• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Rasim Bolbol
Rasim Bolbol
TÜM YAZILARI
26 Eylül 2019

IMF’ye “gel gel” yapanlar bir daha iktidar yüzü göremez

Muhalefet çevrelerinin özellikle son aylarda yoğun olarak dillendirdiği bir iddia vardı. Türkiye’nin ekonomik olarak uçuruma sürüklendiğini ileri süren bu çevreler, hükümetin büyük bir sıkıntı yaşadığını, bu sıkıntının da Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yeniden masaya oturularak aşılmak istendiğini savunuyorlardı. 

“Kulis bilgisi” adı altında kaleme aldığı “dedikodu”larla nam salmış meczup bir gazeteci, “Saray’daki adını vermek istemediği bir kaynağına dayandırdığı” köşe yazısında “IMF ile el altından görüşülüyor. Türkiye IMF’den 50 milyar dolar istedi” bile demişti hatta.

Hatırlayın, söz konusu ipe-sapa gelmez dedikodulara anamuhalefet partisinin genel başkanı da dahil olmuştu. Evet, Kemal Kılıçdaroğlu bu yılın mart ayında yaptığı açıklamada, seçim nedeniyle bütçenin sonuna kadar harcandığı algısını pompalayarak, “Hükümet şimdi ‘Acaba nisana kadar nasıl idare edebilirim’ düşüncesinde. Yakın zamanda zaten IMF’nin kapısını çalacaklar” herzesini yumurtlamıştı.

Bunca kara propagandanın ardından sonunda ne olduğunu gördük. 

IMF’nin kapısını çalanlar, bizzat “IMF’nin kapısı çalınacak” diyenler oldu.

Malum, CHP Sözcüsü Faiz Öztrak ile İYİ Partili eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, geçtiğimiz günlerde (resmi programda olmamasına rağmen) Ankara’da lüks bir otelde IMF yetkilileriyle “gizlice” bir araya geldi. Üstelik, Millet İttifakı’nın temsilcileri, bu görüşmeyi “rutin bir iş” olarak nitelendirme gafletinde dahi bulundu.

Neymiş, kimse öküzün altında buzağı aramasınmış. Görüşmenin yapılmasının bir tek amacı varmış, o da Türkiye’nin IMF’ye muhtaç duruma düşmesini engellemekmiş.

Görüyorsunuz değil mi, milletin aklıyla nasıl alay ediyorlar!

Merd-i Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş. Bunlar da kapalı kapılar ardında yapılan meşruiyet dışı toplantıları “rutin iş” olarak nitelendiriyorlar. “Türkiye’ye karşı farklı bir ajandanın göstergesi” olan pazarlıkları “olağan durum” gibi lanse ediyorlar.

Türkiye’yi yönetme sorumluluğu bulunmayan, yani sırtında yumurta küfesi taşımayan zevatın IMF ile nasıl bir “rutin iş”i olurmuş acaba? Yoksa, AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş’un da dediği gibi, Türkiye’nin önümüzdeki süreçleriyle alakalı CHP ya da İYİ Parti’ye bir rol mü biçiliyor?

Sakın yanlış anlaşılmasın...

Bizce sadece muhalefetin değil, iktidar partisinin de bu saatten sonra IMF ile bir işi olmamalı. İhtimal vermiyoruz ama, AK Parti de her ne olursa olsun mahut kan emicilerle aynı masaya bir daha asla oturmamalı. 

AK Parti, iktidarının ilk yıllarında zaten büyük bir yanlışa imza atmıştı. Öyle ya, 3 Kasım 2002 seçim kampanyasında, “Millet, hükümet kurmaya fırsat verirse IMF ile anlaşmayı derhal sonlandıracağız” denilmiş, lakin koltuğa oturulunca 180 derece bir dönüş yapılarak “Kemal Derviş paketi”, yani IMF reçetesi uygulamaya konulmuştu.

Neysi ki sonraki senelerde bu yanlıştan dönüldü. 

¥

Bugüne kadar 19 defa masaya oturduğumuz IMF ile stand-by anlaşması dediğimiz koşullu anlaşmanın ilk imzasını tee 27 Mayıs darbecilerinin işbaşında olduğu 1 Ocak 1961 tarihinde atmışız. Bu tarihten günümüze Türkiye’de 8 cumhurbaşkanı ve 37 hükümet yönetimde bulunmuş, ancak bunların hiçbirisi mezkur sülüklerden yakasını kurtaramamış. 

IMF’yi kapının önüne koyma başarısı, göreve geldiği 2002 yılında kucağında tam 24 milyar dolar dolayında IMF borcu bulan AK Parti’ye nasip olmuş.

Evet, muhalefetin, bugün “IMF ile tekrar masaya oturacak” dediği AK Parti’ye...

Adamlar, 14 Mayıs 2013 tarihinde yaklaşık 421 milyon dolarlık son taksiti de ödeyerek Türkiye’yi sımsıkı saran ahtapotları bünyeden söküp atmışlar.

Dile kolay, 10 yılda toplam 24 milyar dolar borç ödemesi... 

Düşünebiliyor musunuz, 2002-2013 yılları arasında ödenen bu para 109 ülkenin GSYH’sinden daha fazla.

İşte sırf bu tablo dahi AK Parti için çok büyük bir başarıdır.

¥

Diyeceğimiz o ki, IMF’ye 11 Kasım 1947’de, yani fiilen faaliyete geçtiği yıl koşa koşa üye olan CHP’liler boşuna “IMF rüyası” görmesin. Zira IMF defteri bu ülkede çoktan kapanmıştır. 

IMF’yi çağıran hükûmetlerin Türkiye’de bir daha seçim kazanamayacağını artık herkes çok iyi biliyor. ANAP, DSP, DYP gibi partilerin, seçim kazanamamak bir tarafa, siyaset sahnesinden de silinip gittiğinin cümle âlem farkında.

Pek mümkün gözükmüyor ama, ezkaza iktidara geldiklerinde ilk iş olarak Türkiye’yi IMF’ye teslim etmeyi planlayanlar bu gerçekleri bir defa daha akıllarına getirirlerse, inanın çok isabetli olur. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Faruk

Kim.çağırdı imf yi muhalefet mi
  • Yanıtla

Ali

AKP li belediyeler İMF den borç almadı. CHP li belediyeler İMF den borç alacak nesi yanlış borc borctur.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı