• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
TÜM YAZILARI
01 Kasım 2019

Hızla kibirleniyoruz

 

Kibirlenmenin öncelikli sebeplerinden birisi, ruh kirlenmesidir.

Ruhu kirlenen kimsenin kadavrası ne kadar bakımlı ve temiz olursa olsun; kibir ve bencilliğin tüm emarelerini hal ve hareketlerinde taşır.

Hızla kibirlenmekteyiz. Ruhi kirliliğimizin her anını; evlerimizde, iş yerlerimizde, sokakta, ulaşım araçlarında, trafikte, parkta, yemekte, v.s. insanın nefes alıp verdiği her yerde yaşamaktayız.

Hemen pek çoğumuzun gördüğü manzarayı, birbirimize şikâyet ettiğimiz ama bizim de şikâyet ettiklerimizden birisi olduğumuzu fark etmeyip, kendimizi hariç tutarak anlattığımız sahnelerden bir kısmını resmetmeye çalışayım.

¥

Kibirlenmenin en sık görüldüğü yerlerden birisi; metro, tramvay, otobüs, metrobüs ile irili ufaklı deniz taşımacılığı yapan toplu taşım araçlarıdır.

Toplu taşım araçlarında genelde oturma adabı ve insan ilişkilerindeki kibri ve tahammülsüzlüğü ölçebilecek bir sistem yahut psikolog olabileceğini sanmam.

Buralarda genelde gençler oturur, orta ve üstü yaşlar ayakta yolculuk ederler. Oturanların da ayakta gidenlerin de yüzde sekseninin kulağında kulaklık, ellerinde cep telefonları vardır ve inecekleri yere kadar gözlerini oradan ayırmazlar.

İşin uzmanları ne der bilmem ama bu hal bir bencillik ve kibir halidir ki, aile mefhumundan ve aile olma kültüründen uzaklaşıldığı gibi toplu yaşam içerisindeki edep ve adap kurallarını da reddetme anlamına gelir.

Toplu taşım araçlarında görülen manzaranın besleyicileri, takipçileri, takip etmekle kalmayıp, bizzat destekçileri, elbette eğitim sistemimiz ve medyanın her türlüsüdür.

Cep telefonlarının herhangi bir tuşuna basıldığı an, “kişilik esareti” başlar. İşimizi görmek için elde etmek istediğimiz herhangi bir bilgi dahi asla yalnız sunulmaz.

Ve biz bütün bunlara güç yetirdiğimizi zannedip, “Her şeyin farkındayım” diyerek, ne kadar kaybolduğumuzu bilmeyecek kadar kibir kirliliğinde boğuştuğumuzu kabullenmeyiz.

¥

Bir de televizyon dizileri ve reklamları, insanın kişiliğini ve kimliğini esir alıp istediği gibi köleleştirmektedir. Kişilik köleliğinin özgürlük kabul ettirildiği bir devirdeyiz.

Televizyon dizilerine haberleri de dâhil etmeliyiz. Memleket ve millet meselelerini ilgilendiren haberlerin en az seyredilen, küçük zabitlik ve lokal üçüncü sayfa haberlerinin en çok izlenen olaylar olduğu gerçeği büyük bir kirlenme değil midir?

Bu kadar lafın sonuna dini ve milli muhtevalı söylenecek o kadar söz var fakat laf salatası yapmanın anlamı yok, ayrıca o ifadelere de kıymamak lazım.

Çünkü bu tür değerleri bildiğini ve onlarla amel ettiğini sandığımız muhafazakâr kesimdeki çürümenin, kibirlenmenin de haddi hesabı yok.

¥

Ezcümle:

Kimse kimsenin iç dünyasını bilemez ama cesetlerimizin üzerine geçirdiğimiz kıyafetlerimiz veya sözü, yüzü müslim işaretli olanlarımızdan da çekinilmektedir.

O, bu, şu, sen, ben, öteki demiyorum. Hepimiz başkaları için böyle görünebiliriz. Maalesef, mümin gibi konuşup, değilmiş gibi düşünmekte ve hareket etmekteyiz.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

sema emine aydınelli

Sayın yazar, yaşayan insanlardan,canlılardan "kadavra" ve "ceset" diye söz edilmez,Allah ın bize bir hediye olarak verdiği yaşam bu denli küçümsenmez,günahtır.Ölümlü olduğumuzu biliriz ama kibirlenmemek için bedenimize "ceset" dememiz de gerekmez.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23