• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

Necip Fazıl ve Nazım Hikmet 1925’te ölselerdi!

02 Temmuz 2026
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

Necip Fazıl ve Nazım Hikmet 1925’te ölselerdi!

MUSTAFA ARMAĞAN

Kader kadar yaman bir bilmece var mı? Ki her satırında ayrı bir hikmet, benzersiz bir ders gizlidir.

İşin garibi, yazımız sanki limonla yazılmıştır alnımıza. Ancak ateşte yanarken okuyabiliyoruz onu ama o zaman da iş işten geçmiş oluyor.

Ve kader bize insanlar hakkında erken hüküm vermemeyi öğretir. “Ne oldum deme, ne olacağım de” sözü boşuna söylenmemiş.

Nasip heybemiz dolu mu, boş mu? Bunu hiçbir zaman önceden bilemeyiz. Bu sebepledir ki insanlar hakkında alelacele hüküm vermekten kaçınmak gerek.

Cumhuriyet devri İslam fikriyatının öncüsü Necip Fazıl ile maddeci şiirin sembol ismi Nazım Hikmet’in hayatları arasında gidip gelirken bu pek nazik noktaya sürtünürsünüz ister istemez.  


Nazım Hikmet 1902, Necip Fazıl 1904 doğumludur. 

Selanik doğumlu Nazım Hikmet’in anne tarafından ataları Polonya’dan İstanbul’a gelmiş, İstanbul doğumlu Necip Fazıl’ın ataları ise Maraş’tan.

İkisi de gençliklerinde şair. 

Düz baktığınızda Nazım Hikmet’in maddeci, Necip Fazıl’ın ruhçu şiirler yazdığını zannedersiniz ki akıbet böyle olmuştur. Ama ya başlangıçları? 


Nasıl başladılar hayata ve nasıl bitirdiler? 


Necip Fazıl ile Nazım Hikmet Heybeliada’daki Bahriye Mektebinden arkadaşlar. 

Bahriye Mektebinden sonra Necip Fazıl memur olur, Ankara’ya yerleşir. Nazım Hikmet ise kısa bir süre öğretmenlikten sonra Rusya’ya gidip komünist olur. 

Babıâli adlı basın hatıralarında Nazım’ı öfkeli bir üslupla anlatır Necip Fazıl: 

“Nâzım Hikmet, uzun boyu, altun renkli saçları, çakır ve çiğ gözleri, çilli ve tozpembe yüzü, şapşal çehre hatları ve küçük ve yusyuvarlacık kafasiyle, insana ilk bakışta yakışıklı hissini veren, bilhassa maymunvârî içeriye doğru tuttuğu sarkık elleriyle bu halini mühürleyen bir aptaldır. O kadar aptal ki, biraz sıkıştırılınca “ben sizin yanınızda şahsiyetimi ve kafamı kaybediyorum!” diyecek ve yağlı kasketini altun saçlarına oturtup kaçacak derecede... Her şey onda, geri, ileri, sınıf, zümre, burjuva, köylü, patron, işçi gibi tabirlerle, Moskova tertibi ezberleme bir lûgaritma çerçevesi içinde ve birkaç kelimelik leke sabunu (prospektüs – târife)leri halinde... Genç Şair onu, kendisinden iki üç sınıf yukarıda olarak Bahriye Mektebinden tanır ve şiire ne bebekçe başlayıp onu bir Rusya seyahati sonunda ne kartalozca bitirdiğini bilir. Ağzı süt kokan ve “Ben de müridinim işte Mevlânâ!” diye mısralar heceleyen bebekten, “Hâfız-ı Kapital olmak istiyorum!” nârasını basmaya memur, iki eli belinde ağzı bozuk kartaloza kadar...” (1975 baskısı, s. 83; 2010 baskısı, s. 82-83.)

Hakikaten Nazım Hikmet, Mevlâna hazretleri hakkında bir şiir yazmıştır. Hatta İstanbul’un fethi için “Sekiz yüz elli yedi” adlı hicri fetih tarihini başlığa çıkaran bir şiir de kaleme almıştır. “Ağa Camii” şiirinde ise caminin ruhuna şöyle hitap etmiştir: 


Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen
Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

Mevlevi dedesi Nazım Paşa’ya ithaf ettiği “Dergâhın Kuyusu” başlıklı şiirinde ise  


Ey ulu Allahım, ey ulu Rabbim!
Kuyuda zikreden, ağlayan kimdi?

diye yakaran da Nazım Hikmet’ten başkası değildi. 

Oysa gençlik yıllarında, Abdülhakim Arvasi hazretlerini bulmadan önce Necip Fazıl’ın “Gidiyorum bir kadın bacağının peşinden” gibi sonradan yaktığı nice ehl-i dünyaya yakışan şiiri vardı. “Artık ben ne günah olsa işlerim” mısraının geçtiği “Hayal” adlı şiirini de ekleyelim yanına. Örümcek Ağı adlı kitabında bunları yayınlamış ama bunları Çile’sine almamıştır.

Şöyle düşünelim bir an için: 

Eğer 1925 yılında Nazım Hikmet de Necip Fazıl da ölmüş olsalardı bugün bilinen kimliklerinin tersine, ilki mistik, ikincisi ‘bohem’ şair diye hatırlanacaktı. 

Lakin kaderin rüzgârı farklı esti ve dinî şiirler yazan Nazım Hikmet materyalizmin, dünyevî şiirler yazan Necip Fazıl ise İslamın şairi sıfatlarıyla temayüz etti. 

“Ben de bir müridinim işte Mevlana” diyen Nazım Hikmet “Makinalaşmak istiyorum” sloganıyla tanınacak, “Kadın, kadın diye içimi oydum” diye mısralar döşenen Necip Fazıl ise 

Canım kurban, başı secdede

İki büklüm, Allah diyene

hikmetine tırmanacaktı.

Nasipten öteye yol var mı kardeşlerim?    

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Bir Okur

Değerli Üstadım teraziyi dengeleme tabiri aklıma geldi yazıyı okuyunca. Siz bizim düşüncelerimize örülen duvarları nazikçe, usulünce yıkıyorsunuz. İkiside bizim şairimiz. Ne haddimize hüküm vermek. Kaleminize sağlık.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23