--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Küresel güçler, yerli piyonları ve biz Türkler...

Mehmet Koçak
Mehmet Koçak

Ortadoğu’nun genelinde olduğu gibi bilhassa Irak ve Suriye’de hiçbir şey ne Bağdat-Şam yönetimlerinin ne de onlara karşı savaşan muhalif güçlerin elinde değildir. Her şey egemen güçlerin çıkar ve denge politikaları üzerinden şekilleniyor. O bölgede yaşayan insanların istekleri ve beklentileri ne olursa olsun bölge üzerinde derin hesapları ve gizli pazarlıkları sonucu belirliyor. 

İşin gerçeği şu; Ortadoğu’da efendiler ve piyonlar vardır.  20. Yüzyılın başlarında yani Osmanlı sonrasında bölgenin gerçeği maalesef buydu ve böyle olmaya da devam ediyor. Kendi aralarında amansız düşman olmalarına rağmen İngiliz, Fransız ve Rus emperyalistleri I. Dünya Savaşında Ortadoğu’da Osmanlı topraklarının paylaşımı ile bölgenin yeraltı yerüstü zenginliklerinin kontrolü ve sömürüsü konusunda ittifak etmişlerdi.

İngilizler ve Fransızlar bölgedeki Arap kabile ve aşiretleri Osmanlı’ya karşı örgütlerken, Ruslar daha çok Ermeni ve Kürtlerle ilgileniyordu. Her kesime Osmanlı sonrası devlet kurma vaatleri yapan İngiliz, Fransız ve Rus ajanları Ortadoğu çöllerinde fitne ve fesat yayarak cirit atıyorlardı. 

Osmanlı’yı yıkmak ve topraklarını paylaşmak için kararlı olan ‘İtilaf Devletleri’ bir yandan bizi arkamızdan vuruyor diğer yandan da içimizdeki Arap, Kürt ve Ermenileri isyan başlatmaları için kışkırtıyordu. 

Almanlar, Osmanlı’nın müttefiki olmasına rağmen onlar da itilaf devletleri gibi Osmanlı’ya zarar verecek fırsatlar kolluyordu. Bunun en bariz örneği; I. Dünya Savaşı’nda; Türk Ordusu’nun Kut’ül Ammara’daİngilizleri bozguna uğrattığı ve Azerbaycan’ı Osmanlı hakimiyetine geçirdiği zaman müttefikimiz olan Almanlar, bizi değil düşmanları olan İngilizleri desteklemişlerdi.

Ruslar savaşı kaybetmesiyle ve ardından Bolşeviklerin iktidara gelişi ile bölgeden çekildiler. 16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu topraklarının paylaşılmasını öngören Sykes-Picot gizli antlaşmasını imzaladılar.  

Almanlar, kendilerinin yenilmesi pahasına, Türklerin yeniden dirileceği kaygısıyla zafer istemediler. Çünkü kendi aralarında düşman olsalar da Osmanlı düşmanlığı ortak paydalarıydı.

TÜRKİYE KUŞATILMAK İSTENİYOR! 

Ortadoğu kelimenin tam anlamıyla bir satranç tahtası. Bölgeyi şekillendirmeye çalışan büyük güçler, tek piyona oynamadıkları gibi, bu oyunu öğrenen piyonlar da tek efendiye hizmet etmiyor artık. Kısa ve günlük çıkarlar genellikle bölge güçleri yani piyonlar için geçerli oluyor. Küresel güçler ise denge ve çıkar politikalarını hesaba katarak uzun vadeli planlar yapıyor.

Küresel güçler ve yerli piyonlarının açık-gizli düşmanlıkları sonucu dün Osmanlı yok edildi ve toprakları paylaşıldı. Bugün ise bir yanda emperyalist güçlerin çok yönlü ihanet planları ve baskıları devam ederken diğer yandan piyonları olan Şam ve Bağdat’taki işbirlikçi yöneticiler ile PKK, DAİŞ ve PYD gibi terör örgütlerinin saldırılarıyla Türkiye’yi yıpratmaya, bölmeye, kısacası kuşatmaya çalışıyorlar.

