• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

Bir kupadan fazlası

21 Temmuz 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

Bir kupadan fazlası

Refik Tuzcuoğlu

New York’taki New Jersey Stadyumu, geçtiğimiz akşam yalnızca bir spor müsabakasına değil, küresel ölçekte derin bir zihniyet yarılmasına ev sahipliği yaptı. İspanya’nın Arjantin’i Ferran Torres’in uzatma golüyle 1-0 yenerek 2026 FIFA Dünya Kupası şampiyonu olmasına bir kupanın ötesinde anlamlar yüklendi. Bu final; gücü ve fütursuzluğu yöntem edinen anlayış ile insan onurunu savunan duruşun sahadaki yüzleşmesiydi adeta.


 

Maç başlamadan seremonideki tek bir kare, müsabakanın ruhunu özetlemeye yetti: İspanya kaptanı Rodri’nin sahaya başörtülü bir Filistinli kız çocuğuyla el ele çıkması... Gazze’deki çadır kentlerden Brooklyn’deki "Little Palestine" mahallesine kadar geniş bir coğrafyada mazlumların kalbine dokunan bu görüntü; Madrid’in Filistin’i tanıma kararıyla birleşince küresel bir mesaja dönüştü.


Batı medyasınca "anti-İsrail histerisi" olarak yaftalanmak istense de Rodri’nin dediği gibi: "Bu bir siyaset değil, tamamen insani bir duruştur."

Madalyonun diğer yüzündeki Arjantin ise Javier Milei yönetiminin koyu İsrail yanlısı çizgisiyle tam bir uyum içindeydi. Messi’nin Ağlama Duvarı’ndaki duaları da sahadaki çaresizliğe merhem olamamış ki; 120 dakika boyunca isabetli tek bir şut dahi çekemeyen takım, tüm enerjisini kuralsızlığa ve fiziki şiddete harcadı.



 

Enzo Fernández’in kırmızı kartı, maç sonu Leandro Paredes’in rakibinin boğazını sıkması ve Nahuel Molina’nın yumruk atma girişimleri, çaresiz kalan saldırganlığın açık tezahürüydü.

Futbol otoritelerinin "Arjantin kazansaydı futbol için bir felaket olurdu" tespiti, insanlığın ortak hissiyatıydı. İspanya’nın kaldırdığı kupa, Gazze sokaklarında gece yarısı yankılanan sevinç çığlıklarına dönüştü.


 


Tıynetsiz İttifaklar

Arjantin’in sahadaki saldırganlığı ile İsrail’in küresel siyasetteki hukuk tanımazlığı arasındaki bağ tesadüf değildir. Aynı zihniyet akrabalığı, bugün Doğu Akdeniz’deki İsrail-Yunanistan askeri iş birliğinde de karşımızda.

Tarihsel mirası sivil katliamları olanlarla, bugünü soykırımla özdeşleşenlerin "güvenlik" kılıfı altındaki buluşması, meşrebi aynı olanların tıynetsiz ittifakıdır. Gücü tek meşruiyet kaynağı sayanlar, tarihin her döneminde benzer yöntemlere başvurmuşlardır.


 

Tarihin Hakikat Aynası

İşte tam bu noktada, Yunan Devlet Televizyonu ERT’deki canlı yayın, hakikatin üzerindeki perdeyi bir kez daha kaldırdı. Siyaset Bilimci Prof. Thanasis Diamantopoulos’un "Yunan ordusunun Anadolu’da işlediği katliamları ne zaman kabul edeceğiz?" feryadı, Lozan’ın 59. maddesindeki tarihi gerçekleri tekrar hatırlattı.


Atina’nın bu itirafı sansürleme telaşı mezalimi unutturmaya yetmiyor. 1922’de kaçan Yunan kuvvetlerinin arkalarında bıraktığı yıkım bunun kanıtıdır. Nitekim esir düşen General Trikopis bile köylerdeki vahşeti ve yükselen dumanları görünce "Benim bunlardan haberim yoktu" mahcubiyetiyle sıyrılmaya çalışmıştı. Ancak ne onun çaresiz sığınması ne de Atina’nın bugünkü suskunluğu hakikati örtebilir.


 

Manisa’dan Turgutlu’ya, Aydın’dan Şehzadeler’e kadar, kapıları çivilenip yakılan camilerin feryadı hâlâ tazedir. Duman çekildiğinde kömürleşmiş cesetler arasında evlatlarını arayan anaların gözyaşları, kelimelerin bittiği yerdir. Köşeye sıkıştıkça masumlara saldıran o günkü gözü dönmüşlük; bugün Gazze’de mülteci çadırlarını bombalayan İsrail stratejisinin tarihsel ikizidir.


 

Nitekim İngiliz tarihçi Arnold J. Toynbee, 1921’de şahit olduğu dehşeti aktarırken vicdanına kulak verdi; King's College’daki kürsüsünü kaybetme pahasına vahşeti Manchester Guardian’dan dünyaya duyurdu. Tıpkı onun gibi ABD’li Amiral Bristol da bağımsız raporuyla Yunan katliamlarını İtilaf Devletleri’nin yüzüne bir tokat gibi çarpmıştı.


 

Unvanlar Geçer, Duruş Kalır

2026 Dünya Kupası finali, İspanya’nın ikinci şampiyonluğundan ziyade; kaba kuvvete ve işgalci zihniyete karşı insanlık onurunun zaferi olarak tarihe geçti.

Yunanistan devleti varsın kendi akademisyeninin itirafını sansürlesin; İsrail destekçileri varsın İspanya’nın sahaya başörtülü Filistinli bir çocukla çıkmasındaki masumiyeti "provokasyon" saysın.

Tarih, baskılara rağmen hakikati savunan vicdanları kaydettiği gibi; bugün New York’ta insanlığın sesi olanları da, Gazze yıkıntıları arasında o zafere sevinen çocukların tebessümünü de hafızasına kazımıştır.

Ferran Torres’inşutu, Arjantin ağlarını havalandırmanın çok ötesine geçerek; gücü adaletin ve merhametin üzerinde gören anlayışların üzerindeki o cilalı örtüyü kaldırıp attı.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

ŞEREFLİ TS

Dostum Tıramp 
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23