• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Rasim Bolbol
Rasim Bolbol
TÜM YAZILARI
09 Ağustos 2020

Davutoğlu Gezicilere mi özendi?

Batı finansörlüğünde organize edilen Gezi Parkı ayaklanması sırasında dillere pelesenk olan bir slogan vardı. Hatırlayın, üç-beş ağacı bahane ederek AK Parti Hükümeti’ni alaşağı etmeye çalışan vandallar, amaçlarının güya siyasi olmadığını kanıtlamak için, hep bir ağızdan “Ne sağcıyız ne solcu, çapulcuyuz çapulcu” diye avaz avaz bağırıp duruyordu. 

Mahut slogan bir göz boyamadan ibaretti elbette. 

22 gün boyunca 79 ilde sürdürülen eylemleri organize edenler adeta bir “cambaza bak” taktiği uyguluyordu. 

Bu taktikle, maddi-manevi çok ağır kayıp oluşturan darbe girişimini meşru göstereceklerdi akıllarınca.

Tabii ki sağduyulu vatandaşlarımız bu ucuz numarayı yutmadı. AK Parti hükümetinin sonuna kadar arkasında durarak ülkesine ve geleceğine sahip çıktı.

Peki, durup dururken yıllar önceki bir hadiseden niye bahsettik biz şimdi? “Ne sağcıyız ne solcu, çapulcuyuz çapulcu” sloganının üzerindeki tozu üfleyip seneler sonra tekrar gündeme getirmemizin sebebi ne?

Nihayetinde, Türkiye tarihinin en karanlık provokasyonlarından birisi olan Gezi’yi yeniden akıllara düşürmemiz için geçerli bir neden olmalı değil mi? 

İyi işte, var öyle bir nedenimiz. Ahmet Davutoğlu’nun geçtiğimiz günlerde sarf ettiği sözlere baksanıza.

Eleman, “Ben kendimi hiçbir zaman sağcı olarak görmedim” demiş açık açık.  

Eee, bu ifadeleri okuyunca, aklımıza Gezi’deki o meşhur “Ne sağcıyız ne solcu, çapulcuyuz çapulcu” sloganı nasıl gelmesin Allah aşkına?

Şimdi mevcut tablo şu: Davutoğlu kendisini solcu olarak nitelendirmiyor. Son açıklamalarından sağcı da olmadığını öğreniyoruz.

Peki o halde neci bu adam? Yoksa o da Kemal Kılıçdaroğlu gibi sağ-sol kavramlarının 18. yüzyılda kaldığına mı inanıyor?

Eğer öyleyse çok fena. Zira sağ ve sol kavramları 19. ve 20. yüzyıllarda da varlığını sürdürdü. Hem de en şiddetli biçimiyle. 

Tabii ki “stratejik derinliğe” sahip(!) bir siyaset bilimci olan Davutoğlu tüm bunları biliyor. Ama ne yaparsınız ki bilmezlikten geliyor. 

Anlaşılan Ahmet Bey de diğerleri gibi, herkese mavi boncuk dağıtarak siyasette bir yer edineceği yanılgısına kapılmış. Bu yüzden de durmadan “Ne şiş yansın ne kebapçılık” yapıyor.

Bize göre, akademik camiada “hoca” olarak anılan Davutoğlu’nun siyasetteki akıl hocasının Kemal Kılıçdaroğlu olma ihtimali yüksek. Çünkü, Bay Kemal de tıpkı Davutoğlu gibi nabza göre şerbet veriyor. Seçim dönemlerinde dinî unsurları ön plana çıkarıp sair zamanlarda kafasına göre takılıyor. 

Ahmet Bey milleti aptal yerine koymak istiyor ama, boşa kürek çekiyor.  

Bu millet, oy uğruna hem sağa hem sola yatmayı “siyaset” zannedenlerden bıktı. Kimin ne olduğunun da pekâlâ farkında. 

Zaten seçmen sizin notunuzu “Nefsimi ayaklar altına alırım, bir faninin terk etmeyeceği düşünülen her makamı elimin tersiyle iterim ama asla dünya mazlumlarının tek umudu olan bu AK hareketin zarar görmesine, bu AK yürekli kadroların üzülmesine izin vermem” deyip de sonradan yaptıklarınızı gördüğünde verdi sayın Davutoğlu. 

Dolayısıyla böyle “şirinlikler(!)”e hiç gerek yok. 

Yapmacık davranmayın, biraz kendiniz olun lütfen.

MUSTAFA ŞENTOP DA BÖYLE KONUŞURSA…

TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili “Sözleşmeden çıkmayı zorunlu hale getiren bir durum yok. Zaten tamamen bizim bakış açımıza, kendi kültürel yaklaşımımıza uygun sözleşme arayacaksak, imzalayacak sözleşme bulamayabiliriz” çıkışını görünce, ne yalan söyleyelim, çok şaşırdık.

Öyle ya, yasama organımızın başkanının görüşü buysa, tuz kokmuş demektir.

Bizim derdimiz, sayın Şentop’un ifade ettiği gibi, “kendi kültürümüze uyumlu sözleşme aramak” olmamalı. Biz, tevârüs etmekten gurur duyduğumuz mirasımıza, toplumumuza ve inancımıza uygun kanunlar yapmanın yollarını aramalıyız.

Milli ve manevi değerlerimize uygun kanunlar çıkarttığımızda, TBMM Başkanımızın “Çıkmayı zorunlu hale getiren bir durum yok” dediği ne idüğü belirsiz uluslararası sözleşmelere de gerek kalmaz zaten.

Şurası açık ki, biz Batı’dan birtakım ideoloji ve felsefeleri aldığımız müddetçe hiçbir zaman bağımsız olamayız. Çünkü bağımsızlık, her alanda olduğu gibi, kanunlarda da yerli ve milli olmaktan geçer.

Siz milli iradenin tecelligâhı olan TBMM’nin başkanısınız Sayın Şentop. Bu yüzden milli iradenin hassasiyetlerine sahip çıkmak da herkesten önce size düşer.

Türk toplumunun değerleriyle barışık bir hukuk mevzuatı inşa etmek bu kadar zor olmamalı bizce.

Siz ne dersiniz?

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mikail okuroğlu

Teşekkürler kardeşim katılıyorum Aliya izzetbegovic ne demişti rahmetli düşmana benzemektedir kaybetmek....
  • Yanıtla

Ayşe

Mustafa Şentop'a yazıklar olsun .Ahmet Davutoğluna o söz bile fazla bir şey söylemeye değmez.Bu milletin gözün de artık her ikisi de siyasi bir mevta olmuştur.Davutoğlunu bir düğünde gördüm gene çoook heyecanlı bir konuşma yaptı kimse yüzüne bakmadı sadece birkaç şakşakcı alkışladı o kadar.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı