• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
TÜM YAZILARI
31 Ekim 2019

Cumhuriyetin İlk Yıllarından Manzaralar

Cumhuriyetin kuruluşunu ve öncesini en iyi anlatan isimlerden birisi Yakup Kadri’dir. Cüzdanıyla vicdanı arasındaki terazinin vicdan kısmı ağır basar.

Yakup Kadri’nin “Ankara” romanından, Cumhuriyetin kuruluş öncesi ve hemen sonrasına dair roman kahramanlarının dilinden bazı pasajlar aktarmak istiyorum.

……………….

- “Ben ilk sedyelerin hastaneye nasıl geldiklerini gördüm. Hiçbirinde ne bir pişmanlık ne bir azap ne de bir korku emaresi vardı.

Hepsinin yüzünde okunan şey, yalnız metanetti ‘Hanım abla şu yarayı sar da cepheye dönüvereyim’ diyorlardı. Bu ses kulağımdan hiç gitmiyor”.

Avrupa destekli işgallerden kurtulduktan sonra Ankara’dan başka bir sahne:

- “Bir Avrupalı gibi giyinip süslenmek, bir Avrupalı gibi dans etmek, bir Avrupalı gibi yaşayıp eğlenmek ve hele bu iddiada Avrupalılar arasında muvaffak olmak bunlara büyük bir zafer kadar ehemmiyetli görünüyordu”.

……………….

Cumhuriyetin beşinci yılında, iğneden ipliğe her şeye muhtaç Türkiye’de, Ankara Palas’tan bir yılbaşı kutlama anlatımı!

- “Bu kış, Noel ve yılbaşı balolarına, Ankara’da her seneden daha zevkli bir hazırlanış vardı. Eğlenceler henüz açılmış olan Ankara Palas’ın büyük hall ve salonlarında yapılacaktı.

Onun için birçok ailelerin daha iki ay evvelinden İstanbul terzilerine taşındıkları görülmeye başlandı. En son Paris modelleri Ankaralı hanımlar tarafından kapışılıyordu.

Beyler, fraklarını ya daralmış ya eskimiş bularak, yeniden gece esvapları ısmarlıyorlardı. İlk yıllar, bir kuyruklu ceketle bir silindir şapkayı kâfi sananlar, şimdi, klak ve makferlan peşinde koşuyorlardı.

Yazık ki, bunların bir kısmının stokları tükenmiş olduğu için bulmak kabil olmuyor ve Beyoğlu’nun belli başlı mağazaları vasıtasıyla Avrupa’ya ısmarlamak lazım geliyordu.

Saat ondan itibaren Ankara Palas’ın önü helecanlı bir canlılıkla harekete gelmeye başladı. Bunları seyre dalan yerliden ve köylüden mürekkep sokak kalabalığı için içeride olanlar burada bitiyordu”.

……………..

İçeride yılbaşı kutlanırken, dışarıda bekleyenler arasında yorganına sarılmış bir vatandaşımız vardır ve şunları söyler:

“Sekiz saatlik yoldan gelirim. Handa yer vermediler. Kahveye gireyim dedim, sokmadılar. Dolaşırken karşıdan buranın ışıklarını gördüm. Bir de baktım ahali toplanmış. Belki bizim köylülerden birine rastlarım diye geldim”.

……………….

Ankara Palas’ın 700 metre ötesindeki mahallesinden bir manzara.

“Mahallede henüz hiçbir evin ne elektriği ne suyu vardı. Elektrik çok pahalıya mal oluyor, yaşanılmaz bir lüks telakki ediliyordu. Suya gelince, onun tesisatı henüz bitmemişti. Zavallı Ankara halkı, muhasaraya uğramış bir şehirde gibi yarı ıslak çeşme ve kuyuların başında birbirleriyle kavga ediyordu”.

Bir de aynı seneler içerisinde Yenişehir’de kurulan evlerden söz edip, yazıyı hitama erdirelim. 

“Yenişehir’de bütün evler, sanki bir benlik ve benlikçilik kalesi gibidir. Etrafı bahçe duvarlarıyla çevrilmiş ve birbirinden en az kırk elli metre uzakta duran bu evler, dışarıdan bakan herhangi bir müşahit gözüne her şeyden evvel birer egoizm yuvası şeklinde görülür”.

Gerisini merak edenler için “Ankara” ve “Yaban” romanını tavsiye edelim.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Okur

Güzel gunlermisOkur
  • Yanıtla

Ahmet

Cumhuriyet yeni devletin vizyonu ve misyonudur, kavrayamadığın aşikar, İngiltere ABD Almanya Fransa niye tüm dünyaya araba uçak jet kısaca teknoloji üretip satıyor, bi habersin, senin gibi yobaz münafıklar bu ülkenin en büyük engelleri dır, torunlarınız sizden tiksinecek, kimseden hayırdua beklemeyin, cehenneme sırtlandığınız odun yüküyle gidiyorsunuz, Allah YARDIMCINIZ olsun
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23