Kaçan boğalarla empati kuran etoburlar
Bir Kurban Bayramı’nı daha malum medyanın klişe haberleriyle geride bıraktık.
“Klişe” diyoruz, zira hemen her yıl aynı teraneye şahit oluyoruz.
Görüyorsunuz, bayramlar Müslümanlara adeta zehir edilmeye çalışılıyor.
Kurban ibadetine tahammülü olmayan medyanın her yıl neredeyse noktasına virgülüne bile dokunmadan servis ettiği haber, yazı ve yorumlarla, dinî vecibelerini yerine getirmeye çalışan insanlar töhmet altında bırakılıyor.
Sahibinin elinden kurtulan kurbanlıklar mı dersiniz...
Kesim sırasında hastanelik olan insanlar mı...
Alayı magazin sosuna bulandırılıp gözümüze gözümüze sokuluyor.
Bir de “Boğaz yine kırmızıya boyandı” türündeki hokkabazlıklar var. Bu nevi hokkabazlıklarla da algı oluşturulmak isteniyor.
Tabii ki kurbanlık hayvanlara saygılı olunması, onların incitilmemesi, kesimlerin bilinçli insanlar tarafından yapılması, çevrenin kirletilmemesi gibi talepler makul taleplerdir. Zaten İslam da bu makul talepleri reddetmemekte, bilakis harfiyen yerine getirilmesini emretmektedir.
Ancak malum zevatın derdi başka.
Çok açık ki, üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek istiyorlar.
Bir elin parmaklarını geçmeyecek birtakım olumsuzlukları sanki çok önemli problemlermiş gibi lanse ederek alttan alta, hatta ne alttan altası, aleni bir şekilde İslam düşmanlığı yapıyorlar.
Şirin Payzın ve Serdar Turgut’un son herzelerine baktığımızda bu gerçeği çok daha iyi anlıyoruz.
Güya ikisi de gazeteci. Fakat kamu yararını gözetecekleri yerde, kamuoyunu kışkırtıyorlar. Toplumun fay hatlarını kaşıyıp insanları galeyana getirmeye çalışıyorlar.
Mesela Şirin Payzın adlı hiç de şirin olmayan hatun, sahibinden kaçarak gözden kaybolan bir boğanın haberini sosyal medya hesabından paylaşıp boğayı aklınca tebrik ediyor. “Aferin boğa” deyip hayvanın kesilmekten kurtulmasına sevindiğini söylüyor.
Elbette sırf “Aferin boğa” dedi diye, bir insana “kurban düşmanı” yaftası yapıştıracak değiliz. Ancak ortada bir ikiyüzlülük var.
Öyle ya, gezmediği et restoranı kalmamasına, buralarda afiyetle yediği etlerin boy boy fotoğraflarını paylaşmasına rağmen, Payzın’ın Kurban Bayramı’nda hayvan kesilmesini istememesi ikiyüzlülük değilse nedir?
Söylesenize, Antakya’daki leziz mi leziz tepsi kebabını midesine indirip, yapanlara övgüler düzen birinin, kebap ustasına dönerek “Et yapmayı bırakın da burs verin” dememesi, lakin “kurban kesmek yerine burs verilmesini” istemesi nasıl değerlendirilmelidir?
Cevap verin, bu tutuma ikiyüzlülük demeyeceğiz de neye ikiyüzlülük diyeceğiz?
¥
Neyse, gelelim Serdar Turgut’un yediği nanelere...
Doğrusunu söylemek gerekirse, onun da Şirin Payzın’dan geri kalır yanı yok.
O da tam bir “etobur”, lakin Kurban Bayramı’nda bunu unutuyor.
Bir yandan, yazısına “Kaçan boğaları en iyi ben anlarım” diye başlık atıyor, ama öbür yandan aynı yazıda ABD’nin en iyi et lokantasındaki (kendi ifadesiyle ağızda eriyen) “Porterhouse”ları, yani ortalama 600 gram civarındaki bir tür bifteği nasıl “gömdüğünü” ballandıra ballandıra anlatıyor.
Hem “Keşke kurbanlık hayvanlar sahiplerinden kaçıp kurtulsa da kesilmese. O kaçan hayvanların duygularını Türkiye’de en iyi hisseden benim. Onların kesime götürülürken yaşadıklarını ta yüreğimin derinliklerinde hissediyorum” diye ahkâm kesiyor, hem de etin kendisi için bir tutku olduğunu, bunu yaşadığı her şeye rağmen bırakamayacağını gördüğünü itiraf ediyor.
Boşuna söylemiyoruz değil mi?
“Hayvan sevgisi” falan bunların bahanesi.
Dertleri üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.
Dertleri İslam düşmanlığı.
Bu kadar kudurmalarının başka bir açıklaması olamaz.


