Kuşluk vakti yemini
Kuşluk vakti yemini
LATİF ERDOĞAN
Vahiy bir süreliğine ertelendi. Bunun üzerine Mekke müşrikleri tezvirata başladı; “Rabbin sana darıldı, gücendi ” dediler, “Rabbin seni terk etti” dediler.
İçleri yalancı bir teselli ile rahatlamıştı. Putlarını kurtarmış, atalarının yolu üzerinde duran en büyük engeli kaldırmışlardı.
Sanmışlardı ki, peygamberliğini ilan eden bu zat, artık Kabe’ye gelip Kur’an okumayacak, okuduğu Kur’an ile kalpleri fethetmeyecekti.
Sanmışlardı ki, Kur’an dinleyerek Müslüman olmuş yakınları yanıldıklarını anlayacak ve geri döneceklerdi. Kimisi babasına, kimisi annesine, kimisi oğluna- kızına, kimisi kardeşine yeniden kavuşacaktı.
Yine eskisi gibi putlara tapılacak, onlara kurbanlar kesilecek, Mekke müşrikleri Kabe’nin yönetimini ellerinde bulundurma üstünlüğünü kullanarak servetlerine servet, itibarlarına itibar katacaklardı.
Sanmışlardı ki, statüleri sarsılmayacak, herkes içtimai konumu üzere hayatlarını sürdürecek, soylular hep soylu, zenginler hep zengin, fakirler hep fakir, güçsüzler hep güçsüz, köleler hep köle, efendiler hep efendi kalacaklardı.
Daha neler neler beklemiş, daha neler neler düşlemişlerdi. Fakat bütün beklentileri boşa çıktı, düşleri suya düştü.
İşte vahiy yeniden başladı. Rabbi, kulu ve Resulü Muhammed’i kısa fasıla sebebiyle teselli etti, ona bu fasılanın hikmetlerini talim buyurdu.
“Yemin olsun kuşluk vaktine; kararıp sakinleştiğinde geceye ki, Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı. Elbette işin sonu senin için öncesinden daha hayırlı olacaktır. Rabbin sana mutlaka lütuflarda bulunacak, sen de memnun olacaksın.” (Duha, 1-5)
İşte kısa fasılanın hikmeti de budur. Yani fasıla, hayırlıdan daha hayırlıya, iyiden daha iyiye, güzelden daha güzele sıçrama sürecinin adıdır.
Hiç kesilmeden devam eden nimetlerin bir süre sonra ülfet ve alışkanlık sebebiyle nimet olduğu gerçeği unutulur; gelip giden sıradan bir akışkanlık kabulü ağır basar hale gelir. Sürekli sıhhat ve afiyet bu iki büyük nimetin nimet olma yönünü unutturur. Onun için hastalık denen fasılalarla uyarı yapılır. Bu uyarı en az sıhhat ve afiyet nimeti kadar belki daha da fazla büyük bir nimet olur. Sıhhat ve afiyetin bizim yanımızdaki değeri kat kat artar, şükürle mukabelemiz katlanarak büyür, Rabbimiz de şükürle mukabelemizi karşılıksız bırakmaz o da nimetini artırır ve böylece doğurgan bir döngü teşekkül eder.
Bela ve musibetler de böylesi hayırlı birer fasıladır. Bizi gafletten uyarır; her gün iliklerimize kadar doya doya yaşadığımız asudeliğin farkına varmamızı sağlar. Bela ve musibetin ezici sıkıntıları geçtikçe de yeni asude hayatın her anı bizim için ayrı birer lütuf olarak varlığını hissettirir. Acılar lezzete inkılap eder.
Bazen başarısızlıklar, bazen yenilgiler de böylesi hayırlı birer fasıla olurlar. Bizi güç zehirlenmesinden, zafer sarhoşluğundan kurtarırlar. Kendimiz olmanın ve hali muhafaza manasında kendimiz kalmanın yollarını gösterirler. Kötüye meyletmenin, negatif değişim ve dönüşümlerin önüne set çekerler.
Yaşadığımız fasılalar, dış alemde varlığını kanun olarak sürdüren fıtri halin bizdeki yansımaları hatta bazen izdüşümleridir. Dış alemde yaşanan kuraklıklar, iklim değişiklikleri, savaşlar, kavgalar, küskünlükler, dargınlıklar, boğuşmalar, gürültüler, kirlilikler birer fasıla hüviyetiyle bize de yansır, varlıklarını mikro planda bizde devam ettirirler. Ve bazen, insani yanını bütün insanlık keyfiyetine taşıyabilmiş olanlar kendilerini bir vesile ile arındırdıklarında hariçteki arınmayı da gerçekleştirirler. Çünkü onlar nazargahı ilahidirler. İlahi takdirin tebdiline vesiledirler.
Kuşluk vakti, günlük zaman diliminde gece ile gündüz ortasında hayırlıdan daha hayırlıya bir köprü vazifesi gördüğü gibi her fasıla da esasen böylesi bir vazife görür.
Peygamber Efendimizin maruz kaldığı kısa vahiy kesintisi nasıl ki varlığını kıyamete kadar sürdürecek alemşümul çok çok büyük hayırların vesilesi olmuşsa; hepimiz kendi fasılalarımızı kendi özel alanımızda daha hayırlı hale vesile telakki etmeli, her türlü olumsuz yorum ve kabullenmelerden uzak durmalıyız.
Ayrıca, geçmişte yaşadığımız fasılalar bize, şimdilerde aynı hali yaşayanları hatırlatmalı, onlara yardım konusunda birer teşvik kamçısı işlevi görmelidir. Nitekim surenin devamındaki ayetler bu dediğimizi hükme bağlar mahiyettedir: “O seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni yol bilmez halde bulup yol göstermedi mi? Ve seni yoksul bulup zengin etmedi mi? O halde sakın yetimi ezme! El açıp isteyeni de sakın boş çevirme! Rabbinin lütuflarını şükranla an.” (Duha, 6-11)