• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Demir
Hüseyin Demir
TÜM YAZILARI

Yüz Yıl Öncesine Dönen Dünya: İslam’a her zamankinden daha fazla gebe

30 Mart 2026
A


Hüseyin Demir İletişim: [email protected]

Yüz Yıl Öncesine Dönen Dünya: İslam’a her zamankinden daha fazla gebe

HÜSEYİN DEMİR 

Tarih bazen ileri doğru akmaz; daireler çizerek geri döner. 28 Mart 2026 itibarıyla dünyanın içine sürüklendiği tablo, bizi yalnızca yüz yıl öncesinin eşiğine değil; aynı zamanda daha karmaşık, daha kırılgan ve daha tehlikeli bir döneme taşımış durumda. Savaşlar, işgaller, enerji savaşları, yapay zekâ destekli propaganda mekanizmaları ve derinleşen ekonomik krizler… Değişen araçlar; fakat değişmeyen bir zihniyet var.

Bir asır önce cetvelle çizilen haritalar, bugün insansız hava araçları, siber saldırılar ve ekonomik yaptırımlarla yeniden şekillendiriliyor. Güç merkezleri artık sadece askeri değil; finansal, dijital ve psikolojik üstünlük üzerinden dünyayı dizayn ediyor.

Modern dünyanın güncellenmiş katliam hafızası


Bosna hâlâ bir utanç vesikası olarak tarihte duruyor. Ancak bugün yaşananlar, o günün ötesine geçmiş durumda.

Gazze’de 2025’ten itibaren yoğunlaşan saldırılar, 2026 başına gelindiğinde artık bir savaş değil; sistematik bir yok etme politikası olarak anılmaya başlandı. Hastanelerin hedef alınması, insani yardım koridorlarının engellenmesi ve açlığın bir silah olarak kullanılması, modern dünyanın ahlaki iflasını gözler önüne serdi.



Gazze artık sadece bir coğrafya değil; insanlığın vicdanının sınandığı bir sembol hâline geldi.

Öte yandan Ukrayna-Rusya savaşı üçüncü yılına girerken, küresel dengeleri altüst etmeye devam ediyor. Enerji hatları, tahıl koridorları ve nükleer tehdit söylemleri, dünyanın ne kadar kırılgan bir barış üzerinde durduğunu gösteriyor.


Kızıldeniz’de artan gerilim, Yemen merkezli saldırılar ve küresel ticaret yollarının tehdit altına girmesiyle birlikte artık savaşlar sadece bölgesel değil; doğrudan küresel ekonomik düzeni sarsan krizlere dönüşmüş durumda.

Enerji, güç ve yeni sömürge düzeni


2024 sonrası hız kazanan enerji rekabeti, 2026 itibarıyla açık bir güç mücadelesine dönüşmüş durumda. Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Afrika enerji havzaları, büyük güçlerin yeni satranç tahtası hâline geldi.


Doğu Akdeniz, yalnızca doğal gaz rezervleriyle değil; aynı zamanda jeopolitik üstünlük mücadelesinin merkezi olarak öne çıkıyor.

Türkiye bu denklemde artık pasif bir aktör değil. Hem enerji koridorları hem de savunma sanayii hamleleriyle oyun kurucu bir rol üstlenmeye çalışıyor. Ancak bu rol, beraberinde büyük riskleri ve çok yönlü baskıları da getiriyor.

Savaş, göç ve kimliksizleşen insan

Bugün göç, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar karmaşık bir hâl almış durumda. Suriye, Afganistan ve Afrika’dan süren göç dalgalarına, artık iklim krizi kaynaklı yer değiştirmeler de eklenmiş durumda.


Suriye başta olmak üzere birçok coğrafyada insanlar yalnızca evlerini değil; kimliklerini, geçmişlerini ve gelecek umutlarını kaybediyor.


Avrupa’da yükselen aşırı sağ hareketler ve İslam karşıtı söylemler, bu göç dalgalarını bir güvenlik meselesi olarak kodlarken; aslında kendi içlerindeki kimlik krizini de derinleştiriyor.

Modern insan, bir yanda savaşın yıkımıyla; diğer yanda dijital dünyanın anlamsızlığıyla sıkışmış durumda. Refah var ama huzur yok. Bilgi var ama hikmet yok.

Güç hukuku derinleşiyor


2026 itibarıyla uluslararası sistemde “hukukun üstünlüğü” söylemi neredeyse tamamen sembolik bir hâl aldı. Büyük güçler için kurallar esnek; zayıflar için ise katı ve acımasız.

Birleşmiş Milletler, krizleri önlemekten çok, çoğu zaman izleyen bir yapıya dönüşmüş durumda.

İsrail’in dokunulmazlığı, Rusya’ya uygulanan yaptırımların seçiciliği, Çin’e karşı yürütülen ekonomik savaş… Tüm bunlar, küresel sistemin adalet üretmekten uzaklaştığını açıkça gösteriyor.

Dünya neden yeniden İslam’ı konuşuyor?


Tam da bu kaosun ortasında insanlık yeniden şu soruları soruyor:
Adalet nerede? Merhamet nerede? İnsan onuru neden bu kadar değersizleşti?

İslam, bu sorulara sadece teorik değil; sistematik ve ahlaki bir çerçeve sunma iddiasıyla yeniden gündeme geliyor. Adaleti güçten değil haktan alan bir anlayış… İnsanı merkeze koyan bir medeniyet perspektifi…

Bu yönelişin arttığı görülürken, aynı zamanda İslam karşıtı söylemlerin ve politikaların da sertleşmesi tesadüf değil. Çünkü mevcut düzen, kendisini sorgulayan her alternatife karşı refleks üretir.

Türkiye’nin kritik eşiği


2026 itibarıyla Türkiye, tarihî bir kavşakta bulunuyor. Bir yanda Batı ile ilişkiler, diğer yanda bölgesel güç dengeleri; bir yanda ekonomik kırılganlıklar, diğer yanda stratejik fırsatlar…

Türkiye, eğer adalet merkezli bir vizyon ortaya koyabilirse yalnızca kendi geleceğini değil; bölgesel dengeleri de etkileyebilecek bir potansiyele sahip.

Ancak bunun için söylem ile eylem arasındaki mesafenin kapanması gerekiyor. Adalet, sadece dış politikada değil; içeride de hissedilmediği sürece inandırıcılığını kaybeder.


Yeni bir dünyanın eşiğinde

Bugün yaşananlar bir çöküş olduğu kadar bir doğum sancısı da olabilir. Ancak bu sancının neye dönüşeceği, insanlığın hangi yolu seçeceğine bağlı.

İslam, bir intikam ideolojisi değil; bir denge ve adalet medeniyetidir. Bu hakikat doğru temsil edilirse, yalnızca Müslümanlar için değil; bütün insanlık için bir çıkış yolu olabilir.

Çünkü tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Savaşla kurulan düzenler yıkılır.
Ama adaletle kurulanlar kalır.


Sözün sonu

Dünya yeniden bir yol ayrımında.
Ya gücün hukukuna teslim olacak,
ya da hukukun gücünü yeniden inşa edecek.

İnsanlık, yüz yıl önce kaçırdığı imtihanı bugün daha ağır şartlarda yeniden veriyor.

Bu kez bedel daha büyük.
Ama çözüm de her zamankinden daha açık. Ve dahi İnsanlık  İslam’a her zamankinden daha fazla gebe.

Selam ve dua ile.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

إن كان محمد بيننا

هو يحل جميع هؤلاء المشكلات حتى نشرب قبة
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23