• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Refik Tuzcuoğlu
Refik Tuzcuoğlu
TÜM YAZILARI

Küresel “Mutlak Butlan”

23 Mayıs 2026
A


Refik Tuzcuoğlu İletişim:

Küresel “Mutlak Butlan”

REFİK TUZCUOĞLU

Türkiye, aylardır ana muhalefet cephesinde pavyonlardaki delege
avından şaibeli kurultaya, belediyelerdeki yolsuzluklardan siyasilerin
özel hayatlarında patlak veren skandallara kadar uzanan bir kriz
sarmalıyla meşgul. Son olarak buna mahkemeden çıkan "mutlak
butlan" kararıyla parti koridorlarında yaşanan iktidar kavgaları
eklendi. Bir yanda görevden alınanlar, diğer yanda geri dönenler ve
bitmek bilmeyen kurultay tartışmaları... Demokrasilerde muhalefetin
misyonu en az iktidar kadar hayatidir. Hürmüz Boğazı kilitlenmiş, Körfez'deki ABD-İran gerilimi küresel ekonominin şah damarına dayanmış ve ABD-Çin-Rusya ekseninde olağanüstü gelişmeler yaşanıyorken; dünyanın gidişatını iç meseleler nedeniyle okumaya vakit bulmayan bir muhalefet kimliğiyle Türkiye'nin geleceği nasıl inşa edilecek?

Bu kısır döngüden başımızı kaldırıp haritaya biraz daha geniş bir
perspektiften baktığımızda, dünyayı etkileyecek bir sarsıntının da
Pasifik"te yaşandığını görüyoruz. Geçtiğimiz hafta küresel
diplomasinin kalbi Pekin"de attı. Birbirinin peşi sıra gerçekleşen iki
kritik ziyaret önümüzdeki yüzyılın yeni küresel mimarisini
şekillendirme potansiyeline sahip.
Önce Donald Trump, kalabalık bir heyetle Çin"e gitti."Mar-a-Lago
malikânesinin kibirli sahibi", Orta Doğu bataklığında prestij
kaybeden bir ABD başkanı olarak Şi Cinping"in karşısına çıktı.
Trump"ın amacı, Hürmüz"deki tıkanıklığı Çin üzerinden aşmak ve iç
siyasetteki kan kaybını durduracak sahte bir zaferle ülkesine
dönmekti.


Ancak Pekin"in binlerce yıllık devlet aklı, ABD"nin bu
aceleci hamlelerini "Tukidides Tuzağı" bilgeliğiyle karşılayarak onu
kendi ağırlığı altında yormaya devam ediyor. Trump"ın ziyareti birkaç
ticari anlaşma makyajıyla sunulsa da aslında gerileyen bir hegemonun
yükselen yeni güce karşı çaresizliğinin tescili oldu. ABD finans
tekellerinin ve küresel sermayenin yavaş yavaş eksen kaydırdığı bir
dönemde, Washington"ın dayatmaları artık Pekin"de karşılık bulmuyor.

Trump"ın hemen ardından Vladimir Putin"in Pekin'e inmesi ise bu
yeni dönemin altını kalın çizgilerle çizdi. ABD"nin küresel liderlik
iddiasının zayıfladığı bir konjonktürde, Çin ve Rusya liderleri
yayımladıkları tarihî bir manifesto ile "çok kutuplu dünya düzenini"
resmen ilan ettiler.


Hegemonyaya, yaptırım siyasetine ve Soğuk Savaş
zihniyetine karşı kurulan bu blok, Batı"nın dayattığı kurallara alternatif
yeni bir finansal, ekonomik ve askerî mimari inşa ediyor. Rusya,
Ukrayna bataklığında yorulduğu için Çin karşısında "küçük ortak"
konumuna itilmiş olsa da bu asimetrik ama stratejik dayanışma ABD
eksenli tek kutuplu dünyayı temelinden sarsıyor. Sibirya"daki doğal
gaz hatlarından Kuşak Yol Projesi"ne uzanan devasa yatırımlarla,
Avrasya"nın kalbinde yeni bir damar sistemi örülüyor.



İşte tam da bu yüzden, Türkiye"nin sığ iç siyasi tartışmalara hapsolma
lüksü yok. Dünya, "Orman Kanunları" ile "Çok Taraflı İş Birliği"
arasında yeni bir denge ararken, Orta Doğu"daki ateş çemberi her
geçen gün daralırken, vizyonu bir sonraki kurultayı kazanmaktan
öteye geçemeyen ana muhalefetteki siyasi hesaplarla bu küresel
fırtınayı atlatamayız.
Peki, tüm bu ateş çemberinin ortasında Türkiye nerede duruyor?
Türkiye, etrafını saran ateşten gömleği ustalıkla çıkarıp kurulan
jeopolitik tuzaklardan yara almadan sıyrılmakla kalmamış, stratejik bir
mevzi kazanma başarısı da göstermiştir. Küresel blokların tedarik
zincirlerini silah olarak kullandığı bu yeni çağda Ankara, Doğu
Akdeniz ve Karadeniz eksenindeki proaktif hamleleriyle yeni ticaret
ve enerji koridorlarının âdeta merkez üssü hâline gelmektedir.


Bu diplomatik ve ekonomik manevra alanının gerisinde çelik bir zırh gibi,
insansız hava araçlarından uzun menzilli savunma sistemlerine uzanan
geniş bir yelpazede millîleşen stratejik askerî teknoloji yatmaktadır.
Sahada caydırıcı bir askerî güçle desteklenmeyen hiçbir koridorun
hayatta kalamayacağı gerçeğiyle Türkiye, bölgesel güvenlik
mimarisini kendi savunma sanayii kapasitesiyle garanti altına alıyor.
Bu stratejik uyanışın en çarpıcı sembolü ise diplomasinin rotasında
gizli. Küresel güçlerin Pekin"e gittiği, hesapların yalnızca Washington-
Çin-Moskova üçgeni üzerinden yapıldığı bir ortamda, Cumhurbaşkanı


Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkistan coğrafyasına yaptığı ziyaret
tarihî bir mesajdır. Bu hamle, Türkiye"nin sadece Batı ile Doğu
arasında sıkışmış pasif bir "köprü" olmadığını; Orta Koridor vizyonu
ve Türk Devletleri Teşkilatı ile doğrudan kendi çekim merkezini inşa
eden kurucu bir aktör olduğunu ilan ediyor. Türkiye’nin öncülüğünde,
Basra’dan başlayıp Türkiye üzerinden Avrupa'yı Asya’ya bağlayacak
olan ve Yeni İpek Yolu olarak da adlandırılan Kalkınma Yolu
Projesi, Türkiye’yi merkez bir ülke yapacak. Hicaz Demir Yolu
Projesi Kızıldeniz’i demir raylarla İstanbul’a ve oradan Avrupa’ya
bağlayacak.


"Mutlak butlan" kavramını sadece parti tüzüklerinde ve yargı
kararlarında aramayalım. Batı"nın çöken hegemonyası da küresel
ölçekte “mutlak butlan” ile yüzleşmek üzere. Bugün bu ülkenin
aydınlarının asıl boyun borcu bu küresel gelişmelere odaklanmaktır.
Gözümüzü ufka dikme vakti gelmiştir.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23