Dün olduğu gibi bugün de bölgede hakimiyet kurma konusunda çatışan büyük güçler, kendi aralarında ne kadar mücadele halinde olurlarsa olsunlar, Türkiye’nin bölgedeki etkinliği söz konusu olduğunda kesinlikle bir karşı cephede birleştiler, birleşiyorlar ve de birleşeceklerdir. 

Amerika ve müttefikleri ile Rusya arasında Ortadoğu bağlamında Suriye’de dün, “Esed’le olmaz”, “Esed olmadan olmaz” çıkmazı üzerinde birbirleriyle savaş halinde iken, bugün, Suriye konusunda ‘U dönüşü’ yapan Batı’nın, Rusya’yla diyalog arayışında olması bunun en bariz göstergesidir. 

Aynı emperyalist güçler,  Türkiye’nin Mısır’da, Libya’da ve Tunus’ta etkin olma girişimlerini engellediler. Şimdi Irak ve Suriye üzerinde Türkiye’yi engelleyici planlarına şahit oluyoruz.  

Şu bir tarihi gerçektir ki; Ortadoğu halkları Türklerin dostudur. Lakin, küresel güçler ve onların Ortadoğu’daki yerli işbirlikçi piyonları Türklerin düşmanıdır.

BM VE BRÜKSEL TEMASLARI ÇOK ÖNEMLİ..

Anlaşılan o ki; Rusya, Suriye’ye beklenmedik askeri sevkıyatı ve sonrasında hava operasyonlarıyla müdahalesi ABD, AB ve NATO’nun planlarını altüst etmiştir. Artık Rusya’nın gözardı edilemeyeceği gerçeğini herkes kabullenmiş durumda. Şimdi ABD ve müttefikleri Suriye üzerinde Rusya ile kendi çıkarlarını göz önüne alınarak belli oranlarda anlaşma konusunda gizli pazarlıklarını sürdürüyorlar. Onlar bunu yaparken, İran bölgede etkinliğini artırmak için mezhepsel yaklaşımları üzerinden Esed ve Baas rejimini koruma adına yeni çıkar hamlelerine hazırlanıyor. 

Rusya, Şam yönetimine karşı savaşan muhaliflere havadan vururken, İran ve Hizbullah, Suriye ordusuyla birlikte kara harekatına hazırlanıyor.

 Türkiye olarak bizler bölgede kaybeden taraf olmamak ve oyun dışı kalmamak için PKK, DAİŞ ve PYD gibi terör örgütleriyle mücadeleyi kararlılık içinde yürütürken, bir yandan da daha aktif ve etkili politikalar üretmeye çalışıyoruz. Başbakan Davutoğlu’nun BM zirvesindeki çok yönlü temaslarının bir devamı olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa ve  AB merkezi Brüksel ve ardından Japonya’daki görüşmeleri Türkiye’nin “bizde varız” uyarısı ve kararlılığının anlaşılması bakımından çok anlamlıdır.  

Bütün bu ziyaretler ve temaslar da birilerine rağmen olmuyorsa, ülke çıkarlarımız nazarı dikkate alınarak o birileriyle beraber hareket etme mecburiyeti gözardı edilmemeye çalışılıyor. 

Emperyalist kuşatmaları kırmak ve bölgede daha etkin olmak için Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve hükümetimizin girişimleri elbette çok önemlidir ancak siyasilerimiz, bürokratlarımız ve Sivil Toplum Kuruluşlarımız da  daha duyarlı olmalı ve destekleyen faaliyetler içinde olmalıdırlar. 

Kısır siyasi çekişmeleri bir kenara iterek, ülke sorunlarının üstesinden gelebilecek güçlü bir iktidarı 1 Kasım’da işbaşına getirmeli. Aksi halde çember daralır ve Allah korusun, ülke olarak telafisi zor bir sürecin içine sürüklenmiş oluruz…

Mehmet Koçak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle