--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İstifa erdemli insanların işidir...

Mehmet Koçak
Mehmet Koçak

Siyaset yapma, partileşme ve kadrolaşmadan amaç, değişen Türkiye ve dünya şartlarını doğru değerlendiren ve geleceğe yönelik projeler üretebilen siyasetçilerin, deneyim, tecrübe ve birikime sahip kadrolarla ülke yönetimine talip olmasıdır.

Eğer bir lider partisini iktidara taşıma yolunda kadrolarını oluşturma, söylem ve vizyon geliştirip halka güven veremiyor ise, o zaman siyasi ahlak ve demokratik temayüllerin gereğini yapmalıdır. Yani istifa etmelidir. Unutulmasın ki; istifa siyasette önemli bir kurum ve bir toplumsal sorumluluktur. 

Liderler ve o liderlerle siyaset yapan kadrolar, yeri ve zamanı geldiğinde istifa etme, yolu açma ve yenilgiyi kabul etme erdemliğini göstermelidir. 

Hukukun üstünlüğünü esas kabul eden çok partili demokratik sistemlerde bu böyledir. Bunun aksini düşünmek demokrasiyi ve milli iradeyi içine sindirememek demek olur.

Bizde ise durum farklı. Liderlerimiz, kendi siyasi gelecekleri için her zaman otoriter bir tavır içinde olurlar. 

Partilerine gönül veren seçmenin beklentilerine cevap verilemiyor ve parti iktidara taşınamıyor olsa da lideri suçlamak, tartışmak veya istifasını istemek o kadar kolay olmuyor.

Çünkü liderin yönetilenlerin üzerindeki etkinliğini güçlendirmek amacıyla teşkilat, doktrin ve lider üçgeni üzerinden yıllar yılı itaat kültürü temel ilke ve ideallerin temel esası olarak takdim edilmiştir. Hal böyle olunca Türk siyasetinde liderler çok güçlüdür. 

 İşte bugün Türk siyasetinde yaşanan çıkmaz da budur. 

Ülkücüler Bahçeli ve ekibini suçluyor..

Oylarını her seçimde arttırarak 13 yıllık tek başına iktidarından sonra 1 Kasım seçimlerinde de ezici bir çoğunlukla tekrar tek başına iktidar olmayı başaran AK Parti dışında tüm partilerde yenilginin sancıları yaşanıyor. Bu partilerin başında ise MHP geliyor. 

Ben “Bahçeli’nin MHP’si nereye gidiyor” başlıklı yazımda seçim öncesi MHP tabanının AK Parti’ye kaydığını hatırlatarak uyarmıştım. 

Ancak Bahçeli ve ekibi “En doğrusunu biz biliriz” düşüncesinden hareketle bu uyarı ve çağrılara kulaklarını tıkadı.

Şimdi ise seçim sonuçları hüsran ve ülkücü hareket şokta… “Bunu biz hak etmedik, MHP tarihinin hiçbir döneminde böyle bir hezimeti yaşamadı” diyerek tepki gösterenler ile “onuruma dokunuyor” deyip istifa edenlerin sayısı artarak devam ediyor. Ülkücü taban bu hezimetin sorumlusunun Genel Başkan Bahçeli ve ekibi olduğunu söyleyerek istifalarını istiyor. Bahçeli ise “görevimin başındayım” diyor. 

Halbuki; Aynı Bahçeli 2002’deki genel seçimler öncesinde katıldığı bir televizyon programında partisinin adeta bugünkü durumuna işaret ediyor; “Partisinin iktidara gelmesine katkı sağlayamayan bir lider derhal istifa etmeli. Çünkü başarısızdır. Partinin önünü tıkamaya hakkı yok” diyen Bahçeli, 1997 yılında MHP Genel Başkanı seçildi. O günden bu yana 6 genel seçim kaybetti. 7 Haziran Genel Seçimleri sonrasında hükümet kurulamayınca tekrarlanan 1 Kasım Genel seçimlerinde en fazla oy kaybeden parti MHP oldu.  Siyaset bilimciler, yenilgi üstüne yenilgilere rağmen hâlâ istifa etmeme konusunda direnen Bahçeli’nin bu tavrını “inanılmaz çelişki!” olarak değerlendiriyor.  

MHP tabanı ve Ülkücüler tarihi bir matem yaşarken, birileri de “bugüne kadar kim istifa etti ki o etsin, kesin bir bildiği var” şeklindeki ifadeleriyle bu işe kılıf uydurmak için sebepler üretip bahanelerin arkasına sığınmaya çalışıyor. 

Şu bir gerçek ki; teslimiyetçi köleler sahiplerine kayıtsız şartsız itaat ve biat ettikçe onların efendileri olan ‘kibirli soylular’ da her şeye rağmen makam ve mevkilerinde kalmaya devam ediyorlar, edecekler...

MHP Genel Merkezinden bu kibirli köleler aracılığıyla tabana “kol kırılır yen içinde kalır, itaat; parti ve teşkilatın geleceği için şarttır” telkinleri yapılarak isyanlar önlenmeye çalışılıyor. 

En miğde bulandırıcı olanı ise  “o bizim genel başkanımız, şerefimiz ve namusumuzdur. Yedirmeyiz” şeklinde ‘kraldan çok kralcılık’ yapan küçük bir grubun kabadayı tavırlarıdır. Maalesef Sayın Bahçeli’nin ve Ülkü Ocakları’nın açıklamalarında panik, öfke ve tehdit havası var. Dinlerken “bu kadarı da ayıp valla” demekten kendimi alamadım. 

MHP benzer hatayı seçimde yapmıştı. MHP’ye; her şeye “Hayır” ile seçim kaybettiren  “Sen bilirsin Türkiye” seçim sloganı oldu. Yani, “Oyunu bana ver, vermezsen kaybeden sen olursun” iması ve bu örtülü mesajın çözüm içermeyen olumsuz içeriği MHP’nin çöküşüne sebep oldu.

Genel Başkan Bahçeli’nin istifaya yanaşmaması ve Ülkü Ocakları ile yakın çevresinden yapılan tehditkar açıklamalara Ülkücüler sosyal medyadan,  “Milletten şamar yiyenler şimdi Ülkücüleri tehdit ediyor. Hem suçlu, hem güçlü... Hem başarısız, hem arsız...” şeklinde aynı sertlikle cevap veriyorlar.

Demek ki; sert tavır, çatık kaş ve tehdidin siyasi literatürde bir karşılığı yokmuş.

Gençliğini Ülkücü Hareketin içinde geçirmiş bir kişi olarak MHP’nin 4. parti olup, HDP’in arkasında kalmasını şahsen hazmedemiyorum…

Bizde itiraf ve istifa kültürü yok…

Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli,  genel başkan oldukları andan itibaren girdikleri her seçimi kaybetmiş olmalarına rağmen büyük bir pişkinlik içinde istifa etmemekte hâlâ direniyorlar. HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş da kaybedenler safındadır. Aynı şekilde diğer marjinal partiler için de bu durum geçerlidir. 

Halkı ikna etme gücü olmayan ve partisini yıllardır  iktidara taşımayı beceremeyenler hâlâ sebepler arıyor ve  bahanelere sığınıyor olmaları demokrasimiz açısından utanç vericidir.

Siyasi bilinç ve kültüre sahip devlet adamlığı vasfına sahip siyasetçi maalesef yok denecek kadar azdır. Bunlar ülke ve parti menfaatlerinden çok kendi siyasi geleceklerinin hesaplarını yapıyorlar. 

Üzülerek ifade etmek zorundayım ki; bizim siyasilerde, özür dileme, istifa etme, itirafta bulunma gibi başka toplumların siyasal kültürünü etkileyen davranışlar yok. 

İşte onun için demokrasi bahçemizde güller açmıyor… 

Mehmet Koçak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle