BM’de Suriye düellosu ve değişmeyen gerçekler…
Her konuda olduğu gibi Suriye konusunda da emperyalist güçlere göre sadece devletlerinin jeopolitik çıkarları önem taşıyor.
Nitekim Birleşmiş Milletlerin ‘2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Zirvesi’nde emperyalist ülke liderlerinin konuşmalarında bir kere daha bu gerçeğe şahit olduk.
Başkan Obama, konuşmasına Suriye diktatörü Beşşar Esad’ı “Masum çocukların üzerine bomba atan bir tiran” eleştirisiyle başladı.
Rusya’nın Suriye politikalarını eleştiren Obama’nın, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü üzerinden Kırım’ın Rusya tarafından ilhakının bir oldubittiye getirilemeyeceğini hatırlatması Putin’i kızdırdı.
Aynı şekilde Putin de konuşmasında ABD’yi ve NATO’yu Ukrayna ve Suriye’deki iç savaşları kışkırtmakla suçladı ve “Suriye Hükümeti’yle iş birliği yapmamak dünya için bir hatadır’ iddiasında bulundu.
Putin’in hedefi; Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna’nın doğusundaki savaş nedeniyle Rusya’yı saran uluslararası izolasyonda gedik açmak için ABD ve diğer Batı devletlerin DAİŞ’le ortak mücadele önerisini kabul ederek arzuladığının daha fazlasını almaktır.
Ayrıca Putin Esad rejimine diplomatik ve askeri destek vermesini de problem olarak görmüyor.
Obama ise tam aksine Esad konusunda da “dökülen bunca kandan sonra savaş öncesindeki statükoya dönülemeyeceği” görüşünde ısrarlı. Ayrıca Obama, “Kırım’ın ilhak değil, kabul edilmez bir işgal” olduğuna inanıyor. Obama iddialarında ve tavrında çok haklı. Lakin, Obama’nın bu duruşu ne Suriye ne de Kırım içindir. Onun asıl amacı ABD’nin dünya hâkimiyeti politikalarını uygulamaktır.
BÜYÜKLERİN GÜÇ OYUNLARI
Bazı liderler, “Suriye’de Rusya’sız bir çözüm olamayacağı gerçeklik kazanmaya başladı. Dolayısıyla Putin’le görüşmelere başlamak yerinde olur” derken, diğer liderler ise bunu bir zafiyet olarak değerlendirerek, ABD Başkanı Barack Obama’nın Vladimir Putin’le BM Genel Kurulu’nda bir araya gelmiş olmasını da gereksiz buldu.
Batılı ülke liderleri, ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuzunun azaldığını Rusya’nın ABD’nin kaybettiği nüfuzu ele geçirmek için yeni hamlelere hazırlandığını ileri sürerek Obama’nın politikalarını eleştiriyor.
Buna karşın, Kırım’ın Rusya’ya ilhakı ve ülkesine yönelik ekonomik yaptırım kararı üzerine Avrupa’ya karşı enerji silahını çekerek meydan okuması, ayrıca ABD ile müttefiklerine rağmen Suriye’ye asker ve silah sevkıyatını başlatması Putin’in hanesine başarı olarak yazıldı.
Batı medyasında “günümüzün Hitleri” olarak suçlanan Putin, ülkesinde de baskıcı ve despotça tutumuyla eleştiriliyor. Dış politikadaki yanlışlarının ekonomik yaptırımları getirerek ülkede ciddi ekonomik sıkıntılara sebep olduğu yönünde suçlanıyor. Fakat her şeye rağmen Vladimir Putin, bilek gücüyle götürdüğü güç politikasında kendini ispatlanmış hissediyor.
ONLAR ALKIŞLANIR AMA KARARI EGEMEN GÜÇLERİ VERİR!..
Başbakan Davutoğlu yaşanan üzücü gelişmelerin uluslararası toplumun üzerine düşeni yapmaması ve egemen güçlerin kendi çıkar politikalarının sebep olduğu gerçeğini hatırlatarak bundan sonra yapılması gerekenler konusunda uyarılarda bulundu.
Başbakan Davutoğlu, İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırılarının durdurulup ekonomik ambargonun kaldırılmasının bir insani ve ahlaki zorunluluk olduğunu söyleyen tek lider oldu. Suriye’de akan kanın durdurulması ve sivillerin korunabilmesi ile insani yardımların bölgeye sağlıklı bir şekilde ulaştırılması için Kuzeyden güneye doğru bir “Güvenli Bölge” oluşturulmasının şart olduğunu tekraren dile getirdi. Suriye’nin geleceği için Esad’ın Şam yönetimine son verip, halkı temsil edecek kanaat önderlerinden oluşacak bir geçiş süreci ile Suriye halkının istediği demokratik bir rejime dönüşüm başlatılmasını önerdi.
Başbakan Davutoğlu’nun konuşması gerçekten çok samimi ve derin anlamlar taşıyordu. Maalesef ki; bu ve benzeri konuşmalar BM Genel Kurulunda alkışlanır ancak geçerli olan o doğru öneriler ve alkışlanan konuşmalar değil, “beşli çete” olarak bilinen BM-GK’nin beş daimi üyesinin kararıdır.
Beşli çetenin dışındaki konuşmalar bir yerde dolgu malzemesidir. Nitekim BM Genel Kurulunda dünya kamuoyu iki liderin konuşmasına ve gerçekleştirdiği ikili görüşmeye kilitlendi.
SURİYE ÇIKMAZINDA YENİ BİR DÖNEM AMA NASIL?
Doğrusu, Obama ile Putin’in baş başa gerçekleştirecekleri görüşmeden Suriye’de devam eden buhranı sona erdirecek, mülteci sorununa bir çözüm getirecek kararın çıkacağı yönünde büyük bir beklenti vardı. Maalesef bu olmadı ancak yeni dengeler ve çıkar politikaları konusunda pazarlıkların devamı için diplomatik kanallar açık bırakıldı. IŞİD’e karşı mücadelede hemfikir olan liderler, Esad’ın rolü konusunda anlaşamadılar.
Bölge üzerinde hesabı olan büyük ülkeler; “Suriye’de olan bitene seyirci kalmak doğru değil. Bir şeyler olmak zorunda” görüşünde birleştiler.
Fakat “hangi gerçekçi, ortak proje ile bir çözüm bulunmalı?” Sorusuna cevap aranırken yaşanan tartışmalar ve gizli pazarlıklar bir süre daha devam edeceğe benziyor.
Taraflar, Suriye’de bir geçiş döneminin şart olduğunu kabul ediyor. Ancak; Rusya ve İran “Esad’sız olmaz” ısrarına karşın Amerika, Türkiye ve Arap dünyası Esad’ın kontrollü bir şekilde Suriye’den uzaklaştırılmasını istiyor.
Obama ile Putin görüşmesinden de anlaşıldığı gibi Suriye’de kısa zamanda bir çözüm yok. Çünkü Obama-Putin Şam yönetimi konusunda anlaşamadı. Görülmektedir ki; savaşın sona erip ermemesi ve Şam yönetimi ile Suriye’nin geleceği hakkındaki kararları Suriye halkı değil, emperyalist güçler veriyor…







