Anam babam Sana feda olsun, Ya Rasulullah
Sahabilerin Hz. Muhammed (sas)’e hitap ederken en çok kullandıkları içten gelen saygı dolu hitaplardan birisi de; “Anam babam Sana feda olsun, Ya Rasulullah” idi...
Anasını ve babasını sevdiğine feda eden kendisini feda etmez miydi hiç?.. Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş o kutlu peygamberin mü’minlerin hayatındaki yerini sadece bu hitap şekli anlatmaya yeter de artar bile..
O’nun düşmanları kuşkusuz Müslümanların O’na olan sevgisini iyi biliyor. Bu yüzden O’nun şahsi manevisine çirkin çizgilerle sataşmaktalar. O’nun mü’minlere canlarından, kendi çocuk ve ailelerinden daha aziz olduğunu bildiklerinden bu sevgiyi hedef alarak siyasi projelerine alet etme çabasındalar.
Bir de diyorlar ki, Müslümanlar sanattan anlamaz!. Fikir hürriyetine ve eleştiriye karşı!. Eğer sanat ve eleştiri hakaret ve karalama ise, kalsın biz almıyoruz, almayacağız da. Ama O’nun aziz hâtırasına yönelik çirkin saldırılar karşısında da asla sessiz kalmayacağız..
Sanata ve fikir hürriyetine gelince. Bizim sanatımız bize özgüdür, kök değerlerimizi ve tevhid inancının hassasiyetlerini yansıtır. Buna “Hilye”yi örnek vereceğim.
Müslümanlar Hz. Peygamber’in (sas) fizikî özelliklerini tarihte resmetmediler, zira dinen yasaktı bu. Bunun yerine hat ve tezhibin kullanılmasıyla O’nun fizikî yapısını anlatan eserler ortaya koydular.
Sahabilerin O’nun fizikî özelliklerini rivâyetlerle kendilerinden sonra gelen nesillere aktardıkları malumdur. Osmanlı döneminin ilk yıllarından itibaren bu rivâyetler hüsnühatla levhalara yazılarak “Hilye” yahut “Hilye-i Saadet” dediğimiz sanat türü vücut bulmuştur.
Lügat manası “süs, ziynet, kolye” olan hilye mecazen “yaratılış, sûret ve güzel vasıflar” anlamında kullanılmış ve Hz. Rasulullah’ın (sas) fizikî yapısı hüsnühatla ifade edilmiştir.
Hz. Peygamber’in (sas) fizikî özelliklerini bize bildiren rivâyetler hadis kitaplarında nakledilmiştir. Özellikle de İmam Tirmizi’nin “Şemâil”i meşhurdur.
Putperesliğe şiddetle karşı çıkan İslâm, putperesliğe giden yolları da kapatmıştır. Bu minvalde Hz. Peygamber’in resminin yahut heykelinin yapılmasına da müsade etmemiştir. Tahrif olan Hıristiyanlıkta ikonların din algısında oynadığı rolü ele aldığımızda bunun ne kadar önemli olduğu görülmektedir.
Hz. Peygamber (sas) kendisini görenlerin O’nu sözlü olarak anlatmasını yasaklamamıştır. Bunun için de Hz. Ali ve Hz. Enes b. Malik’ten gelen rivâyetler bu literatürde önemli yer tutar.
Bu meyanda Hz. Ali’den nakledilen aşağıdaki rivâyet hilyelerde kullanılmıştır:
“Hz. Peygamber ne çok uzun ne de çok kısa idi. Kavminin orta boylusuydu. Saçları ne kıvırcık ne de düz uzun idi, dalgalıydı. Yüzü ne aşırı dolgun ne de yuvarlak idi, hafif değrimi bir çehresi vardı. Pembe beyaz tenli, iri siyah gözlü ve uzun kirpikliydi. Mafsalları iri ve omuzları geniş idi. Göğsünde tüy olarak göbeğine inen ince bir hat vardı. El ve ayak parmakları dolgundu. Yürüdüğü zaman hafif yokuş iner gibi rahat ve kuvvetli adımlarla ilerlerdi. Birine baktığında ona bütün vücuduyla dönerdi. İki omuzu arasında nübüvvet mührü vardı ve kendisi peygamberlerin sonuncusuydu. İnsanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu ve en arkadaş canlısıydı. O’nu ansızın görenler heybetine kapılır fakat şahsıyla yakınlık kuranlarda bu hâl sevgiye dönüşürdü. Kendisini tanıyan kimse, ‘ne Ondan önce ne de Ondan sonra bir benzerini gördüm’ derdi. Allah’ın salât ve selamı O’nun üzerine olsun.”
Risaleti, nübüvveti ve rehberliği evrensel olan, getirdiği nebevî mesaj ile insanoğlunun hayatını kuşatan, her alana ışık tutan Hz. Rasulullah (sas) sevgisi sanata da böyle yansımıştır. Ancak Müslüman tasavvurunda Hz. Peygamber’e duyulan gerçek sevgi; O’nun getirdiği ilahî mesaja özveri, fedakârlık ve bağlılık olarak anlaşılmıştır.


