bu mücadeleyi, ‘her şey mubahtır’ sloganıyla hareket eden postmodern modacılara ve gözü doymayan tüccarlara kaybediyor, farkında mısınız?
Oysa tesettür Allah’ın (c.c) rızasına kavuşmayı önceleyerek O’nun buyrukları doğrultusunda ibâdet kasdıyla giyilen kıyafete denir. İbâdet ve âdet arasında tek fark vardır, o da niyettir. Niyetten yoksun, teslimiyeti olmayan, ruhunu kaybetmiş ve bedeni olduğundan daha davetkâr kılan kıyafet ne tesettür olabilir ne de ibâdet..
Bugün maalesef tesettür defileleri ve tesettür reklamlarının sunduğu sözde tesettür “imdat” dedirten kerteye ulaşmıştır. Müslümanlar bu imdat çığlığını neden duymaz!..
Tesettür adı üstünde bedeni örtmeye, göstermemeye, gizli tutmaya yarayan kıyafete denir. Şeffaf ve dar olmayan, örten ve gizleyen kıyafet, bu kadar basit. Ancak bunların reklamını yaptığı tesettür aslında örtmeye değil açmaya, kadının kişiliğini değil bedenini öne çıkarmaya ayarlı tarzda dizayn edilmiş albenili kıyafetlerdir.
Bu tefessühün arkasında moda ilahlarının ve daha fazla kazanmak isteyen tamahkâr tüccarların olduğunu biliyoruz. Bir de güzel, zarif ve şık görünmek isteyen kadın zaafiyeti. Bu zaafiyeti bilen trend belirleyicileri tesettür adı altında bedeni nazarlara vermeyi hem modadan geri kalmamak hem de dindarlığı terk etmemek adına teklif ediyorlar.
Muhafazakâr modacı ve tâcirler bu ibâdetin içini boşaltıp tahrif etmenin ve tahrifi yaygınlaştırmanın hesabını Allah’a (c.c) nasıl vereceklerini hiç düşünmezler mi? Serbest piyasa kuralları, tesettürü şirin göstermek gibi mavallar bu günahı kesinlikle örtemez.
Başörtüsü yasaklarına karşı kavga vermiş, bu uğurda bedel ödemiş televizyonların, gazetelerin bu türden davetkâr tesettür reklamlarını ekranlarına ve sayfalarına taşıması da bizi kahreden başka bir husus. Bu günahı yaygınlaştırmak da bir vebal değil midir?
Hz. Peygamber (sas) cehennem halkından diye haber verdiği iki sınıftan birisini şöyle tanımlar: “Başları (saçları) deve hörgücü gibi olan, zarif ve cazibeli, giyinik oldukları halde çıplak kadınlar (Çıplak giyinikler). Ki bunlar cennete giremeyecekleri gibi onun kokusunu bile alamayacaklardır. Oysa cennetin kokusu nice uzak mesafelerden alınır.” (Müslim: 3/1680, hn. 2128; Muvatta, 2/913, hn. 1626)
Ulemâ bu hadisin anlattığı kesimi, bedeni yahut bedenin tenini hissettirecek tarzda şeffaf giyisilerle örtmek, örtüyü bedene yapışacak, beden hatlarını belli edecek tarzda dar giyinmek şeklinde izah etmişlerdir.
Efendimiz (sas), çıplak giyinikler yahut giyinik oldukları hâlde çıplak hükmündekiler diye işaretlediği bu olguyu, bizi bu fitneye karşı uyarmak ve önlemler almak adına yapmıştır..
Anneler gününde dindar anneye giyinik çıplak olmayı, dindar çocuklarına bu türden tesettür hediyesi almayı teklif etmek gelinen noktanın vahâmetini gösterir. Genç kızlarımızı ayartmak yetmedi, şimdi de sıra annelere geldi.
Ya Rabb, takvamızı koru!..


