--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Akşener, her ‘hıyarım var’ diyene tuz alıp koşuyor!

Rasim Bolbol
Rasim Bolbol

15 Temmuz gecesi FETÖ’cü alçaklara karşı göğsünü siper eden vatandaşlarımız için çıkarılan KHK, belli mihraklar tarafından yoğun şekilde eleştirilmişti.

Eleştiri getirenlerden kimisi “Paramiliter (başıbozuk) grupların saldırıları meşru müdafaa kapsamına alınıyor” demişti.

Kimisi de “AKP, bu KHK ile iç savaşa hazırlık yapıyor” iddiasını ortaya atmıştı. 

249 vatandaşımızın şehit olduğu 15 Temmuz’daki alçak darbe girişimine imza atan hainlere “Haşhaşi” denilmesinden müşteki olan Meral Akşener ise çıkarılan KHK ile sivillere darbe kalkışması isnadıyla silah kullanma hakkı verildiğini ileri sürüp, Türkiye’nin bir iç savaşa çekilmek istendiğini iddia etmişti.

Aynı Akşener, mezkur KHK’nın “çok vahim sonuçları olabileceğini” söyleyerek birtakım imalarda bulunmuş, “Bu milletin aziz evlatlarını ürkütmek, korkutmak istiyorlar” diye de eklemişti. 

Ve fakat, bu milletin aziz evlatlarını ürküten de korkutan da kendisi oldu.

Sırf KHK ile ilgili getirdiği eleştirilerin haklı çıktığı intibaını oluşturmak için birden bire tuhaf bir iddiayı ortaya attı.

Ne idiği belirsiz bir duyum üzerinden hareketle “Tokat ve Konya’da silahlı eğitim kampları kuruldu. Bazı kişiler uzun namlulu silahlarla ortalıkta dolaşıyor” deyip, iç savaş çığırtkanlığı yaptı.

Bırakın siyaset arenasını, kahvehane sohbetinde dahi kimsenin dile getirmeyeceği zırvaları “Biz öyle duyduk” deyip piyasaya sürerek büyük bir sorumsuzluğa imza attı.

İyisi mi (kirli yüzü tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmasına rağmen), 17-25 Aralık’tan sonra bile, FETÖ’nün yayın organları kendisini her çağırdığında memnuniyetle icabet eden Akşener, şu huyunu bir an evvel bıraksın.

Kulağına çalınan her duyumu ciddiye almasın.

Her hıyarım var diyene de bir avuç tuz alıp koşmasın.

“ÇEVREYİ KORUMAK İÇİN” 

ZAM YAPMAK?!

Malum, yeni yılla birlikte Boğaz köprüleri ve otoyol geçiş ücretlerine yüzde 10 ila yüzde 25 arasında zam yapıldı. Böylece, son üç yılda köprü geçiş ücretlerine yapılan zam oranı yüzde 157’ye ulaşmış oldu.

Daha önce 1. ve 2. köprü zamları için enflasyon oranının dikkate alınacağını ilan eden Ulaştırma Bakanlığı ise, yüzde 12-13 enflasyonun olduğu bir dönemde yapılan yüzde 25’e varan zamları “güncelleme” olarak nitelendirip hemen “savunma”ya geçti. Bakanlığa göre, “fiyat güncellemesi”ne gidilmesinin iki ana sebebi var:

Birincisi çevreyi korumak, ikincisi ise köprü ve otoyollardaki bakım giderlerinin yüksekliği.

Bize göre, her iki gerekçe de gerçekçi değil.

Öyle ya, trafik yoğunluğunun azaltılması, böylece araçların çevreye verdiği zararın minimize edilmesi isteniyorsa, köprü ve otoyol ücretlerine zam değil, toplu taşımaya indirim yapılması gerekmez mi?

Ayrıca, 2001’den 2016 yılının sonuna kadar birinci ve ikinci köprüden elde edilen gelir yaklaşık 2.2 milyar dolar.

Yani, bırakın zamma gerekçe olarak gösterilen bakım giderlerinin karşılanmasını, sırf birinci ve ikinci köprülerden 15 yılda alınan ücretle gıcır gıcır yeni bir köprü bile yaptırılabiliyor. (Osman Gazi Köprüsü’nün 2.3, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün ise 1.1 milyar dolara mal edildiğini hatırlatalım) 

Dolayısıyla, Bakanlığın “Yeni fiyat ayarlamasında büyük şehirlerde toplu taşımayı özendirerek trafik sıkışıklığını azaltmak ve bunun sonucunda zararlı emisyon salınımını minimize ederek çevreyi korumak hedeflenmiştir” açıklaması da...

“Otoyolların ve Boğaz Köprülerinin, uzun yıllar hizmet vermek üzere servis ömürlerinin uzatılması bakım-onarımlarının düzenli olarak yapılabilmesine bağlıdır. Bu amaçla ücretli hizmet veren otoyollar ve 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerinde uygulanmakta olan geçiş ücretlerinde yeni bir güncelleme yapılmasına karar verilmiştir” tavzihatı da temelsiz. 

 

Rasim Bolbol Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle