--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Batılı demokrasilerde parti kapatma ve HDP’yi mağdur gösterme girişimleri…

Mehmet Koçak
Mehmet Koçak

Çok partili demokratik sistemle idare edilen ülkelerde parti kapatılması demokratik düzeni koruma adına en son çaredir. Ancak “ileri demokrasi” ile idare edildiği iddia edilen ülkelerde bile son çare olarak partilerin kapatıldığına şahit oluyoruz.

Bu konuda AB hukukunu yeniden formatlayan Venedik Komisyonunun tespitine göre, “Siyasi partiler yalnız şiddet kullanılması ya da şiddeti politik bir araç olarak kullanması durumunda kapatılabilir. Terör, ırkçılık, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı eylem ve söylemleriyle toplumu veya bir kesimini rahatsız edecek şekilde savunulması partilerin kapatılması için yeterli sebeptir.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 10. ve 11. Maddelerinde; “her görüşün siyasi parti kurma hakkı olduğu, hatta bu görüşün anayasal düzeni değiştirme hedefi varsa bile şiddet içermediği müddetçe her türlü düşüncenin siyasi oluşuma gidebilme özgürlüğünün olması gerektiği” şeklinde ifadeler bulunmaktadır.

Avrupa ülkeleri, siyasi partilerin kurulma, yasaklanma ve kapanma şartlarını açıkça belirten yasalara sahiptir. Bilhassa İkinci Dünya Savaşının hemen sonrasında 1947 tarihli İtalyan Anayasasına göre, siyasi parti faaliyetleri demokrasi ilkelerine uygun olmadığı takdirde kapatılabilir. İtalya’da 1921’de Mussolini önderliğinde kurulan ve 1922’de iktidara gelen Nasyonal Faşist Parti (Partito Nazionale Fascista- PNF) 1943 yılında siyasetten men edilmiştir ve yeniden kurulması halen yasak olan tek partidir. 

1949 tarihli Federal Almanya Anayasası, “herhangi bir siyasal partinin, amacı ve yandaşlarının davranışlarıyla, özgür demokratik düzeni tehdit, ya da Federal Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye düşürmeyi hedef edinmesi, o partinin kapatılmasını gerektirir” ifadesini kullanmaktadır. 

Federal Anayasa Mahkemesi, 1949 yılında Nazi Partisinin kapatılmasının ardından bugüne kadar bu yasa çerçevesinde 1952’de faşist Sosyalist Reich Partisi’ni (Sozialistische Reichspartei Deutschlands-SPR) ve 1956’da Almanya Komünist Partisi’ni (Kommunistische Partei Deutschlands-KPD) olmak üzere iki siyasi partiyi kapatmıştır. 

Avrupa’da parti kapatmanın ilk örneklerinden sonra, günümüze gelelim.  

2002 yılında yürürlüğe giren İspanya Siyasi Partiler Yasasına göre, demokrasiye veya anayasal değerlere saygı duymayan siyasi partiler yasadışı kabul edilmektedir.

Bu yasa çerçevesinde, şiddet yanlısı ayrılıkçı Bask Vatanı ve Özgürlüğü (Euskadi Ta Askatasuna- ETA) örgütü tarafından kontrol edilen terörist şebekeyle bağlantısı olduğu iddiasıyla, 2003 yılında Batasuna Partisi, kapatılmıştır.

Avusturya’da ise 1975’de çıkarılan yasa ile Irkçı Nasyonal Sosyalizmin siyasi partiler içinde yeniden yükselişini de yasaklamıştır. Yasa çerçevesinde 1987 yılında Anayasa Mahkemesi aşırı sağcı Milli Demokratik Parti’yi (Nationaldemokratische Partei -NDP) yasadışı ilan etmiştir. 1999 yılında seçimle işbaşına gelen ve 2000’lerin başında Wolfgang Schüssel’in önderliğindeki Avusturya Halk Partisi’ne (Österreichische Volkspartei-ÖVP) koalisyon ortağı olan Jörg Haider başkanlığındaki aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (Freiheitliche Partei Österreichs-FPÖ) hükümetten uzaklaştırıldı ve hakkında kapatma davası açıldı. 

Bu gerçekler nazari dikkate alındığında kapatılan tüm partilerin hiçbiri şiddet içermediği halde sadece “Batı demokrasilerini korumak” amacıyla kapatılmışlardır. 

BATILILARIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ…

Batı ülkeleri demokratik sisteme tehdit olarak algıladığı siyasi parti veya siyasetçilerden kurtulmanın yollarını hukuk üzerinden gerçekleştirirken,  Türkiye’de ayrılıkçı terör örgütüne sırtını yasladığını ilan edip devlete ve Türk milletine meydan okuyan HDP’le ilgili kapatma davası açılmasına ise en ağır suçlamalar ve eleştiriler yapmaktadır.  

Hâlbuki HDP’in Batılı ülkelerde kapatılan partilerden fersah fersah ileriye giderek kamu güvenliği ve demokratik toplum düzeninin tehdit eden ve de terör örgütünün yönlendirmesiyle halkı isyana hazırlamaya çalışan açıklamaları söz konusudur. 

İkiyüzlü Batılılar maalesef bu gerçekleri göz ardı ederek, “Türkiye ve Erdoğan karşıtı” kampanyalarını sürdürmeye devam etmektedir. 

Bunca yaşanan olaylara rağmen Batılı ülkeler HDP’ye “terörle aranıza mesafe koyun ve PKK terör örgütünü kınayın” demesi gerekirken, HDP’yi mağdur olarak görmekte ve göstermektedirler. 

Çünkü terör belasından kurtulmuş, her alanda güçlenerek yoluna devam eden  “güçlü bir Türkiye” istemiyorlar.

Onların Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan düşmanlıklarını, HDP ve PKK’yı gizli açık desteklemelerinin de asıl sebebi işte budur…

BÖLGEDE SİLAH TARAMASI YAPILMALI…

PKK ile mücadele edilirken gözardı edilmemesi gereken en önemli husus Güneydoğu bölgemizde evlerde saklananların yanında gömülü cephanelerin varlığıdır. PKK bu gömülü silahları yeri geldiğinde taraftarlarına dağıtıp bir halk isyanını başlatmayı planlıyor. 

Bölgede geçici olarak “Olağanüstü Hal” ilan ederek sıkı bir arama tarama yapılmalı.

Ayrıca; PKK’ya karşı başlatılan operasyonlar ve siyasetteki uzantısı olan HDP ile alakalı hukuki süreç devam ettirilmeli.  Türkiye, baskı ve eleştirilere aldırmadan bu terör belasını bertaraf edecek güce sahip olduğunu dosta düşmana göstermelidir.. 

Mehmet Koçak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle