--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kimi şehadete koşar, kimi de ABD ve İsrailli dostlarının yanına...

Rasim Bolbol
Rasim Bolbol

Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’ya ev sahipliği yapan Kudüs, bugünlerde en zor dönemlerinden birini yaşıyor. İngilizler tarafından bundan tam bir asır önce işgal edilen üçüncü kutsal şehrimiz, Haçlı-Siyonist ittifakı tarafından bir defa daha işgal edilmeye çalışılıyor.

Evet, son günlerde yaşadıklarımız, tam anlamıyla Kudüs’ün ikinci kez işgal edilmesi girişimidir.

1995 yılında kabul edip her 6 ayda bir erteledikleri ABD Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmasını öngören “Kudüs Büyükelçilik Yasası”nı hayata geçirdikleri gün yaptıkları pervasızca katliam, Kudüs’ün bir defa daha işgal edilmek istendiğinin en büyük kanıtıdır.

Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in miraç yolculuğuna çıktığı Mescid-i Aksa’nın duvarlarına ışıkla İsrail bayrağı yansıtılması ve Yahudi yerleşimcilerin İsrail bayraklarıyla Aksa’ya girmeye yeltenmesi, Kudüs’ün nasıl bir tabloyla karşı karşıya olduğuna/olacağına yönelik bize bazı ipuçları veriyor.

l

Aslında ABD’nin, büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı alması ve bunu hayata geçirmesinde en belirleyici faktör, “İslam âlemi” olarak isimlendirdiğimiz coğrafyanın içinde bulunduğu zillet halidir.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn gibi ülkelerin İsrail’e verdiği desteğin siyonist köpekleri iyice kudurttuğunu kesinlikle es geçemeyiz. 

Zaten İsrail’in saldırılarında şehit olan 60’ı aşkın Filistinlinin kanı, en az Trump ve Netanyahu kadar, bu sözde Müslüman liderlerin de ellerine bulaşmıştır.

Öyle ya, 2008’de İsrail hava saldırısında iki bacağını birden kaybeden Filistinli Fadi Ebu Salah, “Diz çökerek yaşamaktansa, ayakta ölmek iyidir” deyip keskin nişancı kurşunuyla şehadete koşarken, sureta Müslüman liderler, ABD ve İsrailli dostlarının yanına koşup önlerinde diz çökmeyi yeğlemiştir.  

Filistinli mücahitler kıyımda bile kıyama kalkarken, onlar eğildikçe eğilmeyi, alçaldıkça alçalmayı ve “esfel-i safilin” derekesine düşmeyi tercih etmiştir.

l

Eğer bugün İslam dünyası böyle bir zilletin içinde olmasaydı, ne İsrail ne de onun hâmisi ABD böylesine pervasızlaşabilirdi.

Görünürde devlet olarak tanımadıkları İsrail’le kapalı kapılar ardında gizli toplantılar yapan hainlerin ihanetiyle karşılaşılmasaydı, ne Netanyahu ne de onun oyuncağı olan Trump bu denli arsızlaşabilirdi.  

Diyeceğimiz o ki, Kur’an-ı Kerim’in “Mübarek kıldık” dediği Kudüs, bugün Haçlı-Siyonistlerin çok güçlü olmasından değil, 1.5 milyarlık İslam âleminin duyarsızlığından dolayı esaret altında. 

Tüm bu gerçekler bize, Kudüs meselesinin “ittihad-ı İslam”dan bağımsız düşünülemeyeceğini gösteriyor.  

Yani çözüm belli: 1.5 milyarlık İslam âlemi bir araya gelerek İsrail zulmüne ve işgaline engel olmalıdır. Ümmetin dağınıklığından cesaret alan bu zalimlere ancak ve ancak tek vücut olunarak gerekli cevap verilebilir.

 

Rasim Bolbol Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle