Bu kadar hain besleyen başka bir ülke var mı?
PKK terör örgütü en büyük kanlı eylemlerinden birini gerçekleştirdi. Yeniden aktif eylem sürecine dönüş yapan PKK terör örgütü bu kez farklı eylem türleriyle karşımıza çıkıyor. Askeri birlik ve üs bölgeleri ile polis binalarına karşı uzaktan taciz atışları yapmanın yanı sıra bombalı araçlarla saldırıyor. Yollara ve menfezlere yüklü miktarda patlayıcı gizleyip uzaktan kumanda ile patlatarak güvenlik güçlerine ağır zayiat verdirmeye hedefliyor.
Dağlıca’da şehit olan 16 şehidimize ağlarken, Iğdır Dilucu’da 14 polis şehit haberiyle sarsıldık.
PKK aldığı ağır darbelerden sonra “ben hala ayaktayım ve savaşa devam ediyorum” mesajını vermek için bu ve benzeri çılgınlıklara başvuruyor ve vurmaya da devam edecek. Hayatta kalabilmesi ve kanlı saldırılarını sürdürebilmesi için kendine yeni alanlar oluşturuyor. Iğdır ve Dağlıca bölgesi bu alanların başında gelmektedir.
Bu kahpe saldırılar ne ilktir ne de son olacak. Bu ihanetle yaşamaya alışma yerine terör belasını bitirme kararlılığı içinde plan ve projeler geliştirmek zorundayız.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın ifade ettiği gibi “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hainlere yaptıklarının hesabını ödetiyoruz, ödeteceğiz”. Devletin zirvesinde bu kararlılık olduktan sonra çok başarılı sonuçlar alınacağına inanıyorum.
Fakat beni asıl üzen ve düşündüren, bölücü ihaneti içimizde besliyor olmamızdır. Kimileri “demokrasi kılıfına” bürünmüş, kimi siyasetin sağladığı “Dokunulmazlık Zırhı”na sarılmış, kimileri de “basın özgürlüğü” şemsiyesi altına girmiş bölücü terör örgütünün resmen taşeronluğunu yapıyorlar.
HDP’li Bakan ve milletvekilleri ile örgüt güdümündeki belediyelerde görevliler başta olmak üzere daha birçok devlet kurum ve kuruluşlarında PKK terör örgütüne çalışanlar vardır. Bunlar devletten beslenen PKK’lılardır.
Kısacası, PKK artık sadece dağda değil, köydedir, kasabadadır, şehirdedir, meclistedir, hatta hükümettedir. Bilmem ki; bu kadar hain besleyen başka bir ülke var mı?
Sadece dağdakileri değil, içimizdeki uzantılarını da bir şekilde bertaraf etmenin zamanı gelmiştir. Bilinmeli ki; bu konuda ihmalkâr olmak veya müsamahakâr davranmak ihanetle eşdeğerdir.
Kendilerini Kürt tanıtan Ermeniler!..
Paralel örgütün güdümündeki Bugün TV’de Erkam Tufan ile Analiz programına katılan Ermeni Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan çok konuşulacak açıklamalarda bulundu.
“Tunceli’nin yüzde 90’ı belki dönme Ermeni’dir. Bana gelip “Bende Ermeni’yim” deyip başvuranlar, sonra ders alıp vaftiz oluyorlar. Kilisemize üye olan bu kimselerde “Tunceli’nin yüzde 90’ı Ermeni’dir” diyorlar.
Bazı kaynaklar Ermeni Patriğini doğrular nitelikte görüşlere yer vermektedir. Bu bilgilere göre, Tunceli Ermenileri kendilerini kürt ve alevi olarak tanıtırlar. Hatta bölücü terör örgütü PKK ve bazı HDP yöneticilerinin de Kürt değil, Kürt görünen Ermeni asıllı oldukları iddia edilmektedir. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın “Ermeni soykırımını tanıyoruz” demesi ve HDP’nin şovmen vekillerinden Sırrı Süreyya Önder ile bazı HDP’lilerin “Biz hepimiz Ermeni’yiz” pankartı taşıyarak mitingde en ön safta yer almaları bu konudaki şüpheleri arttırmaktadır.
Kendisi hiçbir zaman inancı ve kimliği konusunda bir açıklama yapmadıysa da Kürt kökenli, alevi olarak bilinen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun gerçek kimliği bu tartışmalardan sonra merak edilmeye başlandı. Hem devletin kurucu partisi hem de Mustafa Kemal’in kurucu lideri olduğu CHP’ye Ermeni ya da Kürt kökenli bir vatandaşımızın genel başkan olması yadırganacak bir şey değildir.
Nitekim: Osmanlı döneminde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de çok sayıda devşirme yani dönme vatandaşlarımız önemli mevkilere getirilmişlerdir.
Bir kişinin inancı ve etnik kökeni ne olursa olsun, beni ilgilendirmez. Bulunduğu makam ve mevki de beni alakadar etmez. Ama ülkeme ve milletime ihanet etmeye kalkarsa işte o zaman karşısına dikilirim.
Hürriyet fitnesi kırılan bir cam için kıyameti kopartıyor…
AK Parti hükümetini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedefine alan ve her fırsatta HDP’ye destek veren Hürriyet gazetesi milletçe Dağlıca şehitlerimizi ağlarken yalan ve yanlış haberiyle fitneye sebep oldu ve yine kışkırtıcılık yaptı.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, anayasa ve ülkenin siyasi istikrarı konusunda “400 milletvekili bir siyasi parti almış olsaydı. Yeni bir anayasa yapılması daha kolay olurdu ve siyasi kaos yaşanmaz, koalisyon sıkıntıları yaşanmazdı” sözlerini çarpıtarak “Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Dağlıca açıklaması: ‘400 vekil alınsaydı bunlar olmazdı’’’ şeklinde internet sitesinde yer vermesi protestolara sebep oldu.
Muhalefet cephesi ve Zaman gazetesi Hürriyet’in yayınladığı yalan haberi alıntı yaparak aynı suça ortak oldular. Nitekim Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Hürriyet ve Zaman gazeteleri hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan soruşturma başlattı.
Gazetenin önüne sosyal medya üzerinden haberleşerek toplanan kalabalık tepkisini gösterirken sadece giriş kapısının camı atılan bir taşla kırıldı. Hürriyet, işbirlikçiliği ve sözcülüğünü yaptığı iç ve dış mihrakları harekete geçirdi ve o kırık cam bir anda memleket meselesi oldu.
Alman ve İngiliz basını başta olmak üzere F.Gülen örgütünün güdümündeki yayın organları “özgür basın susturulamaz”, “taşlı sopalı saldırı” , “Linç” gibi abartılı başlıklarla manşetlerine taşındı. İnançlı kesimlerin “dönek” olarak suçladıkları Ahmet Hakan, protestoyu “kapımıza dayanan vandallar” olarak köşesine taşıdı.
Hayırdır!.. Ne bu şiddet bu celal.. Yoksa, Hürriyet fitnesinin dokunulmazlığı mı var... Protesto edilemez mi?...







