--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ülkemizin geleceği için “güçlü bir iktidar” şart…

Mehmet Koçak
Mehmet Koçak

Seçimlere, hükümet kurma çalışmalarına ve terör sorunu gibi iç meselelere yoğunlaştığımız bir sırada Türkiye’nin güvenliğini, bölgedeki etkinliğini, dış politikasını ve enerji stratejilerini yakından ilgilendiren önemli gelişmeler yaşanıyor. 

İran’ın bölgede daha etkin olmak için açık - gizli faaliyetleri, ABD’nin Ortadoğu ülkelerinin toprak bütünlüğüne yönelik politikaları, PKK terör örgütüne verilen dış destek ve Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı yeni ittifak arayışları gibi önemli konularda Türkiye’yi bypass etmenin yollarını arıyorlar.

Siyaset bilimcilerinin ve stratejik analizcilerin hazırladıkları raporlarda, bu anlamda başlatılan girişimlerin Türkiye açısından oldukça endişe verici olduğu bildiriliyor.

TÜRKİYE'NİN 'GÜVENLİ BÖLGE' ISRARI NEDEN KARŞILIK BULMUYOR!..

Türkiye’nin ısrarla üzerinde durduğu Suriye’de “güvenli bölge” oluşturma girişimleri nedense bir türlü karşılık bulmuyor. Oysa “güvenli bölge” Türkiye’den önce Suriye devriminin başlamasından itibaren rejim tarafından vahşice ve sistematik bir şekilde öldürülmeye mahkûm edilen Suriye halkın talebidir.  

Bu talep daha sonra Türkiye tarafından desteklendi ve projelendirilerek Uluslararası Topluma sunuldu. Rusya ve Çin’in vetosu ve İran’ın karşı çıkmasıyla Suriye’de şartlar oluştuğu halde ‘İnsani Müdahale’ kararı alamayan BM Güvenlik Konseyi ve diğer uluslararası kuruluşlar bu projenin hayata geçirilmesi konusunda üzerine düşeni yapmadı.

Rusya “güvenli bölge”ye karşı olmanın ötesinde  Suriye’ye 6 adet Mig-31 tipi savaş uçağı başta olmak üzere askeri sevkıyatı başlattı.  

İran, Suriye üzerinden bölgede “Safevi projesi” kapsamında mezhepsel hesaplar yaparken, “Güvenli Bölge” projesine Suriye’nin içişlerine müdahale olacağı bahanesiyle karşı çıkıyor. 

ABD ve müttefikleri prensipte “güvenli bölge” projesine karşı değiller. Ancak DAEŞ’e karşı İncirlik üssünün kullanımı mevzusunda pazarlık konusu yapmak istiyorlar. Asıl hedefleri Türkiye’yi Suriye bataklığına çekip İran’la karşı karşıya getirmek suretiyle bölgede bir mezhep savaşını başlatmaktır.  

DOĞU AKDENİZ'DE TÜRKİYE KARŞITI YENİ BİR İTTİFAK…

Türkiye’nin siyasi istikrarsızlık ve terörle mücadele başta olmak üzere iç sorunlarıyla boğuşmasını fırsat bilen Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs enerji alanını genişletmek amacıyla Doğu Akdeniz’de enerji stratejileri üzerinden Türkiye karşıtı yeni bir ittifak oluşturmaya çalışıyorlar.  

Diplomatik yollardan Kıbrıs Türk tarafına ve dolayısıyla Ankara’ya dostluk mesajları gönderen Atina ve Lefkoşa, diğer taraftan Batılı güçlerin de desteğiyle Türkiye’yi enerji oyununda köşeye sıkıştırmaya çalışıyor.

BATILILARIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ VE TERÖR… 

ABD ve Batılı müttefiklerinin politikaları Ortadoğu ülkelerinde bölünmeye ve iç savaşlara yol açıyor. Ortadoğu’daki terör örgütleri  bu yanlış politikalardan besleniyor. ABD’nin öncülüğündeki egemen güçler kendi çıkar hesapları üzerinden ülkelerin bütünlüğünü zedeledikçe farklı isyan ve terör gruplar ortaya çıkıyor. Bazı örgütler onların desteğiyle kurulurken bazıları ise pazarlık için yine kendileri tarafından taşeron olarak kullanılıyor. 

Bu taşeron örgütlerin başında PKK ve onun Suriye uzantısı PYD gelmektedir. Sözde teröre karşı Türkiye’nin yanında görünen Amerika ve AB ülkeleri gerçekte PKK’yı kışkırtıp, “Terörsüz Türkiye” projesi olan ‘çözüm süreci’ yine onların gizli çalışma ve yönlendirmeleriyle çatışma sürecine dönüştü. 

Unutulmasın ki; PKK’ya Kandil’i teslim eden Amerika’dır. Suriye’nin kuzeyini “Kanton” ilan etmeye hazırlanan PYD yine Amerika’nın beslemesidir. 

Görüldüğü gibi terörü besleyen, yönlendiren ve çıkarları uğruna kullanan Amerika ve Batılı güçlerdir… 

Aynı güçler kendi iğrenç planlarını kamufle etmek için Türkiye’nin IŞİD’e yardım ettiğini iddia ediyorlar. Türkiye’deki işbirlikçilerinden Doğan medya grubu, PKK, HDP ve Amerika’yı sığınma limanı olarak seçen F. Gülen örgütünün güdümündeki yayın organları ve Tv kanalları, Türkiye aleyhindeki karalama kampanyalarına yardımcı oluyorlar… 

ÜLKENİN GELECEĞİ İÇİN HERKES AKLINI BAŞINA ALMALI…

Bir yanda dış güçlerin kuşatma girişimleri, diğer yandan onların ülkemizdeki işbirlikçilerinin desteğindeki bölücü terör örgütünün sürdürdüğü kanlı eylemleriyle ülke ve millet olarak zor bir süreçten geçiyoruz. 

Siyasilerimiz bu kuşatma zincirini kırmak için Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın öncülüğünde şer ittifakına karşı ortak bir politik tavır maalesef geliştiremiyor.  

“Erdoğan düşmanlığı” küresel sistemin emriyle Batı başkentlerinde hazırlanıp, Türkiye’deki işbirlikçilerin eline verilen bir enstrümandır. Üzülerek ifade etmek zorundayım ki; HDP, PKK ve CHP’den daha fazla bu enstrümanı kullanan F.Gülen ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’dir. 

Hatırlatmak isterim ki: Ülkenin geleceği için sorumluluk almaktan kaçan ve ülkenin siyasi istikrarsızlığa sürüklenmesine taraf olan  siyasilere 1 Kasım’da bu millet, hak ettiği cezayı oylarıyla verecektir. 

Beyler!.. Şimdi siyasi ikbal hesapları yapma zamanı değil. “Egemenliğimiz ile ülke bütünlüğümüz her şeyin üstündedir” diyerek, siyasi istikrarsızlığı aşmak, şer güçlerin kuşatmasını yarmak ve ihanet oyunlarını bozmak için “güçlü bir iktidar” şart olduğu gerçeği artık herkes tarafından görülmelidir. 

Yarın “eyvah” veya “keşke”  dememek için herkes aklına başına devşirmeli ve üzerine düşeni yapmalıdır…

Mehmet Koçak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle