Halep sonrası, ya barış ya vahşet
Beş yıldır aralıksız bombalanan Halep, sonunda düştü.
Yakılıp yıkılan şehirde, tek kelimeyle bir insanlık faciası yaşandı.
Toplu katliamlar sonrası, kalanların kurtarılması için Türkiye öncülüğünde başlatılan girişimler sonucu zor şartlar altında şehir tahliye edilmeye devam ediyor.
Bir önceki yazımda, ‘Halep’in acı gerçeği’ başlığı altında orada yaşananlar ve şehrin son halini yansıtmaya çalışmıştım.
Halep’ten gelen görüntüler gerçekten içler acısı. Yazılanlar ve görüntülenebilenler, yaşananların ancak binde biri.
Öyle utanç ve acı verici bir tablo ki, yaşamayan ve görmeyenler Halep’i tasavvur edemez.
Herkes biliyor ki:
Halep’i diktatör Esed’in güçleri almadı. Batı’nın, seyirci kalması, Rusya ve İran’ın Şam diktatörüne çok yönlü desteği ile Halep geri alındı.
Ama şu bir gerçek.
Halep düştü ama Suriye’nin geleceği için verilen mücadele sürüyor.
ŞİMDİ YENİ BİR DÖNEM BAŞLAYACAK
Ülkenin hâlâ büyük bir kesimi direniş gruplarının elinde.
Halep başta olmak üzere Suriye genelinde işlenen cinayetlerin ve o büyük yıkımın suç ortakları olan Rusya ve İran, artık pazarlıkla bir sonuca varmayı hedefliyor.
Çünkü onlar için de çok büyük maddi ve insan kayıpları söz konusudur.
Şimdi herkes, Moskova ve Tahran’ın bundan sonraki tavırlarını merak ediyor. Suriye savaşının bundan sonraki durumu ne olur sorusuna cevap arıyor.
Muhalif savaşçıların önemli bir kısmı, Halep’in güneybatısındaki İdlip kentine taşındı. Direniş tüm olumsuz şartlara rağmen devam ediyor. Suriye hükümeti, İran ve Rusya, muhalefet güçlerini masaya çekip ciddi tavizler koparmaya hazırlanıyor. Bunu başaramaz ise Halep’te kazandıkları ivmeyi sürdürmeyi deneyeceklerdir.
Bir yandan da İdlip’e saldırı hazırlıkları yapılıyor. Eğer tedbir alınmaz ise İdlip şehri ve çevresi yeni katliamların yaşanacağı alanlara dönüşecek.
Gelişmeler, iç savaşın hâlâ devam ettiği ve edeceğini gösteriyor. Tarafların birbirlerine karşı farklı zamanlarda bazı bölgelerde üstünlük sağlansa da, ülkeye hakim olma konusunda hiç bir taraf yeterlilik gösteremiyor.
SURİYE İÇİN HÂLÂ ŞANS VAR...
Yeni katliamlar ve göçler yaşanmaması için diplomatik girişimler de devam ediyor, etmelidir de.
Moskova zirvesinde, “Bölge sorunları bölge ülkelerinin girişimleriyle çözülmeli” fikri, ortak görüş olarak benimsendi.
Bu sefer Batılı ülkeler dışarıda tutuldu. Bence de doğru olan budur.
Çünkü Batılı devletlerin hiçbir girişimi barışa giden yolu açamadı. Zaten o niyetle yapılan bir girişimde yok. Silahlarını satma ve Ortadoğu’yu sömürmekten başka bir plan ve programları zaten şimdiye kadar olmadı.
Batılı devletleri aracı görmek istemeyen Rusya, İran ve Türkiye, Suriye’deki siyasi krize çözüm bulmak için Dışişleri bakanları düzeyinde kısa bir zaman önce Moskova’da bir araya geldi.
Arzu edilen barış hâlâ çok uzak. Ancak ortak deklarasyonda, Suriye’de ateşkesin genişletilmesi ve Beşar Esad rejimi ile muhalifler arasında barış görüşmelerinin yeniden başlaması öne çıkmış olması bile sevindirici.
Çünkü Halep sonrası Suriye iç savaşında yol ayrımına gelindi. Ya barış süreci başlar ya da insanlık yeni vahşetlere tanık olacak.
Üçüncü bir seçenek kalmadı.
Moskova’da imzalanan ortak metin uygulamaya geçirilirse Suriye’de savaş, barışa dönüştürmede önemli mesafe alınmış olur.
Unutulmasın ki;
Suriye’de kurtarılmayı bekleyen sadece Halepliler değil, yaklaşık bir milyon insanın bulunduğu 36 nokta kuşatma altında. Bu bölgeler varil bombalarıyla sürekli bombalanıyor.
Eğer barış süreci başlatılamaz ise hem yıkım hem de insani kayıplar çok büyük olacak.
Tüm taraflar bu gerçekleri dikkate alınarak hareket edilmeli.
İran, Suriye’yi bir Şii devleti yapma sevdasından vazgeçmeli.
Rusya ise sadece kendi çıkarları uğruna Şam diktatörüne verdiği sınırsız desteğini sonlandırmalı.
Eğer, Batılı devletler devre dışı bırakılarak Suriye’de yeni bir dönem başlatılmak isteniyorsa, o zaman Türkiye, İran ve Rusya’dan oluşan üçlü, daha aktif olmalı ve sorumluluk üslenmelidirler. Her kesimin içinde yer aldığı bir barış planı için katkı sağlayıcı ve sonuç odaklı girişimlerde bulunmalıdırlar.
Rusya ve İran bu süreçte diktatör Beşar Esad’ın kalıcılığında ısrarcı olmamalı. Aksi halde sonuç alınamaz. Rusya ve İran yeni döneme fırsat vermek için Şam yönetimine baskı yapmalı.
En doğru yol, önce akan kanı durdurmak için acil olarak ateşkes sağlanmalı ve sonrasında görüşmeler başlatılmalı. Bu sürecinde diktatör Esad’sız bir milli uzlaşma hükümeti kurularak Suriye’nin geleceği şekillenmelidir.
Suriye’nin geleceğine ise Suriyeliler karar vermelidir.
Onun için tüm yollar denenmeli ve bir çıkış yolu bulunmalı.
Hâlâ bir şans var ve bu şans hayata geçirilmeli...







