İstiklalimizi Birinci Meclis’in ruhuna borçluyuz
İki türlü mirasyedi vardır. Birincisi hiçbir emeği olmadığı için anasından babasından kalan malları har vurup harman savuranlar.
İkinci mirasyediler de üzerinde yaşadığı toprakların, vatanın, bayrağın, dinin, milletin ne demek olduğunu bilmeyen, hatta husumet besleyen, sadece yiyip içip eğlenen, vur patlasın çal oynasın, nereden gelirse gelsin; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye devletin kasasına, halkın cüzdanına saldırmak için fırsat kollayanlardır.
Türkiye’nin ana problemini ikinci mirasyediler teşkil etmektedir. Bunlar devlet-millet bütünlüğünden ürkerek ittifak eden güruhlardır.
Farklı farklı ideolojilere ve siyasi görüşlere sahip olup, ideolojileriyle siyahla beyaz gibi birbirlerine zıt düşseler de söz konusu çıkarları olunca sarmaş dolaş olabilmekteler. Geçelim.
•
Bugün ülkemizi iç ve dış tüm ihanetlere karşı koruyacak olan İstiklalimizin temelini atan Birinci Meclis’in ruhudur.
TBMM yüzüncü yılı kutlamaya hazırlanırken bu meseleye ne kadar eğildi bilemiyoruz ama şu hatırlatmaları yapmak, insaflı-vicdanlı her vatandaşımız gibi benim de üzerime vazife.
Mesele daha iyi anlaşılsın diye Yahya Kemal’in, Milli Mücadele günlerinde yazdığı makalesinden bir alıntı sunmak isterim.
“Bir gün sulh olacağını düşünüyorum. O gün istiklal ordusunun askerlerine denilecek ki, ‘Haydi çocuklar evlerinize dönünüz! Kur’an’ın devletini kurtardınız! Allah, Peygamber, Osman Gazi, Fatih, Selim bütün büyük cedlerimiz sizden hoşnuddurlar’! İstiklal askerleri, Ankara’da anlı şanlı bir resm-i geçitten sonra dağılacak…
İzmir rıhtımından Sakarya siperlerine kadar adım adım dövüşen, Erzurum’dan Kars’a kadar Kazım Karabekir’de bu kara kışta yürüyen askere madalya az bir mükâfattır.
Çünkü bu son askeri, resmi bir seferberlik emri değil, doğrudan doğruya Allah’ın sadası silahaltına çağırdı.
İstiklalimizi müdafaa etmek için dirilmiş cedlerimize benziyorlar, adları camilerimizin sütunlarına hakkedilmelidir”. (Eğil Dağlar)
•
Şimdi de Yakup Kadri’den…
“Esasen askerlikle dindarlık, Türk’e göre birbirinden ayrı şeyler değildir.
Türk ordusunun yegâne gayesi öteden beri İslamiyetin müdafaasıdır ve İslam’ın yegâne gayesi ise hak yolunda ebedi cihaddır.
Müezzin minareden ismi zülcelali tekrar ederken, asker cephede aynı mübarek kelimeyi haykırarak dövüşüyor ve bu itibarla ibadet bir nevi cihad ve cihad bir nevi ibadet halini alıyor”. (İkdam, 1.5.1922.)
•
Ezcümle:
Hamdolsun bu ifadeleri anlayan ve gereğini yerine getiren ve getirecek olan bir Cumhurbaşkanına, hükümete ve ittifaka sahibiz.
Şimdi bugüne dönelim ve ülkemizi içten-dıştan karıştırmak isteyen ve bu uğurda kimlerin, kimlerle ittifak ettiklerine bakalım. Bakmasını bilenler görenlerdir.
Dünyanın en stratejik coğrafyasında yer alan ve halkının çok büyük ekseriyeti Müslüman bir ülke olarak elbet hedef bir devlet ve milletiz.
Bu sebeple istiklal mücadelemiz içte-dışta aralıksız sürecektir. Umarız TBMM’nin yüzüncü yıl kutlamaları da bu minval üzeredir.







