--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Allah’ın ipine sarılamamak

Serdar Demirel
Serdar Demirel

Akademik bir program kapsamında Tayland’ın başkenti Bangkok ve arkasından Malay Müslümanlarının yaşadığı Patani bölgesine gittik. Bir dizi görüşmeler yaptıktan sonra da Malezya’ya geçtik. 10 günlük yoğun bir seyahat oldu.

Bir daha gördüm ki bugün Müslümanların en önemli problemi parçalanmış olmalarıdır. Müslümanların güçsüzlüğünün, gayrimüslimlerin müdahalelerine açık olmalarının en önemli sebebi de budur. 

İslâm düşmanları “böl-yönet” siyasetini boşuna gütmemişler. Müslümanları zayıf düşürmenin en önemli yolu onları küçük parçalara ayırmaktan geçmektedir. O zaman kolay yutulacak lokmalar haline gelmekteler..

İslâm birleşmeyi ve vahdet içinde kesret olmayı ve böylece çoğalmayı emreder. Çağımızın Müslümanları ise amip gibi bölünerek çoğalmayı tercih eder. Bölünerek çoğalmak Müslümanları sadece kuru kalabalıklar yapmaktadır. 

Müslümanların sayısı bugün 1.6 milyar. 57 Müslüman ülke var. Diğer bütün ülkelerde Müslümanlar yaşamakta. Müslümanların azınlıkta olduğu bazı ülkelerde ise sayıları birçok Müslüman ülkeden daha fazla. Meselâ Hindistan’da 250 milyon Müslüman azınlık olarak yaşamaktadır. 

Hiçbir topluluk dışarıdan 1.6 milyar insanı yenemez. Asıl yenilgi içeriden gelmektedir. Üstad Sezai Karakoç’un; “Kürt sorunu, Arap sorunu, Arnavut sorunu, Türk sorunu yoktur. İslâm milletinin parçalanmışlık sorunu vardır” tespiti hâli pûr melâlimizin resmini çekmektedir.

Allah (c.c); “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın” (Ali İmran: 3/103) buyuruyor. İslâm birleşmeyi emrederken Müslümanlar bölünüyorsa Müslümanların İslâm’ı sahih anlayıp yaşamakla ilgili bir sıkıntısı var demektir.  

Müslümanların sıkıntıda olduğu bir bölgeye gidip ortak neler yapabiliriz meselesini gündeme getiriyorsunuz. Kucaklayıcı ve kuşatıcı bir açılımla yaklaşıyorsunuz. Ama karşılaştığınız yaklaşım filanlarla çalışırsanız biz sizinle çalışmayız oluyor. Acaba iki yakası bir araya gelmeyecek köklü inanç farklılıkları mı var diye meseleye biraz eğiliyorsunuz ama ortada meşrep ve öncelikler farkından öteye gitmeyen ihtilaflar olduğunu görüyorsunuz. 

Medreseliler üniversite merkezli çalışan Müslümanlarla, bir diğeri modern bilim ve İslâmî ilimler sentezi yapmış bizdeki İmam Hatipler tarzı okullarla çalışmayı kabul etmiyor meselâ. Oysa Patani gibi Budist putperestlerin hâkimiyetinde yaşayan Müslümanların dinî kimliklerini, topraklarını ve temel haklarını korumaları için beraber hareket etmeye ihtiyaçları var. Bu mikro örnek nihayetinde bütün Müslüman coğrafyanın hâlini anlatmaktadır. 

Tarihte Müslümanların güçlü medeniyetler kurduğu dönemlere baktığınızda, bunu; önemli ölçüde vahdeti sağlayarak başardıklarını görüyorsunuz. Bir diğer ifade ile ne zaman Müslüman toplumlar bir araya gelip kopmaz bir halat olmayı başardıysalar, o zaman tarihin öznesi olabilmişlerdir.

Ama ne zaman ki bu halat, Türk, Kürt, Arap, Fars, Arnavut diye etnik kimliklere ayrılmışsa, işte o zaman her biri kolayca koparılabilecek zayıf ipliklere dönüşmüş, tarihin nesnesi olmuşlardır. Dolayısıyla vahdet meselesi bir tercih ve tavsiye değil bir varoluş meselesidir. 

Müslümanların yaşadığı büyük krizler vardır. Hiç şüphesiz hayatî olan kriz ise vahdet krizidir. Ramazan Ayı’na başlarken ve bayram yaparken bile vahdetini sağlayamıyor. Buna fıkıhtaki farklı içtihatlar gerekçe oluşturmamalı. Zira bugünün şartları hilalin tespitini zerre kadar şüpheye mahal bırakmayacak keyfiyette tespit imkânı sunuyor bize.

Kalpler ayrışmışsa bu ayrışmaya fıkıhtan gerekçeler üretmek zor olmamaktadır. Müslümanlar sadece etnik kimlik zemininde parçalanmıyorlar, meşrep ve mezhep temelli de ayrışıyorlar. Batı’nın kurduğu en büyük tuzak da budur. Ama Batı’dan çok, bu oyuna gelen kendimizi eleştirmemiz gerekir. 

 

Serdar Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle