Ahlak mı sağlık mı?

12 Ocak 2018 Cuma

“Önce ahlak mı sağlık mı?” sorusuna, sanırım her birimizin cevabı değişik olur. Kimimiz sağlığı, kimimiz ahlakı önceleyebiliriz.

Şahsımı “önce ahlak” diyenlerin sınıfına dâhil edeyim. Ahlakın olmadığı yerde devletin ve milletin masrafı çok olur ve sürekli bedeller ödenir.

Yalnız “önce sağlık” diyenler de haksız değiller ama sağlıklı olmak yahut sağlık hususunda hizmet etmek için de yine ahlak şarttır.

Ahlakı bozuk olanların düzelmesi veya bozanların pişman olması için müracaat edecekleri kaynaklar çok olmasına rağmen, tedavi edicilerden sağlıklı bir netice alınamaması yüzünden ne hale geldiğimiz meydandadır. Geçelim.

Sağlığımız bozulduğunda ise müracaat kaynaklarımız hastaneler olmaktadır. Altı yaşımdan beri anamdan hep şu duayı işitirdim. “Allah devlet hastanesine düşürmesin”.

Bu yüzden devlet hastanelerinin yüzü soğuktur. Hükümetimiz tarafından cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş şekilde sağlıkta bir devrim yapılmış olsa da yine soğuk gelir.

Önceki gün bir yakınım için Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesine yolum uğradı.

Fazlası yahut eksiği vardır ama en az 1000 araçlık otopark tıklım tıklımdı.

Hastanenin içine girildiğinde de sanki yanlış bir limana demir atmış geminin yolcuları gibi “Neden buraya geldik” diyen insanların telaşı ve koşuşturmaları vardı.

Bu hali görünce devletimizin neden büyük hastaneler yaptığını anladım. Bir hususu daha paylaşmalıyım.

Hükümetin sağlık politikasından şikâyetçi olanlar, hastalardan ziyade refakat edenlerin; “Biz öncelikli olmalıyız” diyerek tüm ahlaki kuralları altüst etmeleriydi.

Mevcut Sağlık Bakanını tanımadığım için bakanlığın sağlık politikasını eleştirme ucuzluğuna girmek istemem ama hastanın doktoru, doktorun hastayı anlaması için 7 dakika süre tanınmış.

E pes birader yani! Zaten hastanın konuşma yetisi zayıflamıştır, doktorun hastaya adını soyadını sorması ve derdini anlaması 15 dakikasını alır, muayeneyi ne zaman yapacak?

Bir başka eksiklik de hastane çalışanlarının; “nerede çalıştıklarını ve nasıl bir işe talip olduklarını idrak edememeleriydi”.

Bakanlık bu hususta doktorlar dışındaki tüm personele hasta ve hastane ilişkilerini, batılı kaynaklara ve uzmanlara müracaat etmeden ve dışarıdan hizmet almadan, (böyle olunca el elin eşeğini türkü çığırarak arar oluyor) hastane bünyesindeki “erdem sahibi” insanlardan yararlanıp, “hasta-refakatçi-hastane ilişkileri” üzerine iç hizmet eğitimleri verilmelidir.

Birde “önce ben, sonra ben, sonra yine ben” bencilliğinin ruhumuzu sardığı hastalığa yenilmeden şu hakikati söylemeliyiz.

Türkiye’deki sağlık devrimi, gelişmiş ülkelerden daha iyi konumdadır. Bizden iyi olanlar varsa, bir onların insan profiline bir de bizimkine bakmalı.

Ezcümle:

Tüm mahlûkatın sağlığına dair bilgelerimizden bir ahlak yasası:

-“Herkes emin olmalı ki, Kadir-i Mutlak olan Allah tarafından, karşılıksız bırakılmayacak yegâne uğraş, hiçbir menfaat gözetmeksizin hastalara hizmette bulunmaktır.

 

YORUM YAZ