--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bir baş, gerisi hep sallabaş...

Mehmet Koçak
Mehmet Koçak

Devletleri idare eden güçler, kendileri için tehlikeli gördükleri inanmış idealist kitleleri hedef alırlar ve onları ideallerinden uzaklaştırıp sürüleştirirler. Çünkü isyan potansiyeli onlardadır. Onlar sormaktan, sorgulamaktan ve mücadele etmekten çekinmezler. İdeallerini hayata geçirmek için ne gerekirse yaparlar.

Bu sürüleştirme işini dışarıdan değil, içeriden ve lider kadrosundan birileri ancak yapabilir… Bu görev onlara görev üst akıl tarafından verilir. Nitekim tarih boyu hep böyle ola gelmiştir…

Önce sahte sözlerle kahramanlaştırılırlar, sonra “lider, teşkilat, doktrin tartışılmaz” şeklinde telkinler verilir ve daha sonra kutsallaştırılıp itaat ilkesi doğrultusunda putlaştırılırlar. Öyle bir mekanizma oluşur ki; onların hataları görülmez ve “her şeyi en iyi onlar bilir” zihniyeti egemen olur. 

İşte o lider, o andan itibaren kendi üstündeki denetimi kaybeder ve despotlaşır. Kendini her şeyin üstünde ve tartışmasız görür, kimseyi beğenmez ve dinlemez. Cumhurbaşkanı da olsa hakaretten geri kalmaz. Öyle ileri gider ki, kendini dev aynasında görür ve ona buna akıl vermeye yeltenir. 

Bu durum onun yanlış kararlar almasına yol açar. Soğuk, fazlaca resmî, suratsız, insanlara tepeden bakan, kibir ve gurur abidesine dönüştürür. “Sizin yerinize ben düşünürüm ve kararımı veririm” fikrinden hareketle etrafındaki insanların düşünce üretmesine ve fikir beyan etmesine mani olur. Meşveret ve istişare ise sadece göstermelik olur. Bu lider slogancı ve derinliği olmayan, çözüm üretemeyen, tahlil teşebbüsleri olmayan kişilerden oluşan bir kadro oluşturur. Etrafında kümelenen bu kadro kendi siyasi gelecekleri için her kılığa girer ve lidere yakın görünmek için adeta ona kul köle olurlar. 

Onların görevi, liderin tartışılıp eleştirilmesini engellemek ve onun emir ve talimatlarını (yanlış veya doğrusunu tartışmadan) onaylamaktır. Onlar hemen hemen her soruya “Ben bilmem genel başkanım bilir” teslimiyetçi anlayışıyla cevap verir. Bugün, birçok siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu gibi referansları Türk İslam ülküsü olan parti ve kuruluşların içine düştüğü durum maalesef böyledir. Siyaset arenasında ise Bahçeli’nin MHP’si bu örneklemenin en bariz örneğidir. 

Bahçeli, Ülkücü idealleri yok etti.

MHP’nin, 46 yıllık siyasi geçmişine ve Bahçeli dönemine bakıldığında, MHP’nin rahmetli Türkeş’in öğretilerinden ve ülkücülük ideallerinden uzaklaştırılarak, bir düzen partisi olma yolunda hızlı bir şekilde değişime uğratıldığı görülüyor. Türk-İslam mefkûresi yerine bizi biz yapan değerlerle savaş halinde olan Kemalizm’e doğru bir eğilime sürüklendiği dikkat çekiyor. 

Bizim zamanımızda, yani 1970- 1980 arasında ‘Türk İslam Ülküsü’ ideali ve disiplini ile mücadele ruhu vardı. 1980 askeri darbesi, idealleri yok etmeyi hedeflemiş olsa da; asıl yozlaşma ve uzaklaşma Bahçeli döneminde başlatıldı. Darbecilerin yok edemediklerini Sayın Bahçeli yok etti. 

Önce o ruhu yaşatmak için var olan ‘Ülkü Ocakları’nı yavaş yavaş ortadan kaldırdı. O büyük vefa, fedakârlık ve mücadelenin adı olan “Ocak” artık tütmüyor. Bahçeli’nin MHP’si “idealist ülkücülük” yerine “Ilımlı Ülkücülük” yani teslimiyetçi ülkücülüğü inşa ederek hep MHP’yi hem de Ülkücülüğün kimyasını bozdu. Kısacası; ilhamını İslam’dan alan ruh ve refleks yok edildi.

Bahçeli, idealist ülkücü istemiyor!..

MHP’de analitik düşünce hür olmadığı için Bahçeli’yi hiç kimse eleştirip uyaramıyor.  İstişare ve meşveret kapıları ardına kadar açık tutulmasına rağmen kimsenin görüşü alınmadığı gibi hiç kimse de görüş beyan etme cesaretini gösteremiyor. 

“Özgür olmayan insan üretemez” gerçeği MHP’de kendini göstermiştir. Partinin tek karar vericisi Bahçeli’dir. Parti icra kurulu olarak adlandırılan ve Bahçeli’nin noterliğini yapan bir grup vardır ki, o da Bahçeli’nin kararlarını sadece tasdik etmekle yükümlüdür. 

Bir zamanlar idealist bir Sinan Oğan vardı, şimdi yok. Adamın annesi vefat etti. Bahçeli ve genel merkezden hiç kimse katılmadığı gibi ne bir MHP milletvekili veya bir Belediye Başkanı “Bahçeli beni çizer” korkusundan cenazeye katılmadı. Bir Meral Akşener vardı. Bahçeli’nin operasyonuyla oda susturuldu. Ve daha birçok örnek… 

Şu bir gerçek ki; okumayan, sorgulamayan teslimiyetçi ve kayıtsız şartsız itaatçilerden asla dava adamı olmaz. Onlar dava adamı değil ancak ve ancak birilerinin adamı olabilirler… İşte bu kadrolar sayesinde Bahçeli partisinde mutlak ve tartışılmaz bir güç olarak astığı astık, kestiği kestik. Sizin anlayacağınız; partide bir baş var gerisi sallabaş…

Bu sadece benim görüşüm değil. Sloganların aldatıcı heyecanlarına karınları tok olan, gelişmeleri akıl ve mantık süzgecinden geçirerek soğukkanlı bakabilen ülkücü ağabeyler ve arkadaşlarımızın ortak görüşüdür. 

İşte o ağabeylerimizden biri olan samimi dava adamı, rahmetli Abdurrahim Karakoç bu gerçeği şiirinde şöyle dile getiriyor. 

 “Biz-biz” diye avunduk, biz yoktu, “ben”ler vardı 

Siyaset sofrasında bizi yiyenler vardı... 

Körpe hayallerimiz kör tırpanla biçildi 

İşret meclislerinde kanlarımız içildi... 

Nurdan gömlek giydirdik çamurdan heykellere 

İnanmıştık bir kere, aldatıldık bin kere... 

En halis niyetlerle en pis çukura düştük 

 Bir gün hakikat ektik, her gün yalan bölüştük.

….

Maalesef acı ama gerçek bu….

MHP’de kontrolü elinde bulunduran Bahçeli, ülkücüleri iktidarsız, Türkiye’yi ise hükümetsiz bırakarak siyasi intihar derecesinde yanlışlar yapmaktır. Bahçeli, Türk siyasetini kilitleyen bu yanlış tavrıyla aynı zamanda hukuk dışı bazı güçlere de dolaylı yoldan da olsa davetiye çıkarmış oluyor. 

Bahçeli’nin despotçu tavrının yegane sebebi de kendisine karşı parti içi bir muhalefetin olmamasındandır. Şimdi ise ülkücülere düşen vazife bu gidişe dur demek için harekete geçmektir…

Mehmet Koçak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle