Suriye Türkmenleri ve o şanlı direniş
Suriye buhranı yaşanmamış olsaydı, Suriye Türkmenlerinin varlığından bu konulara kafa yoran birkaç siyasetçi, sivil toplum kuruluşu ve araştırmacı yazarın dışında kimsenin haberi olmayacaktı. Ama bugün Bayır-Bucak Türkmenleri sadece Türkiye’nin değil dünyanın gündemindedir.
Türkiye ile Suriye sınırının sıfır noktasında Hatay’ın hemen altından Bayır Bucak Türkmenlerinin yerleşim yerleri başlar. Ancak, zalim Hafız Esad’ın 30 yıl iktidarı döneminde “Tek Suriye Kimliği” politikasıyla Türkmenlere yönelik asimilasyon politikaları uygulandı ve çok sayıda Türkmen yerleşim yerlerinden farklı şehir ve kasabalara göç ettirildi. Yerleşim yerlerinin Türkçe isimleri değiştirildi ve Türkmen köy ve kasabalarına Arap kabileler yerleştirildi.
Beşşar Esad da diktatör babasının kanlı izinden giderek halkına zulmetmeye devam ediyor.
Bugün Suriye genelinde dağınık halde olan Türkmenler var. 2010 yılında yani savaş öncesi bölgede yaptığım özel bir seyahatte Türkmen soydaşlarımızı tanıdım. Ayrıca Halep, Humus, Hama ve Şam’da Türkmen kardeşlerimizle buluşup hasbihâl etmiştim.
Eğitimde Türkmen kimliği yok sayıldı ve Arapça ile Suriye milliyetçiliği temel esas kabul edildi. Tüm bu asimilasyon politikaları, zorlama ve baskılara rağmen Türkmenler öz dilde Anadolu Türkçesini konuşuyorlar. Genelde tarım ve hayvancılıkla uğraşan Türkmenlerin az bir kesimi ticaretle meşgul oluyor.
Türkmen gelenekleri ve kültürünün yanında Anadolu Türklerinin adet ve ananelerinin benzerleri onlarda da görülür.
Aslında her şey, 15 Mart 2011 tarihinde Suriye’nin güneyindeki Der kentinde hak ve özgürlük arayışı adına başlayan sokak gösterilerinin rejim güçleri tarafından kanla bastırılmasıyla başladı. Suriye Türkmenleri, bu süreçte Şam diktatörünün yanında yer almak yerine Suriye halkının bir parçası olarak Suriye halkının özgürlük mücadelesine katıldı.
Şimdi ise Türkmen soydaşlarımız Suriye iç savaşında en önemli aktörlerden birisi haline geldi.
ZOR ŞARTLARDA ÖLÜM KALIM SAVAŞI
Ülkesini temsil gücünü kaybeden Şam yönetiminin sözde davetiyle fiilen taraf olan Rusya’nın DEAŞ yerine Bayır- Bucak Türkmenlerinin savunma mevzilerine saldırılarına, İran ve Lübnan Hizbullah’ının desteğindeki Suriye Ordusunun “Türkmen Dağı”nı ele geçirmek için başlattığı taarruza karşı gösterdiği direnişle Bayır-Bucak Türkmenleri sadece Türkiye’de değil aynı zamanda dünya başkentlerinde de konuşuluyor.
Stratejik açıdan çok önemli olan Türkmen Dağı düşerse bölge Türkmenlerden arındırılmış olacak. Bugün Türkmen Dağı’nı kaybetmek demek; yarın Hatay’ı, Gaziantep’i ertesi gün İstanbul ve Türk dünyasını kaybetmek demektir. Bu gerçeğin bilincinde olan Bayır- Bucak Türkmenleri, Türkmen Dağı’nda,2’nci Çanakkale ruhuyla savaşıyorlar.
Yapılan insanlık dışı saldırılarla bölgenin asli unsuru olan Türkmenlerden bölgeyi arındırmak aslında coğrafi ve etnik bir soykırımdır. Bu konuda ülkesini yakıp yıkan ve kendi insanlarını acımasızca katleden zorbacı Şam yönetimi olduğu kadar ona destek veren Rusya, İran ve Lübnan Hizbullahı da suç işlemektedir.
BİR İHANET ÖRNEĞİ
Türkmen Meclisi Dış İlişkiler Sorumlusu ve Bayır Bucak Cephe komutanlarından Turgay Molla ile “AKİT Tv” de yayınlanan “Fehim Demirbağ ile Ciddi Ciddi” Programında birlikteydim.
“MİT TIR’larının çevrilmesi Suriye’deki Türkmenleri nasıl etkiledi?”sorusuna Türkmen komutanın cevabı şu oldu. “Türkiye’den bize yardım gelmeyecek olsaydı bugün biz yoktuk. Çok şükür ki o yardımlar sayesinde hayattayız ve direnişimizi sürdürüyoruz. Yardımlardan bazılarını teslim alanlardan biriyim. MİT TIR’ları Çobanbey Türkmenlerine (Halep Türkmenleri) geliyordu. O engelleme yüzünden yardımlar ulaşmadığı için Çobanbey düştü. Allah engelleyenlerden sorsun inşallah.”
Bu ihanetin Pennsylvania emriyle F.Gülen örgütünün gizli oluşumu olan ‘Paralel Yapı’ tarafından gerçekleştirildiğini artık herkes biliyor. Şer güçlerin işbirlikçilerini Türkmen kardeşlerimiz gibi biz de Allah’a havale ediyoruz.
DESTEK ARTARAK SÜRMELİ
Bugün bir yanda Rus hava saldırıları diğer yandan İran ve Lübnan Hizbullahının desteğindeki Suriye Ordusuna karşı ölüm kalım mücadelesi veren Suriye Türkmenleri ağır bedeller ödeyerek direnişi sürdürürken, sivil halkın yani Türkmen soydaşlarımızın acısı gittikçe artıyor.
Donduran soğukta açlığın, sefaletin ve ağır doğa şartlarının pençesinde kıvranan soydaşlarımızın yardımına Türk halkından ve Türk hükümetinden başka koşan yok. Irak’taki Türkmenler de benzer bir dram yaşamaktadır.
Irak ve Suriye’nin özgürlük arayan tüm halklarına olduğu gibi Türkmen soydaşlarımıza da sahip çıkmak ve onları da desteklemek dini ve vicdani olduğu gibi aynı zamanda insanlık görevimizdir. Binaenaleyh, Türkiye ölüm kalım mücadelesi veren tüm Suriye halkına ve Türkmen soydaşlarımıza her türlü yardım artırarak devam ettirmelidir.







