Önyargılardan soyunmak
Önyargılardan soyunmak
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
Sessizlik, insanın geliştirebildiği en dürüst iç hesaplaşma biçimidir. Gece sessizliğinde gündüzden farklı bir şey olur.
Birbirine benzeyen, aynı cümleleri kuran, aynı kahkahaları atan, aynı korkuları yaşayan insanlar değildir sokaktakiler. Daha çok evsizler, kaybedenler, zevkperestler, yoksullar… Gecenin tekinsizliği ve sessizliği insana ya eve çekilme ya da sokağa çıkma arasında bir seçenek sunar.
“Gecenin dostluğu gündüze benzemez.” derler. İnsan inanıveriyor böyle süslü cümlelere gençlikte. Dostun yüzündeki tebessümün sahici olduğuna inanırsın. Yıllar geçtikçe, kötü bir kaderin de tesiriyle insanların gözlerine daha dikkatli bakmayı öğrenirsin. Yaşlandıkça, her bakışın ardındaki gizli hesapları, iyiliklerin ardındaki çıkar planlarını sezmeye başlarsın.
Hz. Allah, gençlikteki gücünü alırken bir yandan sezgilerini açar. Kötü niyetli olanların sezgiden de mahrum kaldığını sufi geleneğe yakın kitaplar, örneklerle çoğu kere anlatmıştır. Sezgi arttıkça, korkularının çoğunu erdem sandığını anlarsın.
Kalabalıkların en çok nefret ettiği insan modeli, çok düşünenlerdir. Düşünen zihin oyuna gelmez. Sürü ise var olan alışkanlıkları sebebiyle düzene biat eder. Kazancakis’in Zorba karakteri, düzene başkaldırmış, öte yandan sufi bir modelin var olabileceğini anlatır. Zorba’yı sürüden ayıran, rol yapamayan çocuksu halidir. Dolayısıyla bir yetişkinin çocuksu davranması toplumda delilik olarak görülür. Delilik, toplumsal normların icat ettiği kapitalizmin dışlama aparatıdır. Maske takmayı bilmeyen kişiyi ötekileştirir ki diğerleri (kendini akıllı sananlar) oyuna devam edebilsin.
Delilik iki türlüdür; biri gerçekten tüm akli melekelerini kaybetmiş olan, diğeri ise meczub dediğimiz cezbeye gelmiş kişidir. Meczub, tecrübe ettiği farkındalıkla aslında bir yara almıştır. Bu yara onu belki mutsuz eder ama teyakkuzda olduğu için daha hassaslaşmıştır.
Bugün insanlar birbiriyle konuşuyor belki ama aslında kimse kimseyi dinlemiyor.
Bir yere varmaya odaklanmış insan dinleyemez. Bir güce odaklanmış insan hissedemez. Maddi başarıyı hayatının merkezine almış insan empatiden yoksundur. Bu sahte özgüvenli insanları biraz deştiğinizde, bilinçaltlarındaki gizli korkuyu görürsünüz.
Güçlü görünmek için otomatik pilota bağlı gülüş, sosyalleşme adı altında sahte organizasyonlar tertip etmek kendini kandırma oyunudur.
Bu saçmalığı fark ettiğiniz an yalnız kalırsınız. Dışlanmanıza gerek bile kalmaz; çünkü siz o saçmalığın dışında kalmak istersiniz. Bu yüzden kalabalık, genelde yanlış yolu tercih edenlerin birleştiği çıkmaz sokaktır. Kalabalığın yolundan gitmeyen ebedi mültecilerin kelimeleri de, dostları da azalır. Önyargılardan soyunmak, modern insanın en büyük trajedisidir.
Büyük usta Fyodor Dostoyevski’yle noktalayalım…
“İnsan bazı gerçekleri gördükten sonra artık insanların arasına eskisi gibi karışamaz. Çünkü çoğu insan yaşamak için değil, birbirine benzemek için yaşar. Kalabalığın huzuru cehaletten gelir; düşünen insan ise kendi zihninin içinde sürgün olur.”