• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Rasim Bolbol
Rasim Bolbol
TÜM YAZILARI
21 Mart 2019

George’a, Hans’a bakmayın Ayasofya’nın açılmasını millet istiyor, millet!

Ayasofya’nın cami olarak yeniden ibadete açılması hususu, Yeni Zelanda saldırısının ardından bir defa daha gündemimize girdi. Konunun, birkaç gündür de fazlasıyla tartışıldığını görüyoruz.

Aslında tartışmanın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerdeki çıkışı üzerine alevlendiğini söyleyebiliriz.

Hatırlayacaksınız, Erdoğan Tekirdağ mitinginde, Ayasofya’nın cami olarak açılması talebinde bulunan bir vatandaşa “Sultanahmet’i bir doldurun, ondan sonra ona bakarız. Bak şimdi Büyük Çamlıca Camii’ni yaptık. 4 tane 5 tane Ayasofya eder. O kadar büyük. 60 bin kişiyi alabilecek kapasitede. Ve Anadolu Yakası’nda tüm İstanbul’da ve Türkiye’de en büyük cami oldu, buyurun” diyerek Ayasofya’ya alternatif olarak Sultanahmet ve Çamlıca Camii’ni göstermişti.  

Aslında Cumhurbaşkanı’nın “Sultanahmet’i bir doldurun, ondan sonra bakarız” itirazı haklı bir itiraz gibi gözüküyor. Zira, kendisinin de dediği gibi, Ayasofya’nın yanı başındaki Sultanahmet’te vakit namazlarında ancak birkaç safın dolduğunu biliyoruz. Fakat camilere olan bu ilgisizlik, sadece Sultanahmet’le sınırlı değil ki. Nüfusunun neredeyse % 98’i Müslüman olan ülkemizde camiye gelenlerin oranı maalesef ki çok düşük. Yapılan istatistikler de bu gerçeği teyit ediyor.  

Yani sorun, özelde değil, Türkiye genelinde mütalaa edilmesi gereken esaslı bir sorun.  

Büyük bir ihtimalle, bu sorunla yarın öbür gün (Sayın Cumhurbaşkanı’nın haklı bir şekilde iftihar ettiği) Büyük Çamlıca Camii’nde de karşılaşacağız.

Bakmayın, şimdi millet bir merakla gidiyor; bundan birkaç ay sonra 4-5 tane Ayasofya eden 60 bin kişilik o caminin de tıpkı Sultanahmet gibi mahzun kalacağını kuvvetle muhtemel müşahede edeceğiz.

Peki böyle olacak diye Çamlıca Camii hiç yapılmamalı mıydı?

Tabii ki hayır. Kesinlikle öyle bir şey demiyoruz. Aksine, İstanbul’un böylesi “sembol”lere ziyadesiyle ihtiyacı olduğunu söylüyoruz.

Evet, İstanbul’un her noktasından görülebilen Çamlıca Camii, İstanbul için, hatta bırakın İstanbul’u tüm Türkiye için bir semboldür.   

Çünkü üç şerefeli 4 minaresi Malazgirt Zaferi’ne ithafen 107,1 metre yapılmıştır.

Kubbesinin iç yüzeyine, 16 Türk devletinden mülhem Allah’ın isimlerinden 16’sı yazılmıştır.

72 metre yükseklikteki ana kubbesi İstanbul’da yaşayan 72 milleti, 34 metre çapındaki kubbesi ise İstanbul’u simgelemektedir.

Bu ayrıntılar, elbette çok güzel düşünülmüş ayrıntılardır. Zaten bu yüzden, “Böylesi sembollere ihtiyacımız var” diyoruz. Lakin derdimizi bir türlü anlatamıyoruz.

¥

Lafı fazla uzatmaya gerek yok... 

Çamlıca Camii nasıl Türkiye’nin bir sembolüyse, Ayasofya da Türkiye’nin sembolüdür. Hatta bizim için “sembolden de öte”dir. 

Öyle ya, Ayasofya, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in “Kostantiniye (İstanbul), elbet bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır” müjdesinin mûcizevî bir nişânesidir.

Ayasofya, Anadolu’yu Müslüman Türk yurdu yapan yüzbinlerce şehit ve gazimizin “kılıç hakkı”dır.

Ayasofya, Osmanlı Devleti’ni, minaresinden okunan ezanlarla ayakta tutan ruhun adıdır.

Necip Fazıl Kısakürek’in de dediği gibi, Ayasofya, “İstanbul’un kalbi”dir. Yine Üstad’ın ifadesiyle “İstanbul’daki Süleymaniye, Edirne’deki Selimiye, bunlara karşılık da Roma’daki Sen Piyer ve Paris’teki Notrdam, bizde ve onlarda daha niceleri, madde ve hattâ gayelerine bağlı mâna kıymeti olarak, Ayasofya’nın eşik taşına bile denk değildir”. 

¥

Doğrudur, Türkiye’de yaklaşık 90 bin cami vardır, ancak bunlardan hiçbiri İstanbul’un fethinin sembolü olarak görülmemiştir. Bu sebeple kemiyetle keyfiyet karıştırılmamalı, sayıyla sembol birbiriyle yarıştırılmamalıdır. 

Ezcümle, devlet büyüklerimizin Ayasofya’nın açılmamasına gerekçe olarak Sultanahmet’in boş saflarını göstermesi -üzülerek belirtmek gerekir ki- hiç de yerinde bir gerekçe olmamıştır. Ayrıca meselenin “siyasi boyutları” olduğu, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması halinde Türkiye’nin uluslararası arenada zor duruma düşeceği yönündeki ifadeler de toplumun büyük bir kesiminde hayal kırıklığı oluşturmuştur. 

¥

Biliyoruz ki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugünlerde bir defa daha gündemde yer edinen idamın geri getirilmesine yönelik tartışmalara ilişkin, geçmişte defalarca “Karar Meclis’ten çıktığı anda ben onaylarım. Egemenlik milletin olduğuna göre mesele bitmiştir. Batı’nın ne dediği değil, milletimin ne dediği önemlidir. George ne der, Hans ne der beni ilgilendirmez” ifadelerini kullanmıştır.

Yani?

Yanisi şu: Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması durumunda uluslararası arenada karşılaşacağımız sıkıntıların büyüklüğü, tahminimizce idamı geri getirmemiz halinde Batı dünyasında kopacak kıyametten pek de farklı olmayacaktır. O halde Batı’nın ne dediği değil, milletin ne dediği dikkate alınmalıdır. George’un, Hans’ın ne söyleyeceğine değil, milletin ne söyleyeceğine bakılmalıdır.

Ayasofya’nın “müze” olarak kalmasının hiçbir makul gerekçesi yok. Dolayısıyla milletin talepleri gözardı edilmemeli ve bu kutlu mabet tekrar cami olarak hizmete açılmalıdır.   

Vesselam...

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23