İsrail’in daralan çemberi
İsrail’in daralan çemberi
REFİK TUZCUOĞLU
Suriye’nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düşen İsrail füzeleri, sadece atıl bir pisti ve hangarları hedef almadı. Hedef çok daha derindeydi. Vurulmak istenen; Esad sonrası Şam’da filizlenen kurumsal inşa iradesi, Suriye’nin kendi savunmasını ayağa kaldırma kararlılığı ve bu sürece hamilik eden Türkiye’nin jeopolitik aklıydı. Netanyahu’nun "Türkiye’nin güneye inmesine izin vermeyeceğiz" tehditleri ya da Erdoğan fotoğraflı seçim afişleri yalnızca sandık telaşıyla açıklanamaz. Karşımızdaki tablo; derin bir kuşatılmışlık korkusunun, ticaret ve güvenlik hatlarından dışlanma hezeyanının ve Tel Aviv’in bilinçaltına kazınmış varoluşsal bir sendromun dışavurumudur.
İsrail’in bölge doktrini on yıllardır tek bir ilkeye dayanıyor: Komşularının parçalanmış, ordusuz, hava sahası savunmasız birer "başarısız devlet" (failed state) olarak kalması. Şam’daki yeni yönetimin Türk askeri tecrübesiyle düzenli bir ordu inşa etme çabası, işte bu oyunu bozuyor. İsrail, Suriye semalarında yıllardır sürdürdüğü cezasız ve sınırsız hareket serbestisini kaybetme paniğinde. Tıpkı Nisan 2025’teki T4 Üssü saldırısında olduğu gibi, Ebu Zuhur’da da Türk heyetlerinin temaslarının ardından füzelerin ateşlenmesi bu yüzdendir.
Fakat Tel Aviv’i asıl mengene içine alan gelişme, jeoekonomik ve stratejik kilidin kırılması oldu. Basra Körfezi’ni Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan Kalkınma Yolu Projesi hızla ilerliyor. Ticaretin ekseni kuzeye kayıyor. Buna paralel olarak tarihi Hicaz Demiryolu projesi modernize ediliyor. Üstelik bu hat, tam da İsrail’in Dürziler üzerinden ayrıştırmak istediği Suveyda-Dera aksından geçerek Kızıldeniz ve Körfez’i İstanbul’a bağlayacak. Bu durum, güney Suriye’deki tüm İsrail hesaplarını altüst etti. Hindistan’dan Hayfa’ya uzanması planlanan IMEC koridoru artık fiilen bir hayal. İbrahim Anlaşmaları süreci ise tıkandı.
Bütün bu koridorların üzerine, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan tarihi Mekke Savunma Anlaşması eklendiğinde, Tel Aviv’in kabusu katmerlendi. Somali ile yapılan deniz yetki anlaşmalarından Doğu Akdeniz ve Levant’a uzanan bu Türk nüfuzu, Ortadoğu’dan Afrika Boynuzu’na uzanan yeni bir güvenlik kalkanıyla birleşti. Bu yeni nizam, İsrail’in bölgesel tekelini kökünden sarsıyor. Türkiye’nin sahada savunma sanayiinden askeri caydırıcılığa uzanan sert gücünü (hard power); diplomasi, sosyal yardımlar ve kurumsal kapasite inşası gibi yumuşak güç (soft power) unsurlarıyla harmanlayarak ortaya koyduğu bu akıllı güç (smart power) modeli, İsrail için aşılması imkânsız bir stratejik çembere dönüştü.
Bu kontrolsüz saldırganlığın ardında yatan asıl kırılma ise Yahudi tarih yazımının kadim travmasıdır: "Sekizinci On Yıl Laneti." Tarihteki bağımsız hiçbir Yahudi krallığı 80 yılı aşamadı; hepsi iç bölünmelerle dağıldı. 1948’de kurulan İsrail, tam da 2028 eşiğinde. Bizzat Ehud Barak ve Netanyahu’nun açıkça itiraf ettiği bu korku, bugün Gazze soykırımı sonrası yaşanan küresel meşruiyet kaybı ve derin toplumsal yarılmalarla birleşti. Filistinli merhum alim Şeyh Ahmed Yasin’in Kur'an'daki nesil döngülerine dayanarak işaret ettiği 2027-2028 çöküş projeksiyonu da bu takvimle örtüşüyor. İçerideki çürümeyi durduramayan yapay bir aklın, savaşı sınır ötesine yayarak ömür devşirmeye çalışması tam da bu telaşın ürünüdür.
Buna karşılık Şam yönetimi, kriz anında dahi rasyonel bir devlet olgunluğu sergiledi. Devrik rejimden kalan Deyrizor’daki nükleer mirası UAEA denetimine açarak başlattığı şeffaflaşma sürecini kararlılıkla sürdürdü. Saldırının hemen ardından Pakistan’a 19 yıl sonra ilk üst düzey ziyareti gerçekleştiren Suriye diplomasisi, Mekke Anlaşması’nın oluşturduğu yeni güvenlik mimarisine eklemlendi. Nitekim ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın saldırıyı "gereksiz bir tırmanma" olarak nitelemesi ve Türk radarlarının anında teyakkuza geçtiğini vurgulaması, Tel Aviv’in kendi müttefikleri nezdinde dahi yalnızlaştığını belgeledi.
Bir zamanlar sosyal medyaya düşen ve hafızalara kazınan o meşhur hadisedeki gibi; bölgenin kadim ruhu ve aklıselim aktörleri, elindeki sopayı sağa sola sallayan bu şımarık çocuğa adeta "Oğlum bak git!" ikazında bulunuyor. Ancak serkeşliğini ve aymazlığını sürdüren Tel Aviv, sabır taştığında o sopanın kendi sırtına ineceğini hesap edemez bir körlük içinde.
Uluslararası güvenlik uzmanları ve yabancı analistler de tabloyu bu netlikte okuyor: Ankara’nın kışkırtmalara kapılmayan, sahada adım adım kendi stratejik peteklerini ören ve vaktini tayin eden soğukkanlı tutumu, bin yılı devirmiş köklü bir devlet aklının ve tipik bir "imparatorluk refleksi"nin tezahürü olarak yorumlanıyor. İsrail’in Ebu Zuhur’a attığı bombalar bu hakikati değiştirmeyecek; tarih, kurumlarını ve yollarını stratejik sabırla inşa edenlerin lehine akmaya devam edecektir.