--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dünkü Yazıya Sokak İzlenimleri

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
4

İnsanın ömrü, “iki dudağının açılıp kapanması kadar denilir.

Kastedilen ömrün sona ermesi değil, kişinin iki dudağının arasından çıkan sözcüklerle kendisine ve başkasına “biçtiği kıymet, değer, ilgi, sadakat, sahiplenme, kendini bilme, bildirme” gibi varlığının anlamlandırılmasıdır.

Dünkü yazımızda “Dünya Cebimizde” başlığı altında bazı tespitlerde bulunmuştuk. Bugün de yazıya dair izlenimler için kısa bir gözlem yaptım. Onu paylaşmak isterim.

Eğer şöyle ellerimizi başımızın arasına alıp, şu soruyu kendimize sorabilirsek, neyin hakikat, neyin yalan olduğunu, neyin bize ait, neyin olmadığını görebiliriz.

- “Günlük yaşantımızın ne kadarı bize ait ve ne kadarını başkaları meşgul ediyor, ayrıca bu meşguliyetlerin ne kadarının şahsımıza bir faydası var?”

Sorunun cevabı herkesin kendisine kalsın ve izlenimlere geçelim.

Ümraniye’den metroya bindim. Bulunduğum vagonda 30 kişi vardı. 25 kişi cep telefonuyla meşguldü. 5 kişinin ikisi uyuyor, iki kişi konuşuyor, bir kişide de kitap vardı.

Üsküdar’a kadar durumda bir değişiklik olmadı. Aynı şahısları inerken gözlemledim. Kimisi telefonunu cebine koydu, kimisi hâlâ elinde yürümeye devam ediyordu.

Elinde olanlara yaklaşarak ne yaptıklarını merak ettim. Oyun oynuyorlardı. Geçelim.

Üsküdar sahili denizin dolmasıyla çok genişledi ve güzelleşti. Karaköy’den Bebek’e kadar bütün sahil, şahane bir manzara arz ediyordu.

Tabiri caizse sahil çaka çaka insan doluydu. Her yaştan insan vardı. Aralarında dolaşıp onları da gözlemledim.

İnanılması zor ama yine her yaştan herkesin elinde telefon vardı ve telefonlarıyla meşgullerdi.

Eminönü’ne yahut Beşiktaş’a, Kabataş’a geçmek için yürüyenlerin de büyük çoğunluğunun kulağında kulaklıklar var ve yine telefonlarıyla baş başa yürüyorlardı.

Haliyle yüz hatlarına ve beden dillerine de baktım.

Yine büyük ekseriyetinin yüzünde; huzur, mutluluk, keyif veren bir hat göremediğim gibi yürüyüşler gergin, yüzler gergin, kimse kimsenin yüzüne bakmadan hareket halindeydi.

Simitçilerden birinin simit satışlarını izledim.

Simit alanlar, aldıkları simide bakmayı bırakın, kimden simit aldıklarına bile bakmıyor, sadece bir el para veriyor, diğer el alıyordu.

Beşiktaş’a giden motora bindik. Yüz ila yüzelli insan aynı anda bu motorlara binebiliyor.

Yine kimse kimsenin yüzüne bakmadan, kimin yanına oturduğuna veya yanına kimin oturduğuna bakmadan, çok geç kalmış bir telaş içerisinde ve sanki “son isteğin nedir” diye sorulmuşçasına, telefonuna sarılarak, özel dünyasına çekiliyordu.

Beşiktaş’ta indikten sonra çarşı içerisinde yer alan yeme-içme-eğlenme mekânlarına doğru yürüdüm ve buralarda oturan insanları izledim.

Masalarda ikişer yahut üçer kişilik genç kadınlı-erkekli gruplar vardı.

Birbirleriyle sohbet edeceklermiş gibi oturuyorlardı ama yine her birinin elinde telefonları vardı ve paylaştıkları tek şey oturdukları masaydı.

Ezcümle:

Telefonlardaki davetsizlerin esareti altında yaşıyoruz.

 

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Siyah Zambak

4 Ekim 2019 10:31

Maalesef, akıllı telefonlar insanları akılsız ve saygısız yapıyor. Eskiden gençler vasıtalarda yer verirrlerdi şimdi telefonlarona hömülüyorlat ve görmezden geliyorlar. Akılsızlığa gelince, yollarda ezilme tehlikesiyle karşılaşıyorlar ama şööyle bir balıp dünyalarıma geri dönüyorlar

MTTB Lİ

3 Ekim 2019 21:15

Tebrikler

nasılsın? sağol şakayım!

3 Ekim 2019 15:04

Hastalanan insanlar için "sağlık durumu ciddiyetini koruyor" deniyor; diğerlerinin ki nasıl: şaka mı?

İZMİRLİ

3 Ekim 2019 11:25

Bir zamanlar TV den, daha sonraları ise bilgisayardan başka birşeye bakmadığımız gibi..Doyunca herhâlde ondan da bıkarız.. Selâmlar

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle