“Esad’la Geçiş Süreci, Kalıcı Esad Sürecine” Dönüşebilir...
Havadan Rusya’nın, karadan İran’ın desteğiyle Suriye’de dengeler Şam yönetimi lehine değişmeye başladı. Eli kanlı diktatör Beşşar Esad, gizlendiği yerden 4 yıl sonra çıktı ve Putin’in davetiyle ilk yurtdışı ziyaretini Moskova’da gerçekleştirmiş oldu. Bu özel ziyaret ‘Viyana Konferansı’ öncesi hazırlık mahiyetinde gerçekleşmişti. ABD’nin bilgisi dâhilinde ve Putin’in sonradan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bilgilendirmesiyle ‘Viyana konferansı’ öncesi Esad’a meşruiyet zemini kazandırmak amacıyla Putin’in yeni bir hamlesidir.
Bu hamle, bölgede üstünlük elde etme mücadelesinde ABD ve AB’ye karşı Rusya’nın başarısı sayılsa da aynı zamanda insânî boyut açısından yüz kızartıcıdır. Kendi halkını katleden ve ülkesini yakıp yıkan, 8 milyon ülke içinde 6 milyon vatandaşını ülke dışına kaçmaya mecbur eden bir diktatörü ağırlamanın ahlaki olmadığı dünya kamuoyunun ortak görüşüdür. Kırmızı halılarla bir katili karşılayıp kanlı ellerini sıkması Putin açısından da utanç vericidir.
ABD ve Rusya’nın kısa vadede Suriye konusunda bir yol haritası belirleyip uzun vadede onu uygulamaya koyma konusunda anlaştıkları görülmektedir.
10 Ekim 2015 tarihli köşemde “Dün olduğu gibi bugün de bölgede hâkimiyet kurma konusunda çatışan güçler, kendi aralarında ne kadar mücadele halinde olurlarsa olsunlar, Türkiye’nin bölgedeki etkinliği söz konusu olduğunda kesinlikle bir karşı cephede birleşecekler” şeklinde uyarıda bulunmuştum.
Putin’in, Moskova’da Esad diktatörünü ağırlaması ayrıca ABD öncülüğündeki Batı’nın Rusya ile Suriye’nin geleceği konusunda kendi emperyalist çıkarları üzerinden anlaşmaya varmak üzere ‘Viyana konferansı’ düzenlemiş olmaları uyarılarımın haklı olduğunun en bariz örnekleridir.
Gelinen noktada Rusya, İran ve Çin, Esad diktatörüne tam destek verirken “IŞİD’in Suriye’yi tamamen ele geçirecek” korkusuyla Batı dünyası da Şam yönetimine şartlı bir destek veriyor. Bu desteklerin devam ettiği bu süreçte Rusya ve İran’ın Suriye’de çözüm için “Esad’la geçiş süreci” planı “Esad’la devam”a dönüşebilir.
VİYANA KONFERANSI VE ESAD'IN GELECEĞİ
Şam’daki despotçu Esad yönetimi ile ona karşı direnen grupların istek ve beklentileri ne olursa olsun konferansta katılımcı ülke dışişleri bakanları ne söylerse söylesin, ABD öncülüğündeki Batı ittifakı ile Çin ve İran destekli Rusya arasındaki açık-gizli pazarlıklar devam ediyor. Anlayacağınız; Suriye üzerinden Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılması bölge üzerinde hesabı olan emperyalist güçlerin görüş, çıkar ve isteklerine göre gerçekleşecek.
Daha önce İsviçre’nin Cenevre şehrinde düzenlenen ‘Suriye Konferansı’nda bir arpa boyu yol alınmadan dağıldı. Eğer Suriye için “Viyana Buluşması” adlı konferans da aynı şekilde sonuç alınmadan noktalanacak olursa Suriye krizi daha da büyüyecek ve belirsizliklerle birlikte dünyanın gündemini meşgul eden mülteci sorunu içinden çıkılmaz bir hal alacak.
Konferansta katılımcılar iki ayrı cephe olarak karşılıklı suçlamalara devam ediyorlar. Diktatör Esed’in geleceği konusu görüşmeleri kilitledi. Hâlâ taraflararası görüş ayrılıkları giderilmiş değil. ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan’dan oluşan cephe “Esed meşruiyetini kaybettiği içi ‘Esed’siz bir geçiş dönemi’ başlatılması ve DEAŞ ile ortak mücadele planına acilen geçilmeli” görüşünde ısrarını sürdürüyor. Rusya, ise “Esed’in görev ve yetkileri geçiş sürecini yürütecek konseye devrederek süreç tamamlanıncaya kadar sembolik olarak görevinde kalmalı, DEAŞ ve diğer terörist gruplar ile mücadele Suriye ordusu ile ortak yürütülmeli” önerisinde bulundu.
Rusya “Mülteci sorunu sizin eseriniz” derken, Türkiye, daha önceki teklifi olan Suriye içindeki topraklarda “Güvenli Bölge” oluşturulması planına destek arıyor. ABD, Türkiye, Suudi Arabistan ve AB ile NATO, kısa sürede bir yol haritası belirlenip uygulamaya geçilmesi konusunda ısrarlı olsa da Rusya görüşmeleri uzatarak Esed’e zaman kazandırmayı hedefliyor.
Oyuna Gelmeyelim…
Siyasi ve diplomatik girişimler ile pazarlıklar devam ediyor. Görünen o ki, Suriye’de kısa zamanda bir çözüm olmayacak. Yine Rusya havadan, İran ve Hizbullah destekli Suriye ordusu karadan saldırılarına devam edecek. Direniş aynı nispette olacağı gibi mülteci sayısı hızla artacak.
Kritik ve kırılma noktaları ile birden fazla siyasi tuzakların var olduğu gerçeği hesaba katılarak çok dikkatli hareket etmeliyiz. Bu ihanet ve emperyalist girişimler ne ilktir ne de son olacak. Onlar bunu hep yaptılar, yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Ancak, Türk diplomasisi ve bürokrasisi bölgemizdeki gelişmelerin bilincinde hükümeti anında bilgilendirerek siyasi iradenin sağlıklı ve de etkileyici hamleler gerçekleştirmesi sağlanmalıdır.
Bu konuda küçük bir ihmal milli çıkarlarımıza telafisi mümkün olmayan büyük zararlar verebilir. Son derece ihtiyatlı olmalıyız. Elbette ülke yönetimini elinde bulunduranlar birinci derecede sorumludur. Ancak her şeyi hükümetten beklemek doğru değildir. Tüm siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları aynı sorumlulukla hareket ederek milli bir refleksle hükümete destek vermelidir. Çünkü bu meselede ülkemizin ve milletimizin âli menfaatleri söz konusudur.
Türkiye komşu ülke olması hasebiyle bu gerçekleri hesaba katarak mülteciler sorunu için AB ile pazarlıklarını açık tutmalı ve görüşmelerde ülke çıkarlarımız için aktif politikalar sürdürülmelidir. Çünkü Suriye bizim için çok önemli ve bölgedeki yapılanmada Türkiye rolünü oynamalıdır.







