--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Misak-ı Milli sınırlarımız için harekete geçilmeli...

Mehmet Koçak
Mehmet Koçak

Amerika, Fransa ve Almanya’nın başı çektiği Batılı ittifakın beceriksizliğinden yararlanan Rusya’nın Suriye hamlesi dengeleri bozdu. Bilhassa, ihlaller sonrası Türkiye tarafından Rus savaş uçağının Türkiye semalarında Türk jetleri tarafından düşürülmesi Suriye bağlamında Ortadoğu’da yeni bir milat başlattı. 

ABD öncülüğündeki müttefik güçlerin IŞİD’le mücadeleyi bahane ederek başlattığı askeri yığınakların bir benzerini Rusya yapıyor. Terörle mücadeleyi ve Şam yönetiminin davetini referans gösteren Rusya, Suriye’ye askeri sevkıyatını sürdürüyor. NATO ise Rus tehditleri karşısında Türkiye’ye destek için devrede olduğunu ileri sürüyor.

Anlayacağınız, Akdeniz’de sular iyice ısındı. BM’nin 1 Ocak için ateşkes çağrısına az bir zaman kala Suriye üzerinden Ortadoğu da söz sahibi olmak isteyen ülkeler harekete geçti. Doğu Akdeniz’de şu anda 13 ayrı ülkeye ait uçak gemileri, firkateynler ve denizaltılar bulunuyor.

Kısacası DAEŞ’le mücadeleyi bahane ederek bölgeye silah gönderen herkes kendi çıkarları için Ortadoğu’da aslan payını kapmanın peşinde.

RUSYA HEM İŞGALCİ HEM DE SÖMÜRGECİ

Ukrayna’nın Rusya yanlısı eski Cumhurbaşkanı Yanukoviç, ülkeden kaçmak zorunda kalması sonrasında Rusya, Kırım’ı askeri güç kullanarak işgal ve ilhak ederken ülkenin Luhansk ve Donetsk bölgelerindeki Rus azınlık ile Rus yanlılarını silahlandırarak ülkeyi bölme noktasına sürükledi. 

Rusya bölgeyi Ukrayna’dan koparmak için Ukrayna’ya milis güçlerini sokarak resmen devletlerarası hukuku ihlal etmiş oldu. Rus milisler-Ukrayna ordusu çatışmasında Amerika, AB ve Ukrayna ile Uluslararası Toplumun tepkilerine karşı Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya askerlerinin bu savaşta yer almadığını fakat Ukrayna’daki soydaşlarına gereken desteği verdiğini ve buna da hakları olduğunu söylemişti. 

Şimdi aynı Rusya kural tanımaz ve haydutça bir tavırla Türkiye’nin Suriye’deki soydaşlarına sahip çıkmasını “teröristlere yardım ve destek veriyor” eleştirisi yaparak Türkiye’nin Suriye Türkmenlerine, dost ve kardeş topluluklara gönderdiği insani yardım konvoylarını bombalıyor. 

Rusya ayrıca DAİŞ ile mücadele bahanesiyle Şam yönetiminin davetiyle Suriye’ye resmen müdahale etti. Rusya DAİŞ ile mücadele etmiyor. Tam aksine Suriye muhaliflerine ve Türkmenlere bomba yağdırıyor. 

Rusya’nın üç önemli hedefi var: Şam diktatörüne karşı Suriye halkının özgürlüğü için direnen muhalif savaşçıların ikmal yollarını kesmek, İran devrim muhafızları ile Lübnan Hizbullah’ının desteğindeki Suriye Ordusunun ilerleyişine imkân tanımak ve Şam yönetimi üzerinden Suriye’ye askeri yığınak yaparak bölgedeki etkinliğini arttırmak.  

TÜRKİYE, MUSUL VE HALEP’E GİRMELİDİR

Peki, bu ahval içinde Türkiye ne yapmalı? Sorusuna gelince:

Türkiye, Musul’daki askeri gücünü arttırarak ben de varım diyor. Ancak Türkiye bunlarla yetinmemeli ve tarihi fırsatları değerlendirmek için siyasi, askeri ve diplomatik ataklarla hamle üstüne hamle gerçekleştirmelidir. 

Lozan Antlaşması çerçevesinde Misak-ı Mili sınırları içindeki Musul, Kerkük ve Süleymaniye İngilizlere, Hatay ise Fransızlara bırakıldı. Bunun yanında 12 ada İtalyanlara, İmroz, Bozcaada ve Tavşanlı adaları dışındaki bütün Ege adaları Yunanistan’a, 1571’den beri bize ait olan Kıbrıs ise İngiltere’ye verildi.

Yani savaşla değil, masa başında kaybettiğimiz o topraklar bizim Misak-ı Milli sınırlarımız içindedir. Buraları tekrar anavatana ilhak etme hakkımızdır. Lozan Pazarlığı’nda egemen güçlerin baskıları sonucu kaybettiğimiz topraklardan Hatay ilimiz 23 Haziran 1939’da referandumla Türkiye’ye katıldı. 1974’de Kıbrıs savaşı ile Kıbrıs’ın bir kısmı kurtarıldı ve KKTC kuruldu.

Şimdiye kadar şartlar müsait olmadığı için ayrıca “yurtta sulh cihanda sulh” gibi hiçbir konuda karşılığı olmayan içi boş sözlerle uyutulan devlet aklı yüzünden bu haklarımızı şimdiye kadar geri alamadık. Ama şimdi tam zamanı ve artık o uyuyan devlet aklı uyanmalı ve harekete geçmelidir. 

Halep, Kerkük ve Musul’a girilmeli ve o vatan toprakları ya güçle ya da anlaşma yoluyla yani Hatay benzeri bir girişimle tekrar geri alınmalıdır. 

Misak-ı Milli sınırlarımız içinde olduğu halde hâlâ bizde olmayan bölgeleri de zamanı geldiğinde pazarlık konusu yapılmalıdır. 

Zorla değil, işgalle değil, tarihten doğan haklarımızı kullanarak bölge halkıyla bütünleşerek bu ilhaklar gerçekleşmeli. Zira biz Fransa, Amerika, Almanya ve Rusya gibi bölgenin ecnebileri değiliz. O toprağın her karışında kanımız var ve oradaki farklı etnik kökene sahip topluluklarla ortak bağlarımız var. 

Türkmen soydaşlarımızın yanında dost ve akraba olduğumuz o topluluklar bilirler ki biz işgalci değiliz, o topraklarda beş asır birlikte hayat süren millet olarak hak sahibiyiz. Ve onlar bilirler ki; biz, bir arada yaşamayı ve tüm değerlere saygı duymayı esas alan bir milletiz. Ayrıca tarihte olduğu gibi sömürmeyi değil, bölüşmeyi ahlakımızın bir gereği bir millet olduğumuzu bölge halkı çok iyi bilmektedir.

Bu gerçeklerden hareketle Türkiye bu fırsatları iyi değerlendirmeli ve gereğini yerine getirmelidir. Ne pahasına olursa olsun Musul, Halep ve civarı için bölgeye girmeli. 

Çünkü Türkiye’nin dostlarına ve soydaşlarına sahip çıkma hakkı vardır...

Bugün Irak’ta çeşitli ülkeler asker bulundururken Türkiye’nin Musul’daki askeri varlığını güçlendirmesine Irak merkezi hükümetinin karşı çıkması siyasidir. İran ve Rusya’nın baskıları sonucudur. 

Irak’tan tüm yabancı güçler çekilmeden Türk askeri Irak topraklarında kalmaya devam etmelidir. Irak’ın toprak bütünlüğüne evet ancak bölünüp paylaşılırken Türkmen soydaşlarımız ve İran’ın güdümündeki merkezi hükümetin dışladığı sahipsiz Sünni Kürt ve Arap kardeşlerimizin hakları Türkiye tarafından sonuna kadar korunmalıdır...

Mehmet Koçak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle