• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Özlenen o eski dostluklar…

06 Ağustos 2022
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Dostun dostundan kaçtığı, kardeşin kardeşlerle, evlatların anne ve babalarıyla kavgalar ettikleri, birçok ana ve babaların darülacezelerde ahir ömürlerini çile içinde geçirdikleri, niceleri ise düşkünler yurtlarında kapıları gözledikleri zamanımızda, aynı cemaat ve tarikata mensup insanların bir süre sonra; “Kardeşim” dediği arkadaşlarına ağır hakaret ve ithamlarda bulunduğu, birçok siyasi yol arkadaşlarının sebebi bilinmez, dün baş tacı yaptığı, hakkında methiyeler düzdüğü genel başkanına veya siyaset arkadaşı için doğru ya da yalan birçok iftiralar attığı, hakaretlerin bini bir paraya indiği, hakiki manada dostlukların oldukça azaldığı ve her şeyin çıkar ve menfaate dayandırıldığı günümüz dünyası insanlarına eski dostlar ve dostluklardan bir örnek vermek isterim.

Elbette ki günümüzde de böyle samimi dostlar vardır.

Yani Allah (cc) için sevenler, Allah (cc) için buğz edenler..

Samimi, kalıcı, menfaate dayanmayan dostluklar önemlidir.

Günümüzde; arzulanan, özenilen, istenilen dostluk da budur.

Ancak bu tip dostluklar herkesin görüp, izlediği gibi azdır. Her şey para, her şey menfaat ve çıkar… Menfaatin bittiği yerde dostluklar da bitiyor. Bu kere haset ve çekememezlikler yalanlar, iftiralar, dedikodular devreye giriyor.

Eski atalarımızın dostlukları nasıldı? Şimdiki zamanımızda dostluklar nasıl? (Gerçek dostluğu yaşatanları tenzih ederek) yazıma başlamak istiyorum.)

Biz Rize ilinin Kalkandere ilçesi, Çayırlı köyünde (Doğup yaşayan insanlarız. Rahmetli babam küçük yaşta yetim kalmış, roman olacak şekilde bir hayat mücadelesi vererek, bizleri okutmuş ve günün şartlarına göre ailesini geçindirmiştir. O günlerin şartlarına göre gerçekten örnek bir baba olmuş, bizleri yaptığı nasihatlerle, verdiği eski bildiği örneklerle milli ve manevi değerlere bağlı, büyüğünü sayan, küçüğünü, devletini, milletini, bayrağını seven insanlar olarak yetiştirmeye azami gayretler göstermiştir. (Mekânı cennet olsun. Bütün geçmişlerimizin de inşallah.)

Babam önceleri kendi köyümüzde (Silyan’da) terzilik yapmış, daha sonra işleri çoğalınca beş, altı köyün merkezi olan kayabaşında bir dükkan tutarak oraya taşınmış ve orada terzilik yapmış. (Sonradan dükkanını kaza merkezine nakil ederek bir müddet orada tüccar terzi ve esnaflık yaptıktan sonra, birkaç ortağı ile Ankara’ya göçmüş orada önceleri ortak olarak, sonraları herkes kendi başına yapsat inşaatçılığı yapmışlar, vefat edinceye kadar inşaatla meşgul olmuştur.

Kayabaşı’nda iken rahmetli babam zaman, zaman işleri için kaza merkezimiz olan Kalkandere’ye gider resmi veya özel işlerini görürdü.

O zamanlar babamın arkadaşı ve dostu Kalkandere merkezde oturan Turaboğları’ndan MECİT TURABOĞLU (ÖZTÜRK) Kalkandere postanesinde çalışıyordu. Soyadlarımız ayrı olmasına rağmen Turaboğları ile çok yakın dost ve akraba sayılırdık. Önceleri bizim köyde ve İspir’de ikamet eden Turaboğları sonradan Kalkandere ve şimdi mahalle olan bazı köylerine göç etmişlerdi.

Babam her kazaya inince ya işi için veya dostluğun gereği dostu Mecit beye uğrardı.

Mecit bey mesaide olduğu zaman; Babama: “Ali bey bekle yemek yeme paydos olunca (öğlen istirahati) Ben seni bulur beraber yemek yer sohbet eder, çay içeriz derdi.)

Bu iki dost böyle zaman, zaman buluşurlarmış.

Babam köyden gittiği için, Mecit bey de yerli ve şehirde ikamet ettiğinden dolayı babamı: “Misafir” kabul eder her zaman yemek paralarını Mecit bey ödermiş.

Bir gün rahmetli babam Mecit beye: “Mecit bey sen burada oturuyorsun. Ben de köyden geliyorum. Senin bizim köye gelmen senede ya bir defa oluyor, ya da olmuyor. Her zaman yemek paralarını sen veriyorsun. Bense mahcup oluyorum. Bu defa yemek paralarını ben vereceğim” der.

 Babamın anlattığına göre; Mecit bey çok dürüst ve zeki bir insandı. Akrabası ve dostu için elinden gelen her şeyi yapmaktan çekinmezdi. Babamın teklifine Mecit Bey hiç tepki göstermeden olur dedi.

Yalnız bir şartım var dedi: Babama; “Ali beni burada herkes tanır. Ben burada oturuyorum. Yemeği yiyip parayı sen verirsen “Şu Turaboğun Mecit’e bakın, yemeğinin parasını misafirine ödetti. Derler. İyisi mi sen dışarıda iken parayı bana ver. Yemek parasını ben senin paranla ödeyeyim. Paranın üstü kalırsa onu da sana iade ederim” der. Babam Mecit beye bir miktar dışarıda para veriyor.

Beraber lokantaya gidiyorlar, yemeklerini yiyor, çaylarını içiyor, biraz sohbet ettikten sonra masadan kalkıyorlar, Mecit bey yemek parasını ödüyor.. Mecit bey babamın koluna giriyor. Mevsim herhalde sonbahar ki babam pardösü giyiyor. Mecit bey babama: “Ali bey çok teşekkür ederim yemeği yedik. Buda geriye kalan paran. “ Onu babamın paltosunun cebine koyar ve babama: “Ali benim vaktim doluyor, ben postaneye gideceğim. İnşallah bir daha geldiğinde yine görüşürüz. O zamanlar şimdi ki gibi köylerde telefon yok bir istek, bir arzun olursa bir “pusula” yaz arabaya ver ben ayarlarım diyerek ayrılırlar.

Babam; biraz ayrıldıktan sonra elini pardösüsünün cebine atar. Bir de bakar ki babamın lokantaya giderken dostu ve arkadaşı olan Mecit beye verdiği paranın tamamını Mecit Bey aynen babamın cebine koymuş ve yine de yemek parasını babama yaptığı bir ustalıkla kendisi ödemiş oldu.

Babam bir an için şoke oldum. Ne zeka, ne ince hesap, ne kadar dostane ve samimi bir hareket.. Eskilerin deyimi ile: “Hiç suya sabuna değinmeden”, “Tereyağından kıl çeker gibi” zekâsını kullanarak benden parayı aldı. Yemek parasını yine kendi ödedi. Benim paramı da aynen bana iade etti. İşte çıkara, menfaate dayanmayan güzel dostluğa bir örnek.

Elbette ki ülkemizin birçok yerinde böyle insanlar dün olduğu gibi bugün de vardır. Bizimki sadece bir önekti.

İşte samimiyet, işte dostluk, işte zarafet ve nezaket. Eskilerimiz başka bir ifade ile büyüklerimizin belki kat be kat elbiseleri yoktu, sarayları, villaların yoktu, trilyonluk altlarında arabaları yoktu. Lüks içinde yaşamıyorlardı ama samimiyet vardı. Dostluk vardı. Karşılıklı saygı, sevgi ve insanlık vardır…

Ya bugün?!.....

Değerli kardeşlerim:

Elbette ki, samimi dostlar, arkadaşlar vardır. Temennimiz bu şekildeki, dostlukların daha çok olması, insanların birbirlerini sevmesi ve sayması, riyakârlık değil, gerçek samimiyetin ön plana çıkması yönündedir. Ancak düşünelim şu iki rahmetli insanın yaptığı dostluk, samimiyet ve centilmenliği günümüzde ne kadar insanlar yapabiliyor? Bizlerin dostlukları nasıl?...

Üzülerek ifade edelim ki, günümüzde birçok ahlaki ve manevi değerlerimiz zaafa uğramış, akrabalık bağları kopmuş, sıla-ı rahimler terk edilmiş, baba vatanları, onların yaşlı akrabaları hatta mezarları unutulmuş durumda… İnsanlar servet, gösteriş yarışına girmiş, kazanmak için dostluklar dahil birçok değerler feda edilmiştir.. Menfaat karşılığı olmayan samimi dostluklar ise çoktan göç eylemiştir.

Herkes bir şey kapmanın peşinde, dostluklarda ölçü maddi çıkarlar ve menfaatlerdir.

Çıkarlar azalınca, dostluklar da bitiyor. Bu kere menfaat ve çıkara erişebilmek, için insan yeniden sahte dostlar edinmeye çalışıyor.

Meseleyi uzatmadan son aylardaki ülkemizdeki siyasi olaylara bir bakalım. Kurulan yeni partilere, başlarındaki sayın genel başkanlara ve kullandıkları dillere bir bakalım.

Nasıl da bir anda geçmişi silip atıyorlar. Yıllarca bindikleri gemilerini terk ederek, mukavemet derecesi pek de belli olmayan, denizin üzerinde durup, duramayacakları şüpheli olan, iyice kalafatlı yapılmayan tahta ve sakat kalyonlara biniyorlar?!... Asla olmaz gibi düşündüğümüz negatif ve pozitifler arasında ittifaklar kuruluyor?!.. Rabbim bizlerden Samimi dostları eksik eylemesin. Akıl, fikir versin ki, gerçek dost ile sahte dostu ayırabilelim. Ukbamızı üç kuruşluk dünya için, sahte dostlar yüzünden kayıp etmeyelim, satmayalım. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

TEŞEKKÜR:

Edirne-Enez ilçesinin Vakıf köyünde bulunduğum sürede bizlerden dostluklarını esirgemeyen;

Vakıf köy muhtarı; Sayın Alaattin Arıcı,

Vakıf köy imam hatibi muh. Muhammed Emin Erbakan hoca efendi,

Vakıf köydeki bütün esnaflara, “Yeşil Belde Kop. Yöneticileri ve komşularımıza, site bekçimiz Saim Karagöz beye,

Büyük Evren’de ticaretle uğraşan merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun sınıf arkadaşı Sayın Nedim Çirozlar beyefendiye,

Bir vesile ile bu sene tanıştığım Büyük Evren esnaflarından Sayın Vural Altan Atar beyefendiye çok çok teşekkür eder sağlık, sıhhat ve afiyetler dilerim.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

@@@

Dost kazığının nesini özleyeceksin, tırnağın varsa kaşırsın. Bir ülkede adalet varsa kazık atan dosta ne gerek var.

Okur

Sayın yazar siyaset kısmına girmeden tamamlamış olsaydınız çok güzel bir Yazı olmuştu. Siyaseti işin içine soktunuz ... Sadece ayrılanlar mı vefasız. Ya içeride kalanlar için söyleyebileceğiniz iki laf yok mu.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